Çoğu insana bir şizofrenle tanışma olasılığı ürkütücü gelir. Şizofrenlerin deli, tehlikeli, ne yapacağı bilinmez ve kontrol edilemez oldukları düşünülür. Konuya açıklayıcı yaklaşmak yerine, safsataları sürdüren film ve kitapların da bu durumda payı olsa gerektir. Şizofreni, düşünce ve algıda, davranış ve duygu durumunda bozukluklarla seyreden bir psikotik hastalıktır.
Şizofreni 100 kişiden birini etkiler ve zihinsel bozuklukların en ciddisidir. Çok çeşitli düşünce bozuklukları (dezorganize, usdışı düşünme), delüzyonlar (sanrı) ve halüsilasyonlardan (varsanı) oluşan bir tablo sergilerler. Eğilim olarak enerji, inisiyatif ve sosyal temas yokluğu görülür. Duygusal yönden donukturlar, çok az şeyden haz alırlar ve içekapanıktırlar.
Şizofrenin sınıflandırılması, semptomlarım çeşitliliği nedeniyle halen karmaşık bir konudur. Bu semptomlar delüzyonlar; halüsilasyonlar; dezorganize konuşma (tutarsız, bağlantısız, anlamsız kelime kullanımı); dezorganize davranış (giyim, beden duruşu, kişisel hijyen); olumsuz, donuk duygular; sorunlara yaklaşımda zayıflık ve depresyondur.
Alt türler arasında paranoid ve katatonik şizofreni bulunur.
Mutlak sıfır; bir maddenin, atomlarının hareketinin duracağı kadar soğuk olduğu hayali bir noktadır. Mutlak sıfıra ne doğada ne de labarotuvarda ulaşılabilmiştir. Ama biliminsanları ona çok yakın sıcaklıklara inebilmiştir. Mutlak sıfıra ulaşmak imkansız olabilir. Ulaşılsa bile bunu bilemeyebiliriz, çünkü onu ölçecek bir termometre yoktur.
Baku: Japon efsanesinde Baku rüya yiyen bir varlıktır – gece yarısı evleri ziyaret edip, uyuyan insanların kabuslarını yiyen bir ruh. Efsaneye göre, tanrılar bütün canlıları yarattıktan sonra, arta kalan malzemeyle Baku’yu yaratmışlar. Bunun için bir ayının bedenine, bir kaplanın pençelerine, bir öküzün kuyruğuna ve bir gergedanın gözlerine sahiptir. Rüya ruhları içinde, Baku insanları kötü rüyaların dehşetinden koruyan iyi bir ruhtur; küçük bir çocuk bir kabustan uyandığında, üç kere “Baku-san, gel de rüyamı ye” der. Ama Baku’yu çağırırken dikkatli olmak gerekir, çünkü aç bir Baku tek bir kabusla yetinmeyip beraberinde güzel rüyaları ve hayalleri de mideye indirebilir.
Yunanlar dikkatlerini insana, akla ve doğaya çevirmişlerdi, bu ilgileri sanatlarında da açıkça görülmektedir. İnsana ve çevrelerindeki doğaya duydukları hayranlık dolu merak kendini gerçekliğin detaylı incelenmesinde göstermektedir. Öte yandan güzelle de tutkuyla bağlıydılar. Bu yüzden gördüklerini idealize ettiler. Klasik Yunan sanatını şekillendiren, doğalcığın ve idealizmin bu karışımıdır.