Hepimiz bir geçiş durumundayız. Duygusal seviye de dahil her seviyede büyüyoruz ve farkındalığımız değişiyor. Ne yazık ki bizler mükemmel değiliz. Kendimizi tamamen ve dengeli bir şekilde nasıl ifade edeceğimizi bilmiyoruz. Ama öğreniyoruz yavaş yavaş. Ve bu iyi bir şey. Bu arada, kendi büyüme ve gelişimimiz sırasında çevreyi de olumsuz etkileyebileceğimiz gerçeğini fark etmemiz ve teknikler geliştirerek kirlenmeyi durdurmamız gerekiyor. Neyle çalıştığımızı aklınızdan çıkarmayın: Çevreye bizim tarafımızdan saçılmış olan enerjiyle. Kendimizi net ve tamamen dengeli bir biçimde ifade etmekten yoksun olduğumuz için bu enerjiler daha yüksek enerji seviyelerine erişecekleri doğal süre ce girmek yerine zaman ve mekanda takılıp kalıyorlar. Diyelim ki yas tutuyorum. Bu, ölüme duyulan doğal bir tepkidir. Benden yas enerjisi yayılıyor. Eğer bu duyguyla nasıl başa çıkacağımı bilemez ve kaybettiğim kişi için sevgi, mutluluk ve şükran hissetmeyi başaramazsam, süreci yalnızca acı çekmiş olarak terk ederim. Bu enerjiyi daha ileri, daha olumlu, daha yaşam verici bir noktaya yükseltmemiş olurum. Eğer bir odadan çıkmadan önce orada yapmış olduğum tek şey yas tutmak olursa, bu acı enerjisini odanın ortamının bir parçası olarak ardımda bırakırım. Daha sonra bu enerji zaman (o andaki yas duygusunun niteliğini korur) ve mekan (odanın ortamının bir parçası haline gelir) içinde takılıp kalır.
Konuşmanın –özellikle “iç konuşma”nın gelişimi– beynimizin gelişimi üzerindeki etkisi belirleyici önemdedir. Bu yeni bir düşünce değildir, antik Yunanlılar ve 17. yüzyıl filozofları, özellikle de Thomas Hobbes, bunu biliyorlardı. İnsanın Türeyişi adlı kitabında Charles Darwin şöyle açıklıyordu: “İster seslendirilmiş ister sessiz olsun, çeşitli sözcüklerin yardımı olmaksızın karmaşık ve uzun bir düşünceler silsilesini gerçekleştirilebilmek, cebirsel sayılar olmaksızın uzun bir hesaplamanın yapılmasından daha mümkün değildir.” 1930’larda Sovyet psikologu Lev Vigotski tüm psikolojiyi bu temelde yeniden inşa etmeye girişti. Vigotski çeşitli çocuk davranış örneklerini kullanarak, çocukların kendi kendilerine yüksek sesle konuşmaya neden bu denli çok zaman ayırdıklarını açıkladı. Gelecekte iç konuşma olarak içselleştirecekleri planlama alışkanlığının provasını yapmaktaydılar. Vigotski bu iç konuşmanın, insanın anıları yeniden derleme ve hatırlama yeteneğinin temelini oluşturduğunu gösterdi.