Mantık ve Diyalektik

diyalektikİnsanların, uzun bir toplumsal evrim sürecinin ürünü olan mantıksal düşünme yetenekleri, biçimsel mantığın icadından, binlerce değil, milyonlarca yıl önce gelir. Locke bu düşünceyi daha 17. yüzyılda dile getirmişti: “Tanrı insanları güçbelâ iki bacaklı yaratıklar olarak yaratıp, sonra da onları akılcı hale getirmeyi Aristoteles’e bırakacak denli acımasız davranmıştır insanlara.” Locke’a göre mantığın berisinde, “fikirlerdeki tutarlılığı ya da tutarsızlığı algılama naif yetisi” yatmaktadır. Mantık kategorileri gökten zembille inmez. Bu biçimler insanlığın sosyo-tarihsel gelişim süreci içinde şekillenmişlerdir. Gerçekliğin, insanların zihinlerine yansımış temel genellemeleri olan bu kategoriler, her nesnenin onu diğerlerinden ayıran belli nitelikleri olduğu; her şeyin diğer şeylerle belirli ilişkiler içinde varolduğu; nesnelerin, birtakım özgül nitelikleri paylaştıkları büyük sınıflamalar oluşturdukları; kimi olguların diğerlerine sebebiyet verdikleri vb. gerçeğinden doğarlar. Bir dereceye kadar hayvanlar bile muhakeme etme ve verili bir durumdan bazı sonuçlar çıkarma yeteneğine sahiptirler. Yüksek memelilerde ve özellikle bonobo şempanzeleri üzerine yapılan son araştırmaların da çarpıcı biçimde gösterdiği gibi insansı maymunlarda bu yetenek hayli gelişmiştir. Ancak, muhakeme yeteneği insan türünün bir tekeli olmayabilirse de, akılcı düşünme yeteneğinin, en azından evrendeki küçük köşemizde şimdiye kadarki en yüksek noktasına insan zekâsının gelişiminde ulaştığına şüphe yoktur.
Devamını oku “Mantık ve Diyalektik” →

Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz…

Bir sohbet üzerine Sibel Atasoy, “Sırıtkan Kırmızı Ay“ı okuyup okumadığımı sordu. 2000 yılında yazmış olduğu bir kitapmış. “Bir Kadını Öldürmek“i okumuştum Sıra “Laniakea” daydı.
Tesadüf olmayan tesadüfler sonucu mini tatilime giderken yanımda yeni kitaplar değil, “sırıtkan kırmızı ay” vardı 🙂
Kitaba başladığımda kıkır kıkır gülmeye de başladım. Sanki kitabı ben yazmıştım 🙂 Cümleler, anlam yüklemeler, sıfatlar, ne çok şey benzeşiyordu. Bu bana yabancı da değil, çünkü inanılmaz benzerliklerin olduğunu biliyordum aramızda.
Okumayanlar için spoiler vermek anlamına gelecek şeyler söylemek istemiyorum ancak gene de bir şeyleri vurgulamazsam kitabın bana ifade ettiği şeyler açıklanamaz sanırım.
Benim yaşamımda önemli dönemeçler vardır, hepimizde olduğu gibi, Bunlardan çok önemlisi 1999 yılıydı. Deprem, ardından 9.9.1999 da babamın göçü. Sonra bir minibüs çarpması ve tepetaklak giden bir süreç. Hastalanışım, aylarca raporlu yatışım, ardından apar topar emeklilik. Bildiğim alıştığım ne varsa hepsinin gidivermesi. Harbi paralel evrene düşüş öyküsü 🙂
Kitap , okuduğunuzda sizi size anlatacaktır. Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz, seçmediklerimizin bir yerlerde başka evrenlerde kendi öyküsünü yaşaması. Talih mi, talihsizlik mi, bir gün bunlardan birine düşüvermeniz.
Hangimiz merak etmedik ki seçmediğimiz öykülerde başrol alsaydık bugün nasıl olurdu?
Ben ettim, keşkelerim yok, seçerken kriterlerimi kullandım, ancak 2015 ve 16 yılları bana ilginç armağanlar getirdi. Eğer başka yolu seçseydim nasıl olacaktı , gördüm smile ifade simgesi Hem de çok kritik konularda sonuçları izlettirdi bu zaman bana. Kitaptaki gibi olmasa da bilinçli bir izlemeydi bu. İşin ilginç diğer yanı, ah keşke o yoldan gitseymişim dedirtecek bir şey göremedim. Ben , ben oluşumu idrak sürecinde hangi yoldan gitseydim fark etmeyecekmiş. Fark etmez yani 🙂 Özne benim. Benim geri dönüş yolunda senaryolar muhtelif olsa da, hatırlamaya vesile olacak olay, kişi ve bilgiyi her yere serpmiş olmam.
Sibel, bütün bunları kendi öznesinde harika bir kurgu ve anlatımla aktarmış.
Kitabın benim için başka bir anlamı var , belki de birincil anlamı. Biz onunla beş yıldır tanışıyoruz. Önceleri sanal tanışıklıktı. Yazılarını okurken inanılmaz tanıdık bir uslup, enerji, hissediş biçimi görüyordum. Hatta bazılarını ben mi yazdım nasıl yaşadıklarımı , hissettiklerimi biliyor diyordum. Sonra daha da tanımaya başlayınca hastalığımızdan kan grubumuza kadar, şimdi burada detaylı vermeyeceğim çok fazla benzerlik olduğunu gördüm. Nüans vardı sanki aramızda. O toprak ben suydum, o dolarken, ben akıyordum.
Birimiz sağdan birimiz soldan çalışmayı daha çok seçmiştik. 2013 de tanışmaya giderken bunun heyecanını duyuyordum. Oturup bu benzerlikleri derinleştirecektik . Olmadı. O farklılıklara odaklandı. Bense hemen kapanmakla meşhurumdur
Arada paralellikten daha fazlası var gibi. Düşünün bir bilgisayar oyunu hazırlıyorsunuz. İki kahramanınız var temel olarak. Onlara Aile, sağlık, yaş, zihin melekesi, okuma , araştırma merakı tutkusu, birinin hayallerini sonsuz kılması , diğerinin onun içinden yazdıklarını kaleme alması,kesişen yıllar, detay veremediğim için derine girmek istemiyorum daha pek çok şey ve ilahi kanal açıklığı veriyorsunuz. Diyorsunuz ki, benzer donanımlara sahip bu iki kişiye ufak bazı ayarlar çekeyim ve bu bilgisayar oyununda benzerlerin ufak farklarla neler elde edeceğini göreyim. Elde ettileri bilgiler, deneyimler benim server’imda toplansın ve müthiş bir zenginlik oluşsun. Aynı seçimleri yapmasınlar, aynı olayla karşılaştıklarında biri diğerinin tersini seçsin ve deneyimlesin. Görelim bakalım farklı yollar ne sonuçlar veriyor. Ben onun okuduklarını , araştırdıklarını difüzyon yoluyla çekiyorum, o benim deneyip sezdiklerimi çekiyor. Aramızda transfüzyon var karşılıklı. Bu biraz irkiltiyor, insan tek, biricik, özgün. Ancak ve ancak bütüne tık dediğim noktada en yakın, benzer, neredeyse klonuma rastlamak benim için parlak bir son 🙂 12 tamam, 13. kokusu burnumda…
Müthiş bir oyun ve biz bunu neden yaptık, yaradanın bundan gayesi neydi, başkaları da var mı? Çok aradım bu kadar benzer var mı diye, benzerlikler var, ne de olsa yaşayan herkes benim vechem, ancak neredeyse …. neyse:)
Çok yakınız ve aynı zamanda uzağız. Aynı seçimleri yapmamızı hiç beklemiyorum 🙂 Kendini kopyalamaz “olan”. Bütünün bu kadar şakacı olması içimi gıdıklıyor!
Bu da belki başka bir araştırma ve kitap konusu. Bu konuda bir şey yazmış mıydın Sibel ?
Sanki bunun da zamanı gelmiş. Ya da yeni kitapta rastlayacağım.
Her neyse ne, bu oyunu seviyorum. Çok derin yalnızlığı olan tek’in bu oyunlarını seviyorum, çoğaltıyor içini.Ruh yolculuğunu böyle yapıyor çoğaltarak ve sonra toplayarak. Tayfın daralması bir anlamda bana bir şey fısıldıyor, zaman bu zaman 🙂
Varlığına duacıyım hemşire, iyi ki varız.

berr

*

Sibel Atasoy un her roman karakteri her yazısı tanıdık bildik geliyor ve gülümsetiyor . O konuda sana %100 katılıyorum. Bu kitabı okurken içinde yer alarak okudum çok hoş bir histi. Hani nasıl desem karakterle örtüşen yanlarım vardı da fark ettim değil, bire bir içine girdim. Laniakea yi elime aldım daha kayıp motorcu hatunla gittik biz 🙂 Spoiler vermemek için duruyorum. Anne kaz ve yavruları gibi hissediyorum sen le veya sibel le yazışırken ya da yazdıklarınızı okurken ♡

Selcan Yıldırıcı

Kendi Soruna Cevapsın

Birleşik Alan’ın rol dağıtımı, izah tarzı her zaman ilginç, doğal mantık yolunu izlemiyor ama rüyalar kadar da kapalı değil, daha kolay anlaşılabiliyor. Dün akşam da söylediğim gibi, sorudan ve cevaptan daha çok; kullandığı yöntem, rol dağılımları ve boşlukta geçen o bir saatte aslında ne olduğunu bilmediğimiz kişisel ve bütünsel şifalanma, taşların yerine oturma işlemi ilginç geliyor bana. Bize lineer düzlemde onbinlerce yılda dünyanın tüm coğrafyalarında ve bizatihi kendi bilincimizin bölümlerinde olan uzuuun olay akışını çok boyutlu olarak şimdi ve burada resmedişinin altındaki dolanıklık prensibi bilinçli zihnimizi (LONO) biraz şaşırtıyor.
BAK(Birleşik Alan Kullanımı), lücid rüya tanımına çok benziyor. Hem Birleşik Alan’ın sorunla bağlantılı ve o an için sana uygun rolü, hem de doğduğun an MATRİX’in sana verdiği astrolojik rolü aynı anda taşımanı, her ikisini de bir potada eritmeni, değerlendirmeni sağlıyor. Yoksa aslında sen Birleşik Alana’a sorduğun bir soru sebebiyle mi bu dünya’ya doğmuştun ve kendim kabul ettiğin rolü giymiştin ve onu memnuniyetle hayat boyunca oynayıp durmaktasın!
Bi durup düşünmek lazım. Torbalar dolusu ilaçtan, günler boyu meditasyondan daha etkili bir AYMA yaşayabilirsin 🙂

Dönüm Noktası

İnsan, keskin bir şekilde bağlı olduğu konumundan sihirli biçimde başka yerlere uçuvermek isteğinde olmuştur hep. Bazıları bunu zamanda yolculuk gibi resmeder, bazıları sihirli halıyla ya da ışınlanarak mekânda değişiklik gibi hayal eder. Mitlerde, masallarda, rüyalarda bu arzunun sayısız yansımalarını görmek mümkün. Temelde, bağlı olunan konumdan ayrılmanın zorluğu bir mucizeyle aşılmaktadır ve böylece kişi kendi öz konumu değişmeksizin (aksi takdirde bu bir seyahat değil taşınma olurdu, şüphesiz bu seyahatler de kişinin ilerde değiştirmek istediği kalıcı konum için kuantumsal ifadeyle sanal geçişler niteliğindedir) farklı yepyeni bir şeyi deneyimleme olanağı bulacaktır. Konumumuzla kaderimiz birbirlerine iki aşık gibi sarmalanmıştır, dört kuvvetin en hafifi olan yerçekiminin gizil yapısıdır nefretle sevgiyi birbirine dönüştürebilen. Bu gizemli gibi görünen fizik yolculuğun yakıtı ise ne uçan halı ne de yüksek oktanlı uzay yakıtıdır, bunlardan çok çok daha yakından bildiğimiz arzudur. Bu yakıtla insan konum değiştirmenin sayısız yollarını icat etmeye muktedir olmuştur. Şamanlar, büyücüler, filozoflar, sanatçılar, bilginler, özellikle de çocuklar farklı amaç ve araçlarla olsa da bu seyahati yapabilmiş fakat çok azı bunu başkalarına izah edebilme olanağı bulabilmişlerdir.
Konum, üç boyutlu mekân bilgisiyle zamanın bir birleşiminden oluşuyormuş zannedilirse korkarım bir hayli eksik kalır. Çünkü söz konusu bu ölçüleri lineer değerlendirmekteyiz, beşinci unsur olan algılayan (gözlemci) kendinden önceki bileşenlerin yapısını lineerden çok boyutlu biçime geçiren muazzam bir işleve sahiptir. Yani lineer –doğrusal- bakıldığında görülemeyen ama her zaman orada olan sihirli bir katılımcı. Aslında sadece bu mu, her şey sihirdir; kullandığımız kelimeler, sayılar, kavramlar… Bunlar adeta bir çocuğun önüne kendini geliştirmesi için konulan legolar gibidir. Çocuk için lego eğlendirici oyuncaklardır, yapar, bozar, emeğine acımaz fazlaca; çünkü çoğu yetişkinin aksine araçların sevgi talep eden doğasına bütünüyle teslim olmazlar.
Konum bilgisi bu sebeple büyük öneme sahip sevgili okuyucu. Örneğin bu kitapta benim konumum -etkisiz bir eleman, sevecen bir anlatıcı olarak- kendi koordinatlarımdan bazı güncel gelişmeler aktarmaktır. Benden bir nevi kontrol kulesi çalışanı gibi, araçların yolcuların konumlar arası seyahatlerinin zevkli ve güvenli geçmesini temin etmek için kendi sınırlarımın elverdiği mesleki donanımı kullanmam bekleniyor. Sibel Atasoy

Laniakea-gri sayfalardan

 

Laniakea, Hawaii bilgeliğinde; Üst Dünya

Laniakea, Lemuryan Hawaii bilgeliğinde; Üst Dünya, ilham veren ve AKUA tarafından ilahi şekilde desteklenen bir yerdir (ya da konumdur). Akua ise “bütünüyle biçimlendirilmiş eylem halindeki düşünce, zeki bir enerji özü” anlamında kullanılmaktadır.
Shaman kaynaklarda bahsi geçen güç hayvanları burada bulunur, hepsi birçok rol ve form altında değişimin kişiselleşmiş güçleridir.
Bir güç hayvanı, Akua’nın hayvan formu olup, ruhsal bir oluştur ve size birçok rüya yolculuğunda rehberlik edebilir. Onları bulmak için çeşitli yollar önerilmiştir. Onlarla iyi arkadaş olun ve bahçenizi her ziyaret edişinizde Laniakea’ya geçip güç hayvanınızla buluşun. Böylece KU’nuz bunu hoş bir alışkanlık olarak kaydedecektir.