Sonsuzluğun Sonu -Asimov

“Her şeyden evvel, bir Teknisyen soğukkanlı olmalıdır.Yapacağı Gerçeklik Değişikliği elli milyar insanın hayatını etkileyebilir. Bunun bir milyon, belki de daha fazlasının hayatları ise öylesine etkilenir ki, hemen hemen yeni bireyler haline gelirler. Bu şartlar altında, duygusal bir davranış hoş görülemez” demişti eğitmen Yarrow.

*

“Dertli bir meslek için uygun olmadığını söylüyorsun” demişti ulu Twissell  “Zaman için! Eğer kendini Sonsuzluğa vakfetmişsen, ki ben öyle olduğuna inanıyorum, senin için fark etmeyecektir. Artık aptallar seni dışlayacak ve sürgündeymişsin gibi gelecek. Alışacaksın. Sana ihtiyacım var”

*

“Zaman’da Ölümlülere öğretmeye çalıştıkları tarih her Gerçeklik Değiştirmesiyle değişir. Bunu fark edemezler. Her Gerçeklik’te onlara göre tek tarih kendi tarihleridir. İlkel tarihte farklı olan bu işte. Güzelliği de orada. Ona müdahale edemeyiz, nasılsa öyledir.”

Not: Rüyanın Öte Yakası’ndan Ursula K. Le Guin’ sevgilerimle

*

Sonsuzluğun Sonu, insanı dehşete düşürüyor. Simgelerin kullanılışı ve basite indirgenişi açısından bir deha eseri olduğu için dehşete düştüm. Şu da bir gerçek ki her okuyucu olayı kendi çerçevesinden algılar ve böylece kitap yalnızca tek kopya olarak ona yalnızca o okuyucuya yazılmış sayılır. Benim sibel olarak okuduğum biricik kopya öyle çok katmanlı güzellikler sundu ki, bunu şu an ifade dahi edemiyorum çünkü aslında ifade etmeye başlarsam ben de bir kitap yazmış olacağım 🙂

Sonsuzluğun Sonu kitabı, sonsuzluk adına hareket ettiklerini söyleyen kişi ve örgütlerin hem kendilerine hem de insanlığa nasıl bir etki yaptıklarını, sonsuzluğa kafasını takmış bir çok erkeğin arzularını gözden geçirmesine sebep olacak müthiş bir eser.

Asimov’a en derin hayranlığımı ve saygılarımı kapsayan şefkatimi sunuyorum.

 

Sonsuzluğun Sonu-Asimov

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız. Bu aynı zamanda karanlığı da içinize almakla ilgilidir.
Diğer bir büyük engel de , “Oh tanrım, eğer karanlığa dalarsam, karanlığı kabul edersem, ya şeytanlaşırsam?” Şeytan-kötü= Evil. Ve bakın buraya– bir kalem alabilirsem – bakın bu sözcüğe.( tahtaya yazar) Evil = kötü, şeytan ve aynı zamanda live= yaşamak ve de veil= perde demek. Bakın, yani bu şeytan=satan. İngilizce bilmeyenler için, İngilizcede böyle ilginç bir sözcük oyunu var.
Ve, “Karanlığıma izin verirsem, karanlığa dalarsam ne olur? İzin vermek…” diyorsunuz. Şimdi, karanlık nedir? Tobias size yıllar önce söyledi. Bunlar kendinizde sevmediğiniz, hoşlanmadığınız şeyler. Karanlık sizin tanrısallığınızdır. Kendinize izin vermediğiniz şeyler. Ama burada muazzam bir korku var. “Ya şeytana dönüşürsem?” Ve şeytan nedir?Evet, insanlar o, karanlıktır, diyeceklerdir, o…..bilirsiniz, bu daha ziyada felsefi bir şey ama şeytan- kötülük aslında basitçe bireylerin bastırdıkları karanlığın ifadesi olan kitle bilincidir. Birçok insan kişisel karanlıklarını bastırırlar. Bu bir nevi, kitle bilincine gider, bir nevi büyük martikse, ve orada fermente olur ve gerçekten kötü kokar, gaz haline gelir ve patlama yapar.
Bir kişi bunu alacaktır – bir birey– ve şeytan olacaktır. Ama bir bakıma, bu bütün insanların içindeki bir karanlığın ifadesidir. Bu illa ki, bütün insanlar bu tek bir kişinin kötü eylemine hizmetteler demek değil ama tam olarak olan budur. Bir kişi bir biçimde karanlıktan bu streodi ( bir nevi kimyasal bileşene streoid denmektedir.) alır ve şeytanlaşır.Evet, sorumuz aydınlandığınız kadar karanlıklaşırsanız ne olur? Şeytana mı dönersiniz? Nedir bu? Bu bir düşüncedir. Evet, bunu düşünmeyin ama hissetmenizi istiyorum. Adamus

*

“Neden bilgi ve yöntemlerini insanlara öğretmek için bir program haline getirmiyorsun” sorusuna cevaben…

Eminim birileri yapacaktır ve zaten halihazırda yapanlar vardır. Bunu tıpkı bilimciler gibi herşeyin teorisini tek bi parmak şıklatmasında bulalım iddiasına kapılmadan (ki bu da olabilir, sadece takılmadan demek istiyorum) kendini hazır hisseden insanlar yeni dünyanın yapı taşlarını birer birer teleşsızca hazırlıyorlar (Örneğin Ken Wilberin her şeyin Teorisi üzerine on yıldır dikkat çekmeye çalışıyorum). Ben de üzerime düşeni yapıyorum, her gün 10 saatten fazla çalışıyorum, üstüne eğildiğim şeyleri ya da çıkarımlarımı paylaşmaktan hiç çekinmiyorum, soruları altın kıymetinde buluyorum, kitaplar yazıyorum, Bir Kadını Öldürmek kitabındaki oyun kuramım üzerine söylenebilecek “yeni bi lafım var mı” diye çırpınıyorum (madem hala hayattayım). İnsanları ve insanlık çabasını büyük bi şefkatle seviyorum. Daha ne yapayım?

Çatışmadan Barışa yol

“Bir Ben olduğu içindir ki, bir Düşman vardır. Ben denilen şey yoksa düşman da yoktur. Eğer herşeye bir isim vermeye kalkarsak karşımızda yer alırlar. Erkek dişiyle, ateş suyla zıtlaşır. Ama zihninizde hiçbir yargılama olmuyorsa çatışmaya girmenize de gerek kalmaz. O zaman Ben de, Düşman da yok olur. Zihni aşarsanız mutlak olarak ‘Yapmamak’ fiilini deneyimler ve tadına varırsınız.
“Evrenle uyum içinde ve onunla birsinizdir. Doğru ve yanlış arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız. Zihninizin bir ürünü olan ikilemler dolu dünyadan kurtulursunuz.” Diyor eski bir Tao-Zen ustası.

Aynen böyle düşünür ve yaşamımın da bu doğrultuda olmasını dilerim yıllardır; fakat şimdi bir BEN olsa dahi, her şeye isim vermiş olsak dahi, çatışmaya girmeyebileceğimizi hissediyorum, nasıl için tamamlanmış bir cevabım yok henüz -belki hiç olmaz-. Sanki başarı konusundaki fikrimiz ve hayatta kalmaya dair saplantılı ilişkimiz değişir ve yumuşarsa barış kaçınılmaz gibi geliyor bana.

*

Nasıl ki hiç bir şey bir diğer şeyden daha kutsal değil, hiçbir gerçek de bir diğerinden daha doğru, daha üst seviye olamaz. Eğer bunu hissedebilirseniz tüm çatışmalara da gülebileceksiniz.
Aklınıza hemen en korkutucu, en iğrendirici, en hoyrat örnekleri getirip “ama nasıl olur bu, ya sen şimdi…..” diye başlayan tüm korkunç senaryoları söyleseniz de benim yukarıdaki çıkarımım hala doğru kalacak, üstelik sizin ki de aynı seviyede doğru olacak. Boyutların işleyiş şekillerini bir kez -bilmeden/kazayla- gördüğünüzde artık geriye çekilmek için çok geç. Jüri bir kez duyunca, kayıtlarda kalmış ya da çıkarılmış ne fark eder.

“Neden bilgi ve yöntemlerini insanlara öğretmek için bir program haline getirmiyorsun” sorusuna cevaben…

Bu olgu direkt olarak öğretilebilecek bi şey değil, çok boyutlu, olunabilecek bi şey. Eminim birileri yapacaktır ve zaten halihazırda yapanlar var. Bunu tıpkı bilimciler gibi herşeyin teorisini tek bi parmak şıklatmasında bulalım iddiasına kapılmadan (ki bu da olabilir, sadece takılmadan demek istiyorum) kendini hazır hisseden insanlar yeni dünyanın yapı taşlarını birer birer teleşsızca hazırlıyorlar (Örneğin Ken Wilberin her şeyin Teorisi üzerine on yıldır dikkat çekmeye çalışıyorum). Ben de üzerime düşeni yapıyorum, her gün 10 saatten fazla çalışıyorum, üstüne eğildiğim şeyleri ya da çıkarımlarımı paylaşmaktan hiç çekinmiyorum, soruları altın kıymetinde buluyorum, kitaplar yazıyorum, Bir Kadını Öldürmek kitabındaki oyun kuramım üzerine söylenebilecek “yeni bi lafım var mı” diye çırpınıyorum (madem hala hayattayım). İnsanları ve insanlık çabasını büyük bi şefkatle seviyorum. Daha ne yapayım?

Zaten tüm bu günlük yazılarım ve takip ettiğim çok yönlü konuları burada ve facebook’da paylaşıyorum (gizli bi acendam yok) ve siz sanıyor musunuz ki yol, insanı bi yere götürür? İnsan öyle complex bi şey ki anlatılmaz. Sır, insanda gizli, onların özgür iradelerinde  Bu arada eğer kısmet olursa bir bilimkurgu yazmak istiyorum tabi 🙂

Bilimkurgu veya tüm kurgular insana ne veriyor, bu çokça yazılmış bir konu. Her insan kendine göre bir fayda analizi yapar.  Ben felsefemi sık sık tekrarlıyorum: “Birinci elden deneyerek, ikinci elden dinleyerek (masallar,mitler,rüyalar, her türlü kurgu ürünü) ve bilinmeyenden bilmeyerek kendinizi geliştirin.”

Galaksi nedir?

Galaksi nedir?
Galaksi veya gök ada, kütleçekim kuvvetiyle birbirine bağlı yıldızlar yıldızlararası gaz, toz ve plazmanın meydana getirdiği yıldızlararası madde ve şimdilik pek anlaşılamamış karanlık maddeden oluşan sistemdir. Tipik galaksiler 10 milyon (cüce galaksi] ile bir trilyon (dev galaksi) arasındaki miktarlarda yıldız içerirler ve bir galaksinin içerdiği yıldızların hepsi o galaksinin kütle merkezini eksen alan yörüngelerde döner. Galaksiler çeşitli çoklu yıldız sistemlerini, yıldız kümelerini ve çeşitli nebulaları da içerebilirler.
Gözlemlenebilir evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğu sanılmaktadır. Galaksilerin çoğu 1.000 ile 100.000 parsek arasındaki bir yarıçapa sahip olup, genellikle birbirlerinden milyonlarca parsek uzaklıklarda bulunurlar.
Galaksilerarası uzay ortalama yoğunluğu m3 başına bir atom bile düşmeyecek derecede az olan bir gazla doludur. Galaksilerin çoğu, kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı “kümeler” adı verilen topluluklar oluştururlar; onlar da yine kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı süperkümeleri oluştururlar. Bu daha büyük yapılar da, evrende büyük boşlukları çevreleyen tabakalar ve ipliksi yapılar olarak düzenlenmiştir.

*

Bu arada, Asimov’un Robot ve Vakıf serisini okurken simgelere dikkat etmek lazım, örneğin “robot”, Gurdjieff’in makina insanı olarak algılandığında tüm kurgu devasa bir psiko tarih, sosyoloji ve psikoloji incelemesine dönüşüyor.

Gerçi zevkler tartışma konusu olmaz, ben kurguları hem öğrenme hem de zevk anlamında daima önde tutarım. Çünkü kurguda bilgi, deneyimin içinde sunulur ve biz de birinci elden deneyemediklerimizi ikinci elden dinleyerek (okuma seyretme vs) yüksek bir fayda(zevkli) sağlarız .

 

not.

Parsek (Simgesi: pc; İngilizce: Parsec), gökbilimde kullanılan uzaklık ölçü birimidir. Paralaksı 1 olan bir gökcisminin uzaklığına denktir.
1 Parsek, yaklaşık 3,26 ışık yılına eşdeğerdir.

1 parsek =

Rahatsızlık konumu

Cumhurbaşkanlığı seçimi ya da başka herhangi önemli bir durumda yaşadığımız netleşmeme ve dolayısıyla rahatsızlık veren bir çengel hissetmemiz normaldir.
Buna kararsızlık diyemeyiz henüz, normal bağımsız bir insan olarak kendimizi “sanal geçişler” yapmaya olanak verecek biçimde nötr bulunduruyoruz.
Bu işlem fazla sürmez, sanal geçişler enerji harcatmayan (ya da minimize eden) ve zihnimizin takip edemeyeceği hızda cereyan eden kuantum bir durumdur. Bu sürecin bittiğini dengenin hafifçe bozulması ve ardından karar/seçim yapabilme yetisinin oluşmasıyla anlarız.
Kararı verdiğimizde yeniden rahat ve nötr pozisyona da dönmüş oluruz.

*

İhtiyaç- İstek ve Niyet
Eğer gerçek ihtiyacımızla, ihtiyacımız olduğuna inandığımız şeyler (isteklerimiz) birbirine eş değer olsaydı bunlar hemen nerdeyse anında karşılanırdı. Fakat insanlığın geneli azmettirilmiş isteklerle dolu olduğundan bu evrensel kural da sanki işlemiyormuş gibi görünüyor. Tabi zilli kız örneği yöntemi de secret’vari yöntemler de tam anlamıyla işlemiyor. Burası ilk engel.
Diğer yönü ise yani “niyet” ile ilgili kısım ise muhtemelen kolay anlaşılacaktır. Niyet, kuantum bütünlüğümüzün ihtiyacıdır ve burada yani 3B deki lineer benliğimizin istekleriyle hiç uyuşmayabilir! Niyet, daha yüksek bir bütünlüğün ifadesi olduğundan isteğe oranla çok önceliklidir. Buradaki handikap ise 3B benliğimizle niyetimizi anlamanın nerdeyse yolu yoktur! Nerdeyse dedim çünkü “imkansız” değil fakat çok büyük azim gerektiren süreçlere gereksiniyor.
Kültürel bakımdan “her şeyin hayırlısını dilemek”, bilmeye yaklaşamadığımız Niyetimize boyun eğmektir ki gerçekten gönülden yapılabilse bazı psikolojik çerçevedeki acıları ve toplumsal çatışmaları sonlandırabilir.

Soru: İsteklerin gerçekleşmesi niyetle uyumlu olunduğuna, gerçekleşmemesi uyumsuzluğa işaret eder diyebilir miyiz ?

İstek, gerçek bir ihtiyaca dayanıyorsa (yani azmettirilmiş değilse) sanırım niyetle çelişse dahi realize oluyor. Benim gözlemim ve anlayışım bu yönde. Sebebi de Niyet’in çok kapsamlı ve uzun soluklu oluşunun içinde 3B bir isteğin fazlaca bir engel teşkil etmemesi olabilir. Ayrıca çok boyutlu bir niyetin bizim aklımızı zorlayacak kadar çeşitli ve zıt görülebilen 3B isteğini zaten kapsıyor olabileceğini de hayal etmek zor değil. Sorudaki mantık esas olarak çok doğru ve yerinde.