Zihin Duvarından Sızmak: Kuantum Tünelleme İnovasyonu Nasıl Açıklar?

Kuantum tünelleme, evrenin bize attığı en kurnaz göz kırpmalardan biridir. Klasik fizik der ki: Bir parçacığın önünde enerji bariyeri varsa ve parçacığın enerjisi bu bariyeri aşmaya yetmiyorsa, geçemez. Nokta. Kuantum mekaniği ise sandalyesine yaslanır, hafifçe gülümser ve şöyle der: “Geçemez mi? Belki de zaten öte taraftadır.” İşte tünelleme, bir parçacığın klasik olarak aşamayacağı bir engelin diğer tarafında belirme olasılığıdır. Bu yalnızca atomaltı dünyanın tuhaflığı değil; inovasyonun da gizli metafiziğidir.

Bir fikrin önünde de bariyerler vardır: bütçe yoktur, zaman yoktur, ekip hazır değildir, piyasa anlamaz, kurum izin vermez, zihin cesaret etmez. Klasik düşünce burada durur. Yol kapalıysa geri döner, daha büyük merdiven arar ya da bariyeri yıkmak için yıllarca plan yapar. Oysa yenilik çoğu zaman bariyeri yıkarak değil, onun içinden sızarak gelir. Bir bakarsınız, dün imkânsız denen şey bugün prototip olmuştur; alay edilen hipotez patent dosyasına dönüşmüştür; kimsenin ciddiye almadığı küçük bir sezgi, endüstrinin dilini değiştirmiştir.

Bariyer gerçekten dışarıda mı?

Bilimde bariyer ölçülebilir: potansiyel enerji duvarı, dalga fonksiyonu, olasılık genliği. İnovasyonda ise bariyer daha sinsidir. Çoğu zaman fiziksel değil, zihinseldir. “Bunu kimse yapmadı” cümlesi bir veri değil, çoğunlukla bir hipnozdur. “Müşteri bunu istemez” bazen pazar analizi değil, kurum içi korkunun şık giyinmiş hâlidir. “Teknik olarak mümkün değil” ifadesi ise bazen gerçekten doğrudur, bazen de hayal gücü ile mevcut araçlar arasındaki geçici bir kavganın raporudur.

Kuantum tünelleme bize şunu öğretir: Bir sistemin davranışını yalnızca görünen enerjisine bakarak anlayamayız. Parçacığın kesin bir konumu yoktur; olasılıklar bulutu vardır. Aynı şekilde yaratıcı zihin de tek bir çözüm çizgisi üzerinde yürümez. Kıvrılır, dağılır, geri çekilir, saçma görünen bağlantılar kurar. İnovasyonun ilk evresi çoğu zaman mantıksız görünür, çünkü henüz kendi mantığını üretmemiştir.

Enerji patlaması değil, olasılık disiplini

Burada romantik bir yanılgıya düşmeyelim: Tünelleme, “çok iste, evren sana kapıyı açsın” masalı değildir. Kuantumda tünelleme olasılığı bariyerin yüksekliğine, genişliğine ve parçacığın dalga özelliklerine bağlıdır. Yani mucize bile matematik ister. İnovasyonda da ani sıçrama, genellikle uzun bir hazırlığın görünür hâle gelmesidir. Laboratuvarda yıllarca biriken deneyler, defter kenarındaki notlar, başarısız sunumlar, reddedilen fikirler ve inatla sorulan sorular; bir gün zihinsel dalga fonksiyonunu bariyerin ötesine taşır.

Bu yüzden yaratıcı atılımı bekleyen kişi, yalnızca ilham kovalamamalıdır. Bariyeri inceltmelidir. Sorunu daha küçük parçalara bölmek, farklı disiplinlerden örnekler toplamak, hızlı prototipler yapmak, başarısızlığı ucuzlatmak ve ekibin korku seviyesini düşürmek; hepsi bariyerin genişliğini azaltır. Enerjiyi artırmak önemlidir ama çoğu zaman daha zekice olan, engelin yapısını değiştirmektir.

Zihinsel tünelleme nasıl başlar?

İlk adım, “geçilemez” kelimesini teşhis etmektir. Bu kelime nerede ortaya çıkıyor? Teknik raporda mı, yöneticinin yüz ifadesinde mi, yoksa kendi iç konuşmanızda mı? İkinci adım, bariyeri bir duvar değil, bir olasılık alanı olarak görmektir. “Bunu nasıl aşarım?” sorusu bazen fazla kaslıdır. Daha iyi soru şudur: “Bu engelin içinden hangi küçük olasılık sızabilir?” Üçüncü adım, düşük maliyetli deneydir. Büyük devrimler, çoğu zaman küçük ve utanmaz denemelerin arkasından gelir.

Atomaltı parçacıklar bize ahlak dersi vermez; fakat yöntem fısıldar. Evren, sandığımız kadar katı değildir. Kimi kapılar menteşeyle açılmaz, olasılıkla bulanıklaşır. Kimi duvarlar yıkılmaz, anlamı değiştirildiğinde geçirgenleşir. İnovasyon da tam burada doğar: aklın disiplinini kaybetmeden, imkânsızlığın ciddiyetini fazla abartmadan.

Sonuçta kuantum tünelleme, yalnızca mikroskobik bir olay değil, düşünme biçimimize meydan okuyan bir modeldir. Eğer zihninizi tek bir koridora mahkûm ederseniz, bariyer kader olur. Ama olasılıkları çoğaltır, deneyleri sıklaştırır ve korkunun dilini çözümlerseniz, bir gün kendinizi duvarın öte yanında bulabilirsiniz. O an dışarıdan bakana ani bir enerji patlaması gibi görünür. İçeriden bakana ise yıllardır sessizce kazılan kuantum tünelinin ışığıdır.

Yavaş Önsezi

10 Haziran 2001’de Arizona’daki FBI ajanı Ken Williams Newyork ve Washington’daki üstlerine bir elektronik mesaj dosyası gönderdi. 6 sayfalık belge şu kehanet cümlesiyle başlıyordu: “Bu mesajın amacı Usame Bin Ladin’in muhtemelen Amerika’daki sivil havacılık üniversitelerine düzenli şekilde öğrenci gönderme çabası içinde olduğu yolunda Büroya ve New York’a bilgi vermektir.” Bu belge artık “Phoemix mesajı” adıyla efsaneleşmiştir. Williams bir yıl boyunca Arizona’daki havacılık üniversitelerine çok sayıda “soruşturulması gereken” öğrenci girdiğini fark etmiş, fakat tehdidin aciliyetini göremeyerek ilerde dünyanın çeşitli noktalarında havacılık hedeflerine yönelik terörist eylemler geçekleştirecek bir kadro kurma çabası olarak nitelendirmişti.

Mesaj, onu okuyan analistler tarafından acil yerine “rutin”, “spekülatif”, “önemsiz” şeklinde etiketlenince hiçbir zaman merkezdeki radikal dinciler bölümü başkanı David Fresca’ya ulaşamayıp merkezdeki “ Kara delik”e düştü. Dünyayı değiştiren muhteşem fikirleri inceleyerek innovasyon tarihi hakkında epeyce bir şeyler öğrenebiliriz. Fakat bunların başarılarını hep ya fikrin, ya da onu düşünen zihnin parlaklığına bağlar, yayılmalarında ve yaratılmalarında çevrenin rolünü düşünmeyiz. Bu yüzden, bitişikteki açılımın’ eşiğinde olduğu halde fiyaskoyla sonuçlanan kıvılcımları incelemek de aynı derecede önemlidir. Phoenix mesajı işte bu başarısız kıvılcımlardan biriydi. Mesaj açısından başarısızlığın nedenleri, orta düzey analistleri önemi konusunda ikna edememesi, üstlere ulaşsa bile FBI’ daki organizasyon yapısının hemen harekete geçebilecek esnekliğe sahip olamamasıydı. Bunlara rağmen, dünyayı değiştiren fikirlerin izlediği süreci izleyebilseydi Williams’ın önsezisi saldırıları önleyebilirdi. Ancak bunun için bu ön sezinin başka bir önseziyle çarpışması gerekiyordu.
Devamını oku “Yavaş Önsezi” →

Sonuç – Dördüncü Grup

İnnovasyon tarihinde son 600 yılda gerçekleşen en önemli 200 innovasyonu ve bilimsel buluşu dört ayrı grupta ve 200 er yıllık zaman dilimleri içinde inceleyebiliriz.

1. Grup: Bireylerin geliştirdiği, ticari

2. Grup: Şebeke halinde geliştirilen ve ticari

3. Grup: Bireylerin geliştirdiği, ticari olmayan

4. Grup: Şebeke halinde geliştirilen, ticari olmayan

Bireysel innovasyonlar bir kişi veya bir kurum içindeki birkaç kişilik takım tarafından gerçekleştirilenler, şebeke ise, aynı problem üzerinde çalışan çok sayıda grubun, birbiri üzerine inşa ederek ortaya çıkardığı innovasyonlardır. İcadının satışından veya üretim lisansından doğrudan doğruya kar etmeyi planlayan mucitler ticari gruba, fikirlerinin infosferde özgürce dolaşmasını arzulayanlar ticari olmayan gruba girmektedir. Şimdi de bu grupların, iki yüzer yıllık periyodlar halinde dağılımına bakalım.
Devamını oku “Sonuç – Dördüncü Grup” →

İyi Fikirler Nereden Gelir?

Şahaser bir çalışma! Ölsem gözüm açık gitmez artık; çünkü şimdiye kadar gözlemlediğim, kabul ettiğim her şeyi bir bir sıralamış ve örneklemiş. Allah yazandan, özetleyenden, ve bana haber verenden (Akıntosh) razı olsun.:)

http://www.ozetkitap.com/images2/iyifikirlerneredengelir.pdf

Mutlaka üşenmeyip okumanızı, genç kardeşlerinize ve çocuklarınıza okutmanızı tavsiye ederim.
Not: Gerekirse (Mırın kırın ederlerse) makul bir rüşvet vermenizi bile haddim olmayarak öneriyorum.

s.

Not: Bu arada dördüncü guruba ( Şebeke halinde geliştirilen,ticari olmayan) girdiğimi de öğrenmiş oldum.