Önemli şeyleri serin bir üslupla dışa vermek

Kitabımı bitirdim  Venüs Bağlantısı, Sibel Atasoy.
Keşkeleri olan biri değilimdir. İlk 25 sayfayı okuduğumda , keşke ilk yazdığında okusaymışım dedim. İçimden her şey olması gereken zamanda olur , uygunluğu vardır diye sayıkladım.
Kitabı bir gecede bitirmek mümkünken ben demleyerek okudum . Çünkü güzel kurgulanmış polisiye öykünün arayüzü benim için bir kronolojik dizilim sunuyordu. Tek tek geri yürüyerek tespitlerimi yaptım.
Sibel’in diğer okuduğum kitaplarında olduğu gibi benim kendi zamanımla ilgili bir durumu da vardı. O nedenle sorularımın cevabı için acele etmedim.
Akıcı, sürükleyici olmasına rağmen 
Çok derli toplu bilgilerin verildiği, bence tekrar basılıp dağıtılması gereken bir eser. Öyle incelikli bir uslupla verilmiş ki her şey, hayran olmamak elde değil.
2009 da kendi orionlumla karşılaşmamı ve o süreci de gülümseyerek andım.
Lizen!!! seni tanıyorum  Tabi Yov’u da  Mor hale kolay gelmiyor 
Teşekkürler Sibel, içtenlikle teşekkürler. Kişinin kendi kendine uzun yıllar içinde biriktirdiği bilgileri, bir çırpıda “o değilden” tavrınla aktarıveriyorsun  Bu bir Anadolu deyişidir ve önemli şeyleri serin bir uslupla dışa vermeyi anlatır. Film haline getirmek için birileri totosunu kaldırsa iyi eder
Berrin Pirgon

Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?

“Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?”
Sorgulama dolu bir japon filmi. İlk kez bir Japon suç/mahkeme filmi izliyorum, üstelik 2017 yapımı yeni bir film. Dünyanın batısıyla ne denli farklı oldukları beni fena halde şaşırttı. İşte görsel sanatların etkisi de böyle bir şey, bilmenin yetmediği durumları neredeyse deneyimle elde etmişliğe yaklaştıran bir yöntem. Filmin adı The Third Murder
*
Divine Access, Komediyle harmanlanmış, spritüellik, felsefi sorgulamalar. Sıkılmadan izlenen bir başka film.
*
Homecoming, Julia Roberts’in sosyal hizmet görevlisi Heidi’yi oynadığı bu dizi özellikle Amerikanın savunma asker, gazi programları ve bütün bunlardan yararlanmaya çalışan açgözlü taşeronları ele alan, bence kurgudan çok halen ve muhtemelen yaşanan olayları anımsatan çok güzel bir dizi.10 bölüm ve tamamlanmış, tavsiye ederim.
*

Devamını oku “Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?” →

Kurgu değil gerçeklik aktardıklarınız

Uzuuuuunnnnn yıllardır ilk defa bi kitabı akşam uyumadan önce elimden bırakıp sabah çaydan önce elime aldım Sibel hocam☺ 5 kitabinızı 1 haftada okudum. Laniakea’nın diğer bölümleri de bir an önce bizlerle buluşur ümidindeyim. Bana yeni arkadaşlar kazandırdığınız için sonsuz teşekkürler ediyorum.
Duygularımı hem size daha önce yazabilmeyi hem de sayfamda ve sizin sayfanızda paylasmayı çok istedim aslında. Bununla birlikte duygularıma bir tanım bulup söze dökemediğimden ( ne desem eksik kaliyor çünkü benim için kurgu değil gerçeklik aktardıklarınız) haksızlık yapmaktan korktum. Sadece arkadaşlarıma sözle ve çocuksu coskuyla anlatabildim.
Umarım tüm okuyanlara da en az benim yaşadığım kadar coşku yaşatır kitaplarınız. Sevgilerimle
Mine Dok
*
İçimi sevinçle dolduran bir okuyucumun duygularını paylaşıyorum bugün.
Sizlere söylemiş miydim bilmiyorum:
VENÜS BAĞLANTISI kitabımı bulamayanlar…
Taşınma esnasında bir miktar Venüs Bağlantısı kitabını bir köşede saklanırken bulmuş durumdayım 🙂 Bunu önceki hafta face  sayfamdan sevinçle bildirmiştim çünkü hiç bir yerde bulunamıyordu. Kitaptan arzu edenlere ilk parti teslimatı geçen hafta gönderdim. Mine Hanım da kitaplara böyle ulaşmış oldu, ne iyi oldu 🙂
Eğer ilgilenenleriniz varsa lütfen bana özel mesajla veya mail adresinden ulaşınız.
Bu arada kitapları PTT kargo ile gönderiyorum inanılmaz ucuz ve Düzenli bir hizmet veriyorlar kendilerine Bu hizmet için gerçekten müteşekkirim

Uzun bir aradan sonra….

İnsanın ne zaman ne fark edeceği belli olmuyor. Az önce eski bir ses kaydıma rastladım, katmanlar ve miktar arasındaki ilişkiye dairdi. O günü hatırladım. Karamürsel’de bir kafedeydim, Yiyecek sipariş etmiş önümde uzanan körfezi seyrediyordum. Yemek geldi fakat miktar olarak gözüme az geldi, sanki doymayacakmışım gibi bir his duydum. İşte o an “katmanlar” ile ilgili bir ayma yaşadım. Doyma duygum miktarla ilişkili değildi, o şeyin katmanlarına ne denli nüfuz edebileceğimle ilgiliydi! Her şey böyle işliyordu:)
Lineer mi çok boyutlu mu meselesine kadar gider bu katmanlar konusu 
Günaydınnn dostlar

*

Az sonra size anlatacaklarımı ister masal ister kehanet ister bir kişinin yüksek benliği ile teması isterseniz de yalan dolan olarak değerlendirin benim açımdan fark etmiyor ben kafamdaki sorunun cevabını merak ediyorum:
Kryon bir anlatısında, dünyadaki ilk canlılardan pleadesliler tarafından genetikleriyle bilimsel olarak uzun süren bir çalışma sonucunda insan ırkının ortaya çıkarıldığını öne sürmekteydi. İkinci aşama ise o güne kadar bu gezegene çeşitli hayvan ağaç vs bedenlere girmek suretiyle gelen ve mutlu mucuk yaşayan Siriusları bu yeni yapıtları olan insan bedenine davet etmek olmuştu. Fakat Siriuslular bu daveti çok uzun süre geri çevirdiler hattta sonunda Gönülsüzce kabul ettiklerinde dahi kendilerini ikiye bölerek yarılarını bir hayvan bedenine yarılarını bir insan bedenine adapte ettiler.
Şimdi gelelim benim 65000 pesoluk soruma 😀 Siriuslular neden bu geçiş için bunca gönülsüzdü?
(Gerçek bir sorudur hatta mümkün olsa bu soruyla bir BAK yapmak isterim)

*

İnsan bilinci karmaşıktır. Biliminizin İnsan bilincini fiziğin bir dalı olarak düşünebileceği bir gün gelecek. Bunun nedeni İnsan bilincinin bilinen lineer fiziğin kalıplarını veya hatta kuantum fiziğinin kalıplarını izlememesidir. Bilinç, yapısı olan senkronize bir enerjidir. (Sonunda keşfedeceğiniz gibi) Kuantum modellemeye sahiptir, ama mantık kuralları setine sahip değildir. Bunun yerine, bireysel İnsan Varlığının Akash’ından etkilenir. O karmaşıktır ve kendi gündemine, kendi kişiliğine ve iletişim kurma yeteneğine sahip olduğu bilinen tek senkronize ve eşevreli enerjidir. Demiş bir zamanlar Kryon
Ruh için de bir nevi enerji diye konuşulur. Yani normalde ruh deyince ben şöyle anlardım; bi sürü teknolojik aletin var o halde onu kullandığın sürece prize takmalısın! Eğer enerji kesilirse madde işlevsiz kalır. İnsanın bilincinin 3 bölümünden biri aumakuamız (yüksek benlik der batılılar) bizimle ruh arasında ilişki kurar. Yani anladığım kadarıyla ruh bizatihi içimizde değil. Ona bağlanacak bir enstrümana sahibiz. Ruh ise açık biçimde yaratıcı kaynak ile bağlıdır.
İçimize girdiği söylenen şeyin daha süptil bedenlerimiz(daha önce üretebilmişsek) olduğu söylenebilir belki! Duygu/rüya bedeni, Mental beden, ışık bedeni gibi. Bunlar fizik bedeni ölüp dünyanın toprağını oluşturmak üzere dönüşüme girdiğinde çıkıp kendi titreşim bölgelerine giderler.
Bu gün ne kadar gevezeyim, şaştım kaldım. Üstelik söylediklerimin hiçbiri hakkında emin değilim, kanıtım da yok.

Neden bilmek istiyorsun?

Bilincin iştahı bazen beni korkutuyor.
Neden bilmek istiyorsun?
Otur taze toplanmış çileğini ye!
Yansımalarını görmek bazen çok sıkıcı olabiliyor, hatta usandırıcı
Evrensel aldanış: maya
Karanlıkta yılan sandığın, aydınlıkta bir ip. Korkun da, kaygın da bir vehim: Maya.
Bildiğin illüzyon. Gerçeği örten bir nevi tül. Gerçeği anlama vehmi, bu vehmi sağlayan da tanrı kavramı.
Maya öyle güzel bir şeydir ki, öyle de kandırıkçıdır ki

Dört yıl önce şöyle demişim (muhtemeldir ki cik cik sevinçle öttüğüm bir gündü):

Bu konuda (kişiliği oluşturan ve 0-7 yaş arasında atılan temel varsayımlar ve inançların tespit edilmesi), rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır.
İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapishaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vazgeçilemez. İşte bu sebeple ben, boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile getirmekten bıkmam.

*

Alakasız belki ama eskilerden bir söylenti:

Anlaşılmaz dedim…
Anneannem anlatmış:
eski zamanda bir gün, gelin kaynana oturup koca bir tencere yaprak sarmışlar. Gelin şunun bir tadına bakayım deyip bi tane yemiş, sonra gidip gidip bir tane daha atmış ağzına. Derken akşam olmuş erkekler eve gelmiş sofra kurulmuş, kaynana tencerenin kapağını açınca bir de ne görsün yemeğin yarısı yok!
“amaaannn ne oldu bu yemeğe” diye feryat etmiş
Gelin de utana sıkıla “tek tek yedim, anlaşılmaz dedim” demiş
*
not: gerçi birbiriyle tamamen alakasız bir şey bulmak mümkün değil :)))
Bir arkadaşım, Tanrı neden bizim planlarımıza güler DİYE SORMUŞTU?
Uzun anlatmak istemedim, biz batı kültürü alanların hepsi Aristo mantığının üzerine yapılanmış, temel aynı kaldıkça üzerinde ne yapsan pek plana uymuyor, imar affına mı başvursak dedim, güldük.
Bu şeyler parmağına dola dola gül!
Ana beni niye verdin çocuğa Oynar oynar taş doldurur kucağa