Kaos ve düzen

Bu da benden bir kaos/düzen karşılaştırması, eski bir yazı 🙂

Hangi konuyu tartışırsak tartışalım bir süre hem de kısa bir süre sonunda geldiğimiz ana bir eksen var; muhafazakarlık- anarşizm!
Evrenimizin kaos ve düzen arasında sorunsuz varoluşu gibi bunun iz düşümleri olarak biz de muhafazakarlık ve anarşizm arasında doğup yaşayıp ölüyoruz.
Üstelik bu ana eksenin, zaten varoluşun temelini oluşturan düalizmin gereği olduğunu sıklıkla atlıyoruz ve farkında olmaksızın bu oltalardan birini yutuyoruz. Üstelik yaşamımızın içinde belki ağırlıklı olarak bunlardan birini destekler biçimde yer alışımıza karşın farklı zamanlarda ve farklı durumlar karşısında diğer metodu da savunmaktan geri durmuyoruz. Hatta birini savunurken diğerini yaşıyor olabiliyoruz. Birbirinin karşıtı gibi görünen bu iki olgu; Tanrı-şeytan ikiciliği, bizi deli konumuna getirmeksizin kendi içimizde, birbirlerinden habersiz yaşayıp gidiyorlar.
Bu kelimeleri hangi kavramlar ile bağdaştırdığımı açıklama ihtiyacı duyuyorum ola ki anlatmaya çalıştığım kavram karşıtlığını ifade edecek daha doğru kelimeleri siz biliyor olabilirsiniz.
İki karşıt uç olarak varoluşumuzun temeli; düzen ve kaostur. Varoluş bu iki uca doğru düzenli koşular sonucu ortaya çıkmış gibi görünüyor. Aslında fizikçilerin dediğine bakılırsa bu ikisi ayrı uç bile değil, aynı anda birbirlerinin içinde ve birlikteler yani dalga ve parçacık olarak kuantum hareketi sergilerler.
İşte bu karşıtlığı sosyolojik anlamda ifade eden uygun kelimeleri bulmaya uğraşıyorum.
Düzeni koruyan ve savunan için genel anlamda kullanılan sözcük, “muhafazakar” oluyor.
Muhafazakar görüş, tek başına belli bir görüşü savunmaz, adı üstünde “o an ve yerdeki” DÜZENi, o her ne olursa olsun muhafaza edendir.
Düzenin karşıtı olan, düzensizlik hali kaostur ve kaotik görüşün ismi de muhtemelen anarşi olabilir.
İnsanın ve toplumların bir arada yaşamasını temin etmek için düzene ihtiyaç var. Bu sebeple anarşi kelimesi muhtevası uyarınca insanın tüylerini diken diken eder.
Anarşi bir anlamda bindiğin dalı kesmek gibidir, oysa ayağını basacağı bir yere ihtiyaç duyan insan bu kelimeyi adeta unutmak isteyecek kadar ilgisiz karşılar. Bu davranışı aklı başında her kişi olumlayacaktır.
Dolayısı ile varlığını tehdit eden bu tehlikeli kelime yerine, muhafazakarlık kavramının karşıtı olarak muhtelif sözcükler koymuştur:
Devrimci; Mevcut düzenin toptan yıkılmasını ve yerine önerdiği sistemin gelmesini ister.
Reformist; mevcut düzenin tümüyle yıkılmasının zor ya da gereksiz olduğunu ama bazı kısımlarının yenileri ile değiştirilebileceğini savunur.
Evrimci; Mevcut düzenin aynı doğa unsurları gibi zaten evrileceğini ve bu sebeple reformistleri dinlemenin yerinde olabileceğini söyler.

Muhtemelen unuttuğum başka kademelerde olabilir. Eğer şimdilik bu sözcüklerden hareket edecek olursak; muhafazakarların en büyük düşmanı gibi görünen devrimcilerin de aslında kendilerinden pek farklı olmadığını açıkça görebiliriz. Çünkü devrimci, eskiyi yıkıp yerine yeni bir düzen getirecek ve getirdiği düzenin muhafazakarı olacaktır, hatta daha düzeni kurmadan bile muhafazakar olmuştur. Getirmek istediği düzene söz söyletmez, eleştiri kabul etmez ve bu sebeple ha bire doğurur. Doğurarak küçülür ve değişim kudretini kaybeder.

Devrimcinin ve onun alt düzeyi olarak reformistin hazırladığı yeni düzen paketinde yer alan unsurlar nereden gelmiştir peki?
Düzen haline gelmeyi zaten istemeyen, buna karşı olan anarşi çorbasından çıkmaları muhtemeldir. Çünkü bu çorbanın içinde her şey vardır, seç beğen al!
Örneğin ve basitçe; “Erkek egemen toplum yıkılsın” diyen anarşist görüşü beğenen bir devrimci bunu alır, kuracağı düzene “kadın erkek eşitliği” olarak geçirir, feminist görüş bunu alır “artık kadınların zamanı geldi” diye geçirir vs. Anarşizm düzen önermediği için yalnızca yıkmaya çalışan bir hareket olarak tespitler yapıyor gibi geliyor bana.
Halbuki normal bir insan olarak anarşiden çekip aldığımız her yıkma girişimi anında yenisini yapma isteğimizle tamamlanıyor.
Böylece Devrimci, reformist, muhafazakar olarak hepimiz dalgayı çökertmeye uğraşıyoruz. Bu hatalı bir davranış değil varolabilme savaşıdır. Bu sonsuz sürecin, üstelik de anlam olarak birbirinden hiç farkı olamayan sürecin, farklı basamaklarında yer alıyoruz. Tabii ki yer aldığımızı düşündüğümüz basamak yalnızca ağırlıklı olarak kullandığımız anlamına gelecektir. Yukarıda bahsettiğim gibi yıkıp-yapma ve koruma, güdü olarak her şekilde her insanın kullandıkları arasındadır.
Belki konuyu daha da basitleştirmeliyiz. Anarşi yani temsil ettiği kaos, insan olarak varoluşumuzun karşısında olduğuna göre onu zaten kategori dışı bırakıp, muhafazakarlığın içinde “eski ve yeni” yanlıları şeklinde daha elle tutulur bir düzeye indirgeyebiliriz.
Yani eski düzenin muhafızları ve yeni düzenin muhafızları şeklinde saf tutabiliriz. Ya da bilinçsizce her zaman yapa geldiğimiz gibi her iki safta da “işimize geldiği ölçüde” durabiliriz.
Örneğin, anne-baba olarak çocuğumuza kendi düzenimizi dayatırken “eskinin muhafızı” ve aynı anda işyerinde yaşlı müdürün baskısına karşı “yeninin muhafızı” olabiliriz.
Araba kullanırken aynı seyahatte bile, bazen eskinin bazen de yeninin muhafızı olur ve bundan hiç rahatsızlık duymayız.
En reformist, en devrimci olanımızın bile bir durma noktası var. “Ahlaksız teklif” filminde iddia edildiği gibi herkesin bir fiyatı vardır. İnternette bir forumda bulunuyorsanız o topluluğun sorunsuzca bir arada yollarını sürdürmeleri açısından, durma noktalarının farklılıkları hep sorun yaratacaktır.
Halbuki görünüş bundan farklı gibidir çoğu zaman; sanki bazı üyeler “her şey serbest olsun, kuralsız olalım”, diğerleri de “hayır bu işin bir adabı vardır” diyorlar ve taban tabana zıt iki gurupmuşlar gibi ha bire birbirlerini saf dışı etme çabasında görünüyorlar.
Oysa herkesin, en devrimci, reformist görünenin dahi bir durma noktası ve durduğu yerdeki düzeni koruma kaygısı vardır. Belki bunu düşünmemiş olabilir fakat düşünse iyi de olabilir 

Sonuç olarak “yok aslında birbirimizden farkımız!” , eskiyi savunan kişi şunu bilmelidir ki; yeniyi savunanların da bir durma noktası vardır yani iş genişleye genişleye anarşiye varmaz, bu varlık nedenimize aykırı olur. (En azından şimdilik) bu sebeple endişe edip “aman elimizdeki değerler gidiyor, kaosa yuvarlanacağız, mahvolacağız” çığlıkları samimi olmakla birlikte yersizdir. Buradaki endişe onların zannettikleri gibi kaosa dalıp kaybolmak değil, eskinin alışılmış ve gözü kapalı yerine getirilen kurallarına karşı yeninin biraz tehlike, daha çok çalışma ve daha çok düşünme gereğinden kaçınmak isteyen, yalnızca pek nahif “tembellik” güdüsüdür bence.
Ve eğer eskiyi savunan biraz tembelleşmiş insanlığımız olmasa, üstümüze yağacak olan bir çok farklı yeni dalga arasında hakikaten bocalayabilirdik. Oysa eskiyi savunanlar tarafından bu tehlike otomatikman saf dışı bırakılıp ancak eskiyi devirebilecek nitelikte büyük değişim enerjisi biriktirmeyi sağlıyor ve dolayısı ile muhafazakar, yeniye ayak direyerek YENİYİ YARATIYOR.
Varlığımızın her iki nedenine de aynı ölçüde saygı duyuyorum. Molla Nasreddin haklıymış, herkes haklı olabiliyor hatta onların haklı olduğunu söyleyen de haklı olabiliyor.

Sibel Atasoy
10.03.04

Öldürülmüş bir dostla hasbıhal

Sevgili dostum ,
Nerden başlayayım ,herkesin çok ciddi olduğu bir dünya var artık. İnsanın içine sıkıntı düşüren bir insan tipi sardı dünyayı. Özelikle güzelim ülkemde. Belki bizde öyleydik diyorsun , belki haklısın, ancak biz biz olarak ciddiye alıyorduk ,yaşamı.Paylaşılan bir şey olarak. İneklerin ilk artı değer üreticisi olduğunu bulmuştuk gülerek , ardından , bir kaç arkadaşın cenazesine gitmiştik.
Ben olarak dünyayı ciddiye almak farklı bir duygu ,kendini dünyadan önemli saymaya kadar gidiyor usulca. Burası benim yağma alanımdır gibi bir durum oluşuyor. Umutsuzluktan diyorsun duyuyorum. Sen ki ölümle yüzleşirken bile bu kadar önemsememiştin, kendini vesana sunulan yaşamı.Kader mi?* Boşvermişlikten değildi elbet bu , onca gençliğine karşın. Haklı olabilirler diyorsun. Anlıyorum. Bana anlatıklarını bu yüzden yazmak gereği duydum.
Bir de burda istediğini yazacağın bir boş sayfa var yazayım bari dedim.(düz yazı yazmak bir cehennem olsada) Dünya bir zamanlar düzdü , artık çok iyi biliyorum değil mi? Bir dünya nasıl düz olur onuda biliyorum elbet , sevgiden öte nedenleri olmadan sevişenlerce dümdüz olur dünya. Düz bir tepsi olarak görülür ve rahat bir döşek gibi olur bu dünya. Öğrenmişim değil mi? Melekler, periler , cinler rahatça gelip giderdi , kimse aldırmazdı onlara .Varsa bir şeyler paylaşılır yoksa ‘Söyleyin Rabbinize bize yemek versin’ derlerdi sonra usulca öyküler uydururlardı rengarenk boyarlardı bedenlerini ,kırmızı hiç kullanılmazdı biliyorum, ilk cinayetle başladı değil mi?İnsanlarda geniş ferah ve düzdü.Yorulmamışlardı kendilerinden ve yarışlardan. Bunu sen söylemedin ama eski bir resminden öğrendim.
Bu arada Tahiti ‘de sörf sezonu açıldı desem buna inanır mısın? Irak’ta da insan avı turizmi son hız devam ediyor. Ancak artık dünya küre ve biz bunu biliyoruz. Bilmek yetmiyor ,illaki insanın gözüne sokuyorlar.Artık dünyanın düz olma şansı kalmadı.
Yeni bir sevgi ve buna uygun sevişme tarzı bulmak lazım değil mi ama?
Sonra 1 Mayıs kutlandı.İşçiler ve polisler birlikte havai fişekleri attılar, sonrada işçilerin çok terlediğini farkeden polis işçileri sularla serinletti ,desem.
Gerçi yine işçiler kendilerini yerlere atıp yaralanmayı başardılar.Zaten zeki olsalar işçi olmazlar ,iş olurlardı . Sonra da adam olurlarsa iş adamı pardon iş insanı olurlardı.
Evet artık herşeyin bir insanı var , yok canım insandan umut kesilmiş olduğu için değil, dünyayı anlayalım dizginleri ele alalım derken, insanda bana bakın dercesine kılık değiştirdi , sanırım. Sen bunu bir düşün , gelecekte kedi insanı , köpek insanı gibi tanımlarda ortaya çıkar , çıksın renk çeşit olur.Daha ileri gider, semizotu insanı,lale insanı(gerçi o çıktı galiba geçenlerde gördüm gibi ama belki düştü belki düşmedi) soğan insanı olmalı faydalı mı? Bence soğan erkeği yerine soğan insanı daha hoş oluyor, ama …
Yine de bir yanım , yanıyor gibi.
Gerçi sende haklısın,Allah başka dert vermesin derken.
Bir de İbrahim Tatlıses böyle yalnız yaşamak zorunda kalmasaydı ,Tuğba da hazır çıkmışken mahpustan değil mi ama?

Kader* hakkında bana bir şeyler söylersen sevinirim , şimdilik huzurlu ve nur içinde ol.

Hüznün suskun kadınları

Sarı saçları, yüzünün solukluğunu daha da belli ediyor kadının.

Bir fabrikanın gürültüsü içinde, insanların bir sonraki hareketlerinin, bir sonraki duygulanımlarının, yüz ifadelerinin ve kalp atışlarının kurumsal kimliklerde yazılı olduğu bir iş ortamında, modern zamanların kayıt altına alınmış ve ancak boyunlarına asılmış kartların kullanım biçimine göre bir kişilik edinebilmiş kalabalıklarının içinde, bütün bu karmaşaya değmeden yürüyen sessiz bir kadın. Bütün bu seslerin arasında, sessizliğini koruyup, büyüten yalnız bir kadın. “Ben sağırım. Duymak istediğim şeyler olursa kulaklığımı açıyorum, gerekmediğinde kapalı tutuyorum” diyor filmin (*) bir yerinde.

Bu, o kadar kolay değil elbette. Bazen duymak istediğin, duymaya deli gibi ihtiyaç duyduğun sözcükler, aniden bastıran bir yağmura dikkat kesilmişken kayıp gidiyor telaşlı gökyüzünde. Başka tarafa bakarken, çaresizce yanından uzaklaşıp gidiyor uzaklara bir yere. Duymuyorsun ve bir şeyler yarım kalıyor. Duymuyorsun ve bir şeyler, oyundaki sözlerini unutmuş bir müsamere çocuğunun gözyaşları gibi düğümleniyor boğazında. Bazen de acımasız, aşksız, huzursuz, soğuk, muhteris bir cümle her şeyi aşıp, hiç sırası olmadığı halde yüzüne çarpıyor. Duyuyorsun ve bundan böyle duymamış gibi davranamıyorsun ömrünce.

Adam neden diye soruyor kadına. “Neden kendinden söz etmiyorsun?” Oysa kadınlar neden sorusundan hoşlanmazlar. Nedensiz davranışlar en çok kadınlara yakışır çünkü. Bir kadının davranışlarına neden araması sahiciliğine gölge düşürür. Neden diye yargıçlar sorar, polisler sorar, yasa koyucular sorar, askerler sorar, müdürler sorar. Oysa neden diye başlayan sorular sorabilmek için gücünü yasalardan almak yetmez. Ancak güçlü bir kalbiniz varsa sormaya cesaret edebilirsiniz.

Aşık bir kadına neden sorusunu sormak, alabileceğin yanıtların, kalbini bir harabeye, bir cepheye çevirebilmesine hazır olmak anlamına gelir. Kadınlar böylesi sorulara hazır olmayan erkeklerin sorduklarına asla gerçek yanıtlar vermezler. O da vermiyor. Saçlarının rengini, ismini, hayatını gizliyor, yaralarını sardığı adamın ısrarlı sorularına karşı. Adamın vücudunda yanıklar var ve gözleri de görmüyor bu süre içinde. Kadına kendi dünyasında saklı tuttuğu bir isimle sesleniyor.

Hikayesini kendi geçmişinin tenha yerlerinde sakladığı bir isimle sesleniyor. Alçak bir savaşın bütün izlerini vücudunda taşıyor kadın. Her şeyden habersiz evine dönerken Sırplar ve diğerleri tarafından bir otelde alıkonulup aylar boyunca tecavüz edilmiş. Böylesine zarif bir beden, bu kadar acıya, bu kadar kudurmuş bedene nasıl tahammül edebilir diyor insan. Anlıyorsun ki bir kadının acılara tahammül çizgisini hayal bile etmek pek mümkün değil. Anlıyorsunuz ki yeryüzünün bütün acıları bir tek kadının vücudunda, ruhunda, gözlerinde toplanabilir. Hayatta kalmanın utancı bir türlü silinmiyor üzerinden.

Çünkü arkadaşları ölmüşler, çünkü göğsüne tükürükler saçılmış, çünkü kasıklarında korkuyla karışık tiksintiler var. Alenen yaşanan acılara gözlerini kapatmış bütün dünya. Hayatta kalmanın utancı en mahrem yanlarına yapışmış ve çıkmıyor. Bir kere hayatta kalmış ve ölmek bile bu utancını dindirmiyor bu andan itibaren. Adamın ellerini tutuyor ve göğsünde, boynunda gezdiriyor. Vücudunun her yanında Çetnik yaraları var. Her yanına bıçaklarla çizikler atmışlar. Tecavüzle yetinmeyip parça parça kanatmışlar zarif bedenini. Her gün bir yanı ölsün diye durmadan üşenmeden küçük kesiklerle doldurmuşlar her tarafını. Adamın ellerini yaralarının üzerinde gezdiriyor usulca. Aradan yıllar geçmiş ama yaraların izleri geçmemiş.

Yıllar geçmiş ama kulaklarındaki sağırlığa rağmen çığlıklar silinmemiş. Erkeğin gözleri görmüyor ama parmak uçlarında hissediyor acıları. Parmak uçlarıyla duyuyor, parmak uçlarıyla görüyor, parmak uçlarıyla ağlıyor, parmak uçlarıyla hıçkırıklara boğuluyor. Kadınların yaralarını erkeğin gözyaşları iyileştirir ancak. Erkekler ketumlaştıkça, gözleri kuraklaştıkça, acısı dinmemiş kadınların sayısı artıyor. Erkekler ağlamayınca kadınların yaraları bir türlü geçmiyor. “Benimle gel” diyor adam. Bütün kadınların bu cümleyi duymak istediklerini zannedersiniz.

Gerçek böyle değil. Kadınlar bu cümlenin nasıl söylendiğini, ne için söylendiğini ve gerçekliğini, bu sözleri söyleyenden bile daha fazla hissederler. “Bir gün ağlamaya kalkarsam, beni bir odaya kapatmak zorunda kalırsın…” diyor kadın. Çünkü kadınların sahici gözyaşlarına katlanılması güç acılar sinmiştir.
(*) La Vida Secreta De Las Palabras

Tarık TUFAN

Amway ve Ürünleri

Amway’e Açık Mektup ve Amway 2 konusunun devamıdır.

Konular çok yorum aldığından yeni başlık açma ihtiyacı duydum.


Özet
xenix tarafından Per, 01/05/2008 – 13:28 tarihinde gönderildi.
İlk yazımda amwaycilerin tutumlarına olan tepkimi dile getirdim. Bundan sonra benim neden amway düşmanlığı yaptığıma yönelik tepkiler geldi. Bende amway e değil, sistemin yanlışlarına dikkat çektim.
Daha sonra sistemi bilmediğimi ortaya atanlar çıktı. Sistemi anlatmaları için davet ettim fakat kimse sistemi anlatmaya yanaşmadı.
Son olarak amwaycileri teknolojinin kaynağı gibi göstermeye çalışanlar veya kendilerini 21. yüzyıl düşünürü olarak lanse etmeye çalışanlar çıktı. Sözüm ona kendilerinin yaptığı iş dışında yapılan işlerin hepsi yanlışmış gibi bir izlenim vermeye çalışsalarda bunda başarılı olduklarını pek söyleyemem.

Arada mutlaka atlanılan mesajlar yorumlar vardır tabiiki. Hatta birileri bu işin felsefesine tutulduklarını söylemişti mesela. Tabii amwayciler tarafı genellikle tek mesaj atıp gittiler. İçlerinden iki tane tartışmak üzere kalan oldu.

Bunlardan biri AKREBİM diğeri ise Losartan. Akrebimde anlatacağım sistemi diye büyük bir hevesle gelmişti ama sonra pek bir efor sarfetmedi. Şimdilik Losartan ile tatlı tatlı tartışıyoruz bakalım.

xenix: Özet budur.

»

Bu arada
statik tarafından Per, 01/05/2008 – 13:35 tarihinde gönderildi.
sorduğum sorulara net cevap alamadığımı da belirtirim.
cevap mahiyetindekiler beni tatmin etmedi:(

»

amwayin sistemi
Uğur (doğrulanmadı) tarafından Cum, 02/05/2008 – 11:51 tarihinde gönderildi.
Öncelikle bu işin iktisadi temelini almış bir akademisyen sıfatıyla konuştuğumu belirteyim. Amwayin ürünlerini satan arkadaşlara sormak istiyorum. Neden kimse bu işin rakamsal boyutlarına değinmiyor merak ettim. Yani neden kimse çıkıp, sistemdeki duyguları okşayan kısımları bırakıp da, bu işi yüzdelerle ve rakamlarla piramitin alttan yukarıya doğru ne şekilde işlediğini anlatmıyor?

»

HERKES YOĞURDUM EKŞİ
TOLGA BAGUBEK (doğrulanmadı) tarafından Cum, 02/05/2008 – 17:55 tarihinde gönderildi.
HERKES YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ DEMİ BUNBU KANITLAMIŞTIR ALDIĞI ÖDÜLLE BNİRLEŞMİŞ MİLLETLERDEN ALINAN ÖDÜLÜ VAR HER ÜRÜNÜNDE GARANTİSİ VAR 90 GÜN ÇOK BÜYÜK BİR İDDİA DEMİ BAŞKA YERDE YOK BU ÜRÜN İADESİNDE YAPILAN ÖDEME DE BUNA ÖRNEK

»

AKREBİM MERABA
AKREBİM tarafından Cts, 03/05/2008 – 21:33 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
MERABA ARKADAŞIM.GELDİM.SANKİ KAÇAR GİBİ OLMUŞUM.AMA YOK DEİL.İŞLERİN YOĞUNLUĞUNDAN.AMWAY İŞİYLE İLGİLENMEK ÖYLE ÇOKTA KOLAY DEİL MALUM.BUYUR SOR NE İSTİYOSAN.DİLİM DÖNDÜĞÜNCE CEVAP VERMEYE ÇALIŞIRIM SEVE SEVE.BİLGİM DOĞRULTUSUNDA ELBET.
SAYGILAR

»

Hoşgeldiniz 🙂
xenix tarafından Cts, 03/05/2008 – 21:42 tarihinde gönderildi.
Eee tabii haliyle yoğundur işleriniz gece-gündüz çalışıyorsunuz tahmin edebiliyorum. Haklısınız amway işiyle ilgilenmek kolay değildir. Aslında bende hep bunu söyledim başından beri 🙂

Tabii başından beri bekleyen bir soru var. Piramit sistemini sayısal olarak anlatabilir misiniz? Çok seviniriz, bütün okuyucular olarak bunu bir bilenden okumayı istiyoruz.

xenix

»

neden tartışıyorsunuz ki
Misafir (doğrulanmadı) tarafından Paz, 04/05/2008 – 21:28 tarihinde gönderildi.
neden tartışıyorsunuz ki herkes aynı şeyi kabul etse dda din tek millet tek para birimi tek futbol takımı vs . olurdu
lütfen düşünceye saygılı olun bırakın kim ne iş yapıyorsa yapsın yeter ki yaptığı işle vatana millete zarar vermesin kendine zarar veriyorsa o da kendinin bileceği iştir. benim şuana kadar gördüğüm hatırı sayılır para kazananlar var bu işten veya hiç kazanamayanlar ama o kadar forum ve site gezdim bu konu ile ilgili bir Allah’ın kulu da ürünleri kötü demedi saygılarımla…

amwayin sistemi
aupakkan tarafından Pzt, 05/05/2008 – 09:16 tarihinde gönderildi.
arkadaşlar ben sistemin nasıl olduğunu gösteren dökümanı sonuçta buldum. özetle şunu söyliyim. 39.500 ytl tutarında mal alırsanız 3600 ytl civarında para kazanıyorsunuz. yani gurup olarak siz ve gurubunuz bu tutarda mal çekerseniz (satış değil dikkat edin), 3600 ytl size kalıyor. ama brüt olarak. bu rakamdan hiçbir amway dökümanında rastlanmayan, %20 oranında gelir vergisi kesiliyor. hiçbir sosyal güvenceniz olmuyor. iletişim, yol, yemek vs gibi günlük giderleri de düşmeniz gerek tabi ki. 39500 ytl mal alıp hiç kar etmediğinizi düşünürsek olay böyle.

Şimdi amwayci arkadaşlar, niye kar etmeyelim diyeceklerdir. Çok alım yapan hiçbir müşteri sizden almaz, gider 65 liraya üye olur.kendisi indirimli alır. bu şartlarda 39500 ytl alım yapmak ne derece zor, tahmin etmesi kolay öyle değilmi. daha yazacağım…

»

“Satış yaptıkça, primim
aupakkan tarafından Pzt, 05/05/2008 – 09:25 tarihinde gönderildi.
“Satış yaptıkça, primim artacak” kandırmacasına da cevap vereyim. Arkadaşlar, bakın, ben amway yanlısı ya da karşıtı değilim. Ben sistemdeki durumu anlatıyorum. Kandırmaca lafını özellikle söylüyorum, çünkü anlatılan ve uygulanan durum farklı. Prim sistemi aşağıdan yukarıya doğru artıyormuş gibi gösteriliyor ancak bunun matematiksel bir zorunluluktan ziyade, üyelere verilen bir imtiyaz gibi gösterilmesi doğru değil. en yüksek prim seviyesi olan 21% durumunda bile, elinize geçen prim %10 u geçmemekte. matematiksel anlatımı hazırlıyorum şuan. detaylı yazacağım.

»

piramit
AKREBİM tarafından Pzt, 05/05/2008 – 23:23 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
selamlar.piramit diyorsun.kastetdiğiniz bayilikler olsa gerek.kurduğumuz organizasyonumuz yani.kazanılan parasal değerleri soruyosanız bunun matematiksel bir hesabı var tabiki.ama herkesin anlıyabileceği gibi şöyle izah ediyim:he yatay kolunuzdan hak ettiğiniz prim seviyesine göre(%3-%9 gibi)aradaki fark kadar prim alırsınız.yani bir %18 %3 seviyesindeki yatayından %15 primini alır.bunun hesaplamsıda var tabiki.
gece gündüz çalışmıyorum xenix.napıyosun.ölcekmiyiz.
valla patronum yok.canım istediği kadar çalışıyorum.
haa biriside mümin sekmanı örnek verdim diye oda kitap yazsın onunkinide okurum demiş.ben tanıyan kitle daha çok olur diye onu örnek vermiştim.
saygılarr

»

aupakkan’a
AKREBİM tarafından Pzt, 05/05/2008 – 23:26 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
arkadaşım pardon ama siz bu rakamları nerden buldunuz.ben böyle bir sistem duymadım bu işin içinde.bunlar neyi ifade ediyo acaba???
39500 ytl ne oluyor acaba??

»

SIZE YAZMAK=SUYA YAZI YAZMAK(xenix)
LOSARTAN tarafından Salı, 06/05/2008 – 01:03 tarihinde gönderildi.
Bu size cevaben son yazim. Ne kadar mantik cercevesinde aciklama da yazsak; siz kendi mantik cercevenizde degerlendiriyorsunuz. Ben de “suya yazi yazmak” istemiyorum.

“İlk paragrafta internet, bilgisayar ve teknolojik gelişmelerle amwayi bir tutmuşsunuz? Sanki bu gelişmelerin kaynağı amway ve bu işi yapanlarmış gibi bir havada yazmışsınız ama şunu hatırlatayım, internet, bilgisayar ve internet üzerinden alışveriş amway işi yapmayanların geliştirdiği sistemlerdir.”

Yukardaki paragraf size ait sanirim. Burdanda anlasilacagi gibi size birsey anlatmak mumukun degil. Yukardaki paragrafinizda Amway’in teknoloji uretmedigini iddia etmistiniz. Size verdigim cevapta Amway(Alticor)’in teknolojisinden ve E-spring sisteminden bahsettim ve cark ettiniz.

“Sanırım benim teknolojiyi üretmeyenleri amwaycileri yani sizi kastettiğimi anlamadınız. Ben zaten onu söylüyorum. Teknoloji amway şirketi ve ürünleri kullanıyor olabilir. Ama bunu geliştiren amwayciler değil.”

Yukardaki paragraf da nasil cark ettiginizin kanitidir. Biz zaten hicbir zaman bu teknolojiyi biz yapiyoruz demedik, elbetteki Amway yapiyor. Tabiki Amwayciler bunu yapmayacak. Siz ekmeginizi firindan almiyor da evde mi yapiyorsunuz yoksa? Mutlaka herkesin isi ayridir sevgili arkadasim. Amwayci tuketicidir zaten, bu planlarimizda da mevcut. Ancak sizin anlayamadiginiz nokta; bizler “uretken tuketiciyiz”
Bu arada tavrinizi ve uslubunuza yazmis oldugum ovguleri de geri aliyorum. Ustesinden gelemediginiz yazialara verdiginiz alayci cevaplarla siz kendinizle dalga gecersiniz ancak.
Size hayatinizda basarilar ve bol laf yetistirmeler arkadasim. Ancak uretkenliginizi boyle gosterirsiniz. Saygilar
LOSARTAN/CANAKKALE

» Suyu okuruz sayın Losartan
xenix tarafından Salı, 06/05/2008 – 06:56 tarihinde gönderildi.
Son cevabınız için üzüldüm, daha sistemi dinleyecektik sizden. Kendi mantık çevçevemde değerlendirdiğim doğru. Haklısınız, çünkü anlatılanları mantığım almıyor.

İlk paragrafta ne demişim? Amway ve bu işi yapanların interneti, teknolojiyi bulmadığını söylemiştim. Yine aynı şeyi söylüyorum. Mühendislerin, bilim adamlarının, araştırmacıların vs amway işi yapmadığını söylüyorum. Şöyle olur, bilim adamları geliştirir teknolojiyi amway şirketi kullanır. Bunu zaten biliyoruz ve belirttim. Sizin anlamadığınız şey şu sanırım; yazınızda internet üzerinden alışveriş yapmanın teknolojik bir geliş olduğundan dem vurarak hafif alaycı bir tavır sergilediniz. Bende bunun üzerine internet üzerinden alışverişi amwayin keşfetmediğini söyledim. Kaldıki kendiniz de yazmışsınız ” Bagli bulundugu Alticor sirketinin Ar-ge (arastirma gelistirme) calismalarini inceleyin.” Bu ne demek, amwayciler ve amway değil bağlı bulunduğu başka bir şirketin Ar-ge bölümü yapıyor demek. Bende tam olarak bunu diyorum zaten.

Her ne ise. Kaldıki siz bize amwayde ve bağlı bulunduğu ar-ge şirketlerinde iş teklif etmiyorsunuz zaten. Amway ürünlerini pazarlamayı teklif ediyorsunuz ve bu konu hakkında konuşuyoruz. (Daha doğrusu konuştuğumuzu düşünüyordum.)

Bize teknolojik gelişmeleri bildireceksiniz başka başlıklar altında sohbete devam ederiz. Ama bu başlık hakkında amwayin size sunduğu ve sizinde çevrenize sunduğunuz işi konuşalım.

xenix

»

Sn Akrebim
xenix tarafından Salı, 06/05/2008 – 07:00 tarihinde gönderildi.
kazanılan parasal değerleri soruyosanız bunun matematiksel bir hesabı var tabiki.Merak ediyoruz

ama herkesin anlıyabileceği gibi şöyle izah ediyim:Dinliyoruz

he yatay kolunuzdan hak ettiğiniz prim seviyesine göre(%3-%9 gibi)aradaki fark kadar prim alırsınız.yani bir %18 %3 seviyesindeki yatayından %15 primini alır.Anlamadık, (yani ben anlamadım ne demek istediğinizi)

bunun hesaplamsıda var tabiki.
Merak ediyoruz

xenix

»

akrebim’e
aupakkan tarafından Salı, 06/05/2008 – 08:22 tarihinde gönderildi.
telaşeden getirmeyi unutmuşum. detaylı dökümü yazacaktım bugün. evraklar evde kaldı. yarın detaylarıyla anlatacağım. bu arada şunu belirteyim. arkadaşlar, ben kimseye dolandırılıyorsunuz, kandırılıyorsunuz mesajı vermeye çalışmayacağım. sistemdeki oyunları ve aldatmacaları görmenizi istiyorum sadece.. ha bu arada, piramitin ne olduğunu sormuş akrebim. sen, sana bağlı 6kişi,o 6 kişiye bağlı 6şar kişi vs. yukarıdan aşağıya doğru inen bir sistemdir amwayinki de. ve bu sistemlerin ekonomideki ismi piramit sistemlerdir.şu ana kadar, sanırım 4 amwayci arkadaşa sordum, dedimki “bu piramit nereye kadar iniyor biliyormusun” dedim. dördü de aynı cevabı verdi. sonsuza kadar. hayır sonsuza kadar değil. sen ve senin altına dikey beşinci satıcıya kadar iniyor. beşinci alt sıradan sonrasının sana faydası olmuyor. tabi bu da seminerlerde anlatılmıyor. bilmiş olun.. saygılar. yarın detaylarla görüşmek üzere..

»

“6 kişi” örnektir
aupakkan tarafından Salı, 06/05/2008 – 08:28 tarihinde gönderildi.
yazdıklarımı okuyunca, dedim şimdi biri çıkar, “hayır 6 kişi değil, istersen 20 kişi de üye yapabiliyosun” der 🙂 6 rakamı örnektir arkadaşlar:) amwayin dökümanlarında hep 6 var da ordan aklımda kalmış. onun da bi sebebi vardır elbet. onu da çözdüm merak etmeyin:) neden 8 değil de 6?

»

vay be!
statik tarafından Salı, 06/05/2008 – 08:31 tarihinde gönderildi.
Bilenler anlatınca daha anlaşılır oluyor.

“”beşinci alt sıradan sonrasının sana faydası olmuyor. tabi bu da seminerlerde anlatılmıyor. bilmiş olun..””

zaten küçük bir nokta gibi gözüküp, es geçiliyorsa (seminerlerde yani) o noktada mutlaka “maraz” vardır. Ben bunu bilir bunu söylerim arkadaş.

»

xenixe
AKREBİM tarafından Salı, 06/05/2008 – 20:30 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
her şirketin olduğu gibi amwayinde bir sistemi var elbette.çeşitli isimlerle adlandırılan kazanç katmanları var diyim.liderlik dediğimiz %21 seviyesine gelene kadar basamaklar vardır.%3,%6,%9,%12,%15 ve %18 dir.bunlarında puan karşılığı vardır.çünkü tükettiğimiz her ürünün bir puan değeri vardır.
ay içerisinde siz ve organizasyonunuzdan çıkan toplam puan değerlendirilir.ve buna göre prim alırsınız.6 kol açmak mecburiyetinde deilsiniz.daha doğrusu amwayde hiçbirşeye mecbur deilsiniz.sadece kazanmak istiyorsanız ne yapmanız gerektiği öğretilir.6 kol aslında birde elmaslık dediğimiz seviyeye ulaşmanın yoludur.bu işin üst nokalarından biri.6 kolunuzun lider olmasını sağladığınızda elmas lider olursunuz.o yüzden genelde bu örnek verilir.ama kimsede illaki 6 kolla bu işini büyütmez.ayrıca yatay kollarınız çoğaldıkça daha iyi gelirlere ulaşırsınız.kimseye haksız kazanç yok.asla tek koldan para kazanamazsınız.yani herkes hak ettiğini kazanır.daha ne diyim dostum.anlaşılır oldumu acaba

»

statik’e
AKREBİM tarafından Salı, 06/05/2008 – 20:44 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
5.deil 15. alt sıranın dahi size faydası oluyor.çünkü onlarda sizin organizasyonunuza dahil.bunlar detay konular olduğu için seminerlerde deil özel olarak sponsorlarınızla yaptığınız danışmanlıklarınızda anlatılır.
şunuda söylemeliyimki her meslekte olduğu gibi bu işide iyi ve kötü yapan var.ben çok iyi çalışan bir organizasyondayım.ne yazıkki bizim kulağımızada hoş olmayan şeyler bazen gelebiliyo.o yüzden şanslı sayıyorum kendimi.sponsor çok önemli bu işte.
yapılanmanızın nasıl olması gerektiğini sponsorunuz öğretmezse daha başından bile para kazanamıyabilirsiniz.5.derine gelmenize gerek yok.saygılar

»

39500 ytl
AKREBİM tarafından Salı, 06/05/2008 – 20:51 tarihinde gönderildi.
AKREBİM
ben piramitin ne olduğunu sormadım.bu rakamların ne olduğunu sordum.39500ytl ve 3600 ytl nedir bana izah ederseniz sevinicem.belki benim bilmediklerimi siz biliyorsunuzdur!!!

»

“KÖRLER SAĞIRLAR,BİRBİRİNİ AĞIRLAR”
LOSARTAN tarafından Çar, 07/05/2008 – 01:00 tarihinde gönderildi.
Arkadaslar birakin Allah askina burda gereksiz zaman gecirmeyi. Burda harcayacagimiz bos zamanimiz varsa bu guzel siteyi inceleyelim; genel kulturumuz artsin. Amway isini anlayabilen anliyor zaten. İşin buyuklugunu gorenler bu isten vazgecmez zaten, hic kimse bosyere nefes tuketmesin. Prim sistemi de, is kurallari da hersey şeffaf ve apacik. Prim alanlardan birisi de benim, kimse belgelerle biseyler kanitlamaya calismasin. Bu isle ugrasan ya da ugrasmayi dusunen arkadaslar da burdaki sacma sapan fikirlerle dusuncelerini bulandirmasinlar. Bu is projesini anlamak isteyen arkadaslar da sistemini burda anlamaya calismayiniz. Lutfen bu is hakkinda cidden bilgili kisileri bulunuz.
Son olarak;
“Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az…”
Saygilar…

»

STATİK TEORİSİ

% 10 Beyin kapasitesi ile, daha kim olduğumuzu, nerden? ve niye? geldiğimizi anlayamadan kıyameti koparmazlar endişe etmeyin..(kıyamet senaryolarına göndermedir) ne zaman ki rahatsızlık verecek düzeyde gelişme sağlayan dünya yaratıkları oluşur, o zaman ciddi ciddi kıyamet-i düşünürler.. bunlar kim mi?.. hele bi kapasitemiz % 20’ye çıksın, onlar hakkında da bilinmeyenleri bilir oluruz evelallah..

Enteresan olan; bu kadar düşük kapasiteli, ilkel bir mekanizma ile bilinmezleri ve evreni çözmeyi başarmada, sanki çok büyük yollar katedilmiş gibi kendini avutanlar ve etrafını da avutmayı marifet sayan kelime üreticilerinin, kendi kapasitelerinin farkında olamamaları veya bu farkındalığı kasıtlı olarak kapatma çabaları..

Algılama ufkumuzu “sonsuza” kadar açalım diyoruz, bu bizim “sonsuz” dediğimiz; 1GB’lik data dan daha fazla değil ki..kalanı nereye sığdıracağız? demekki, sağlam dediğimiz eldeki verilerle şu an, biz doğmuş çocuğun meme emme dönemini geçirmekteyiz. Bu emme süresi kimimizde 3 ay ise(takip edenler,ilgilenenler), kimimizde 3,5 aydır(bilim adamları)aradaki fark sadece bu kadardır.

Aradaki fark bu kadar olunca, bende kendi düşüncelerime teori üretebilir hatta adına “STATİK TEORİSİ” bile koyabilirim..şimdi “3,5 aylıklardan” ses seda gelmese bile, “3 aylıklar” feryat figan bu da ne demek?, hangi bilimsel verilerle konuşuyorsun? her önüne gelen teori koyamazz!! falan, diye sorgulamaya alabilirler;))

Bunları yazmaktaki amacım, teori(düşünce) üretenlerin, ürettiklerine sıkı sıkı sarılarak başkalarının teorilerini(düşüncelerini) küçümseme, yok sayma veya adına ne derseniz deyin, bir takım felsefelere karşı çıkmalarıdır. Bu bağlamda, teori ufkunuzun hiç bulutlanmaması temennisi ile diyorum ki.. ATIŞ SERBEST..

Tek şartla; Karşındaki kadar, sende attığının farkında ol..