Barış Arayan-Kent Şifacısından

Hastalık, savaş ve çatışmanın bir sonucuyken, iyileşme; buradaki barış ve armoninin sağlanmasıdır. Aloha
“Hasta” kelimesinin de günlük yaşamımızdan (resmi kullanımlar dahil) çıkarılıp “bariş arayan” yapılmasını teklif ediyorum.

Gerçekten barışmak isteyenler esneyebilenlerdir. Senin ahenk uyum armoni dediğin şey esneyebilmekle ulaşılan bir frekans aralığıdır. Her şey fizik

Tüm insanlar bilinçsiz bir “gerçeklik bükücüsü” olarak doğar ve ölene kadar da uygularlar. Bizim yapmak istediğimiz bilinçli gerçeklik bükücüleri olmanın metodolojisini öğrenip uygulamaktır. Niyetimiz ise aşikar; barış ve armoniye kavuşmak.

Bilinçli bükücülükte eylem hızı önce biraz düşer; çünkü sorumluluğu alarak ve bağlantıları görerek her davete icabet edemezsin   Bazı davetleri özür dileyerek şefkatle geri çevirirsin ve senin davetlerin de çok talep görmeyebilir. Bunlar başlangıçta olağan şeyler. Unutmamak lazım ki sana gelen ve senden giden davetler frekans düzeyinde işlem görüyor.

Herkesin özellikle kadınların bilinçsiz bükücü olduğunu (doğuştan hak) söylemiştim. Buna ilaveten gözlemlerime göre, insanların özellikle büktükleri belli gerçeklik alanları olduğunu fark ettim, siz de hangi alandaki gerçekliği yoğunluklu olarak büktüğünüzü bilmek ister misiniz?

*

“Sen sana ne sanursan ayruğa da onu san
Dört kitabın manası budur ancak var ise”
demiş Yunus.
Herkes Yunus’u sever, ben özenirim. Cennet Anadolu’muzun holistik düşünürleri, aşıkları, şairleri, bektaşileri iyi ki buradasınız. Sayenizde kendimizi köklenmiş hissedebiliyoruz. Teşekkür ederim
Bu sebeptendir ki, rahat rahat yerimizden kalkıp dünyayı dört dolaşıyoruz, avrupaya, asyaya, sibiryaya, tolteğe, hawaii’ye misafir oluyoruz çünkü köken köklü. Kaybolma yitme korkumuz yok çok şükür. Her yan bizim her AYRUK biz. Bu lüksü bize tanıyan bilgelerimize teşekkür ediyorum.

Yaklaşan, tarihleri belirlenmiş eğitimlerimiz:
9/13 Mayıs 1-2 sev. Irmak S.Y.M. Balıkesir/Narlı
23/24 Mayıs 1 sev. Tuva Sanat – İstanbul
30/31 Mayıs 1 sev. Yaşambilim akademisi- Ankara
13/14 Haziran 2.sev Yaşambilim akademisi-Ankara

İlgilenenlerin bilgi almak ya da kayıt yaptırmak için eğitim merkezlerini aramasını rica.

Gezgin şifacılara hatırlatmalar 4

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur.
Lemuryan Huna felsefesinde yani bizim odaklandığımız gezgin şamanın yolunda bu maddeye AKA ismi verilir; yansıma-ayna-gölge-öz anlamları olan bu sözcük fiziksel evrenin temel maddesidir ve tüm gerçeklik düzeylerinde, eterik ya da soyut diyebileceğimiz düzeyler de dahil varlığın biçimlenmesindeki temel maddedir. AKA’nın biçimlenmesine olanak veren ise No’onoono yani Bilincin Makaku ve Laulele özellikleridir, özetle buna Amaçlı Yaratıcı İmgelem diyoruz.
Demek ki AKA’yı harekete geçiren No’onoono dur ve onu MANA ile doldurmak suretiyle değişik düzeylerde görünür kılar. Haipule konusunu hatırlayınız sevgili preshamanlar. Aloha

*

Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark etmez (kent şifacıları bunu çok iyi bilir). Bazıları yapıcı eleştiri hakkında ne düşünüyorsun diye sorar; hiç farketmez :))) yapıcı eleştiri normal eleştiri içine bir özür sokmaktan başka şey değilidir. Astım, alerji, çeşitli soğuk algınlıkları, baş ağrıları, artrit hep eleştiriye verilen tepkileridir. Aloha

*

%1 keyfilik, %99 inancın oyununu bozar 🙂
Velakin %99 inancı olmayan, 3B arsasına kendi oyununu kuramaz, kurulu oyunların halkı olur.(şüphesiz ki daha az inanç oranıyla 3B dışındaki arsalara oyun kurabilirler)
%1 keyfilik, şamanın sırrıdır işte. Buna Toltekler denetimli deliliğin şartı, Ra bilgileri gezginlerin hayat şansı, bilimciler faydalı şüphe derler. Bu yüzdebiri kaybettiğin an, tüm önceki bilgilerini ve niyetini unutarak inancın gerçekliğine gömülürsün. Ne zamana kadar? Aklın başına ne zaman gelirse 🙂
*
Aslında her insan hayatının belli dönemlerinde kendini anlatma telaşına girer, bazılarında uzun sürer. Bunun sebebini söyleyeyim mi? Bu sırrı iyi saklayın ama 🙂  İnsan sadece boşluktayken bunu yapar! Bir şeylere odaklandığımızda kendimizi anlatmayı keseriz. Boşlukta sessizce süzülmek ise daha pek bizim harcımız değil, genç bi gezegenin çok genç insanlarıyız, bebeğiz daha.
*
Eskiler “ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun” derken bu ahlakla ilgili değildi, tam da şamanik (kuantumsal) bir öneriydi; çünkü duyabilirseniz onu anında değiştirmeye de muktedir olursunuz. Aloha

Kent Şifacılarına hatırlatmalar

Sevgili kent şifacıları, Gurdjeff hocamızın da fevkalade ifade ettiği gibi, hapishaneden kaçmanın yollarını aklınızdan çıkarmayın.
Dinleyin, dinleyin dinleyin… Dinlemek yalnızca kulakla yapılmaz, bütünlüğünüzle yapılır, sizden önce hapishaneden kaçmış olanları dikkatle dinleyin (okuyun,seyredin, dokunun, koklayın, hissedin, boş boş seyredin) ve onları onurlandırın. Deneyimlerini bizimle paylaşmak, örnek olmak için dalganın sırtında yaptıkları sörfü onurlandırın. aloha

Sevgili gezgin şamanlar, burada sayfamızda paylaşılan her şey tüm evrene açıktır, istediğiniz her yerde paylaşabilir, kendi düşüncelerinizi ekleyebilir, bu güzel frekans yumağına kendi benzersiz varlığınızı birleştirebilirsiniz, bu hepimiz için sevinç demektir. aloha

*

Ho’oponopono kadim zamanlardan gelen bir Hawaii uygulamasıdır, anlamı; barış yapmak, anlaşma yapmaktır. (Mauinin bu konudaki masalını hatırlayanınız var mı?)
Sık sık uygulamanızı hatırlatmak için uygulamayı tekrar anlatıyorum:
başlangıç:
Ho’opono pono
Sorumluluğu %100 alıyorum
sıfır noktası lütfen beni arındır

devamı(mümkün olduğunca çok, içinden ya da sesli tekrar ediliyor):
seni seviyorum
özür dilerim
lütfen beni bağışla
teşekkür ederim

aloha

*

Bebekleri ve çocukları meleklerin koruduguna dair cok kesin halk deyisleri var, çocukluktan beri duyarım. Sizce neden büyükleri değıl de yalnizca cocuklari koruyorlar?

Bu soruya kendi cevabım şu: Duygusal ve mental konulardaki tepki repertuarları gibi, fiziksel bedenin dış etkilere karşı tepki repertuarları da 0-6 yaş arasında -minör enerji kalıpları- çocuğa yüklenir. Örneğin, terlersen üşütüp hasta olursun, düşersen yaralanırsın, ateş yakar ve yara olur, düşersen bi yerin yaralanır, bacağın kırılır, suyun altında nefes alamaz boğulursun vs vs…. çok zengin bir tepki programı var. Fakat şamanlar bunun da varlık alemindeki her şey gibi yararlı ancak keyfi programlar olduğunu bilirler. Dünyada çeşitli nedenlerle bu fiziki tepki repertuarını göstermeyen çok sayıda insan var, bazıları yogiler gibi bazıları da başka tekniklerle ya da kaza eseri bu tepki paket programcıklarından muaf olmuşlardır. İşte çocuklar küçük yaşlarda henüz bu repertuarın hepsine vakıf değiller ve sahip oldukları da keskinleşmiş durumda değil. Bu sebeple onları bu bilgisizlikleri(!), masumiyetleri (belki melek diye tanımlanan enerji frekansı budur) korumuş olur. Bilinçli bir durumdan ziyade kendiliğinden bir cahillik konumu 

*

Biraz dalga gecerek kullandigimiz sihirbazlarin abrakadabra sözcügunün Aramice aslının Avrah KaDabra oldugunu ve anlaminin “konustugum sirada yaratıyorum” olmasi sizi şaşirtır mi?

Teşekkür ederim.
Sihirli bir sözdür, bonkör davranın preshamanlar, sık sık her şey için teşekkür edin. Sebebini biliyorsunuz değil mi?
(mini sınavlar yapmıyorum sadece hatırlatıyorum)
Teşekkür, bize arapça dan gelen ve minnet ifade eden bir kelime. Ne için minnet duyuyoruz? TDK’ya göre “Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcuna”. Bunu somut ve soyut tüm alanlar tüm zamanlar ve mekanlar için genişletebilirsiniz.
Tükçe’de “sağol ve varol” sözcükleri kullanılagelmiştir. Anlamı zaten içinde :))) insanın ANAdili böyle bir şey. Buradan atalarımızın var olmaya ve sağ olmaya verdiği önemi anlayabiliriz. Bizler varlık alemine öylesine müteşekkirizdir ki -Dedem Korkut’un Deli Dumrul masalı ile öğreniriz ki – Ölüm’e/ eli tırpanlıya meydan okumuşuzdur 🙂 Çok derin bir mevzudur bu. Basit göçebe ırklardan beklenmeyecek derecede bilgelik dolu bir durum. Okumanızı ve düşünmenizi arzu ederim. aloha

Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin

Az önce ellerimi yıkarken, koca kalıp yeşil sabunu küçük avuçlarımda döndürmekte zorluk çekerken, gülümsedim, köşelerden köşelere çevir Sibel dedi iç sesim, hemen dediğini yaptım ve anladım ki böyle yaparsam en kısa sürede, tüm köşeler ve kenar çizgilerinin keskinliği, sivriliği ilk eriyenler olacak ve sabun hala büyükken amorflaşacak, kolayca ele avuca gelecek, el yıkamak kolay ve zevkli olacak.

Elimi yıkamaya gitmeden önce de tam şu videoyu dinlemiştim:

Dünyada oturup bunları söyleyebileceğim çok az yer var!. İnsanların inanç keskinlikleri buna izin vermez Ama burada (Türkiye’de) bunlar söylenebilir çünkü katman katman insan medeniyetlerinin, deneyimlerinin üzerinde oturuyorsunuz ve bunları kazıp çıkarmaya yetecek cesaretiniz ve esnekliğiniz var. Bazılarınız bu hayatında bütün bunları keşfetmeye başlayacak. Rüzgarın sesini duydunuz mu? Türkiyede bir rüzgar esiyor, Türkiyede bir tolerans var. Hiç beklenmedik şekilde genç kuşakta bir uyanış var. Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin çok çok eski ruhlar. içinizdeki şamanı bulun ve bilgeliğinizi takının.

not: Deyimler sözlüğüne baktım: Elini yıkamak: O şeyden vazgeçmek.miş.  

Bu durumda zorlayandan zevkli olana geçmenin yolunu keşfettiğimi anladım 🙂

*

Otistikler ile ilgili:

Sevgi ve şefkatimizin içinde anlama isteği, öğrenme isteği de olmalı; çünkü korkutucu olan her şeyin doğrusunu bildiğimizi varsaymakla başlıyor. Otistikleri kendi gerçekliğimize bağlama çabası hem onlara hem bize yararlıdır tabi; ancak belki daha da yararlı olan aynı zamanda otistiklerin gerçekliğini öğrenmeye ve onu bu gerçekliğe bağlamaktır, bir gerçeklik ancak böyle dönüşerek ölümden kurtulur!

Tüm tuhaflıkları ve hastalık/ayrıksılık diye gördüklerimiz için de aynı şeyi yapmalıyız bence, yani “dinleme sanatını” uygulamalıyız. Etkin Dinleme, gerçekten sevmektir; çünkü bunu her yaptığınızda artık eski kendiniz değilsinizdir daha kapsamlı bir majör enerji kalıbına geçmişsinizdir.