Rahatsızlık konumu

Cumhurbaşkanlığı seçimi ya da başka herhangi önemli bir durumda yaşadığımız netleşmeme ve dolayısıyla rahatsızlık veren bir çengel hissetmemiz normaldir.
Buna kararsızlık diyemeyiz henüz, normal bağımsız bir insan olarak kendimizi “sanal geçişler” yapmaya olanak verecek biçimde nötr bulunduruyoruz.
Bu işlem fazla sürmez, sanal geçişler enerji harcatmayan (ya da minimize eden) ve zihnimizin takip edemeyeceği hızda cereyan eden kuantum bir durumdur. Bu sürecin bittiğini dengenin hafifçe bozulması ve ardından karar/seçim yapabilme yetisinin oluşmasıyla anlarız.
Kararı verdiğimizde yeniden rahat ve nötr pozisyona da dönmüş oluruz.

*

İhtiyaç- İstek ve Niyet
Eğer gerçek ihtiyacımızla, ihtiyacımız olduğuna inandığımız şeyler (isteklerimiz) birbirine eş değer olsaydı bunlar hemen nerdeyse anında karşılanırdı. Fakat insanlığın geneli azmettirilmiş isteklerle dolu olduğundan bu evrensel kural da sanki işlemiyormuş gibi görünüyor. Tabi zilli kız örneği yöntemi de secret’vari yöntemler de tam anlamıyla işlemiyor. Burası ilk engel.
Diğer yönü ise yani “niyet” ile ilgili kısım ise muhtemelen kolay anlaşılacaktır. Niyet, kuantum bütünlüğümüzün ihtiyacıdır ve burada yani 3B deki lineer benliğimizin istekleriyle hiç uyuşmayabilir! Niyet, daha yüksek bir bütünlüğün ifadesi olduğundan isteğe oranla çok önceliklidir. Buradaki handikap ise 3B benliğimizle niyetimizi anlamanın nerdeyse yolu yoktur! Nerdeyse dedim çünkü “imkansız” değil fakat çok büyük azim gerektiren süreçlere gereksiniyor.
Kültürel bakımdan “her şeyin hayırlısını dilemek”, bilmeye yaklaşamadığımız Niyetimize boyun eğmektir ki gerçekten gönülden yapılabilse bazı psikolojik çerçevedeki acıları ve toplumsal çatışmaları sonlandırabilir.

Soru: İsteklerin gerçekleşmesi niyetle uyumlu olunduğuna, gerçekleşmemesi uyumsuzluğa işaret eder diyebilir miyiz ?

İstek, gerçek bir ihtiyaca dayanıyorsa (yani azmettirilmiş değilse) sanırım niyetle çelişse dahi realize oluyor. Benim gözlemim ve anlayışım bu yönde. Sebebi de Niyet’in çok kapsamlı ve uzun soluklu oluşunun içinde 3B bir isteğin fazlaca bir engel teşkil etmemesi olabilir. Ayrıca çok boyutlu bir niyetin bizim aklımızı zorlayacak kadar çeşitli ve zıt görülebilen 3B isteğini zaten kapsıyor olabileceğini de hayal etmek zor değil. Sorudaki mantık esas olarak çok doğru ve yerinde.

Güzel Gezegen

Tarih, sosyoloji, felsefe gibi alanlara ilgi duyan biri olarak nedense son ikibinbeşyüz yıllık dönem bana çok bebeksi gelir ve nerdeyse hiç ilgimi çekmemiştir (bunun ufak istisnaları var; özellikle bilimin geliştiği son üçyüz yılda). Benim için tarih bundan öncesidir hatta onbin yıldan geridedir (Bebeksilik devrinin sınırlarında bulunan Sokrat-Platon hariç). Bu durumda elimde yalnızca bazı mitler, masallar ve söylenceler kalır tabi, ama sanki ben bundan çok daha fazlasını bilirim, şaşılacak ölçüde adeta eminmiş gibi bilirim. Anlat deseniz bi şeyler uydurmam gerekir (belki de bi ara bunu yapacağım) ama hiç birinin bi kanıtı yok 🙂 Annem bunları duysaydı “beyhude işlerle meşgulsün kızım” diyebilir, hafif bi iç çekme de buna eşlik edebilirdi 🙂
Geleceğe bakmak ise her zaman çok heyecanlı ve zevkli. Özgür bir alandasınız hissi verir, şimdiden uzaklaştığınız ölçüde bulanıklık artar, yine de bir canlılığı vardır, hani elektron sisi gibi demek geliyor içimden. İzleyenler hatırlayacaktır, seneler önce 13. kat filminde o henüz program yazılmamış sınırı gördüğümde çarpılmış gibi olmuştum, nefes kesici bir sahneydi, çok da tanıdıktı sanki. İnsanların yaratıcı fikirleri, nerdeyse bir kelebek kadar alımlı, bir gün batımı kadar romantik. Gerçekten güzel bir gezegende yaşıyoruz. Yine eninde sonunda söyleyeceğim cümleyi söylemiş oldum tıpkı çoğu sümer tabletinin konuyla hiç alakası olmasa da tanrı UTU’ya methiyeyle bitirilmesi gibi, ben de sık sık yer çekiminden şikayetçi olup yine de gezegeni anmadan edemiyorum, ilgili ilgisiz fark etmez 🙂

*

Bugün bir haberde akıllı telefonların koku nakli yapabileceğini öğrendim. Belki henüz biraz ilkel şekli ama kokunun transferinin aslı yapıldığında sanırım teleportasyonun da önü açılmış olacak. Her zaman olduğu gibi Bilimkurgunun an be an kurgudan bilime geçmesi denebilir buna.

Hayal edebilmenin yüceliği, öncelik sonralık vermeksizin kuram-deneyim ikilis,i yürümek ya da uçmak için gereken iki bacak/kanattır. 3B lineer düzlemimizde bu formül şaşmaz bir formüldü ama çok boyutlulukta belki bu formülün biraz değişmesi en azından derinliğinin, renginin değişmesini bekliyorum ben.

Dün gece  balkondan geceye, körfeze ve gökyüzüne bakarken, yüksek sesle ve istemsiz olarak şöyle bağırdım: “Sonsuz sınırsız görünen uzay-zamanın epeyce kısmı sayende parıltılarla döşendi!..”
Asimov’a söylüyordum  Umarım duymuştur 🙂

Maraton

Olimpiyat oyunlarını ve onun içerdiği dallanmaları hepimiz az çok biliriz, hatta kendimize daha sempatik gelenleri izlemeye öncelik veririz. Bu alanların her biri kendi içinde harikuladedir, birbirleriyle asla kıyaslanmazlar. İnsanın o şahane yapabilme, becerebilme zevk alma kapasiteleriyle örülmüş çok boyutlu bir kazak gibidir Olimpiyatlar 🙂

Bilmiyorum bu dalları simgesel anlamda görmeyi denediniz mi? Denemek ister misiniz?

Örneğin ben kendimi en çok uzun mesafe koşucusu gibi hissederim. Yani maraton koşucusu. Düşündüğümde özelliklerimle paralelliğini de görürüm (hissime ilaveten).  Biraz sıkıcıyımdır sanki bu sebeple ama yine de eğilimim bu yönde 🙂

*

Sonunda Asimov’un Robot serisini okumayı bitirdim. Dört kitap altı heyecanlı gün. Böyle şaşılası bir şey yazmak üzerine biraz düşünmeliyim. Bir okur olarak ise sadece mutluyum. İletişim yönü oldukça zayıf gibi görünen Asimov’un insan ve toplum psikolojisine bu denli hakim oluşu zaten hayret vericiyken bir de bu konuyu formüle edip uzay zamanın dibine kadar fırlatması olacak şey değil! Ama olmuş. Şimdi artık gönül rahatlığıyla Vakıf serisine devam edebilirim.

Vakif  serisi maratonumuz da sürüyor: Ben/biz/Gaia hiçbir şey gizlemeyiz ve hiç yalan söylemeyiz. Sadece bir bağımsız, kendini izole etmiş bir şahıs yalan söyleyebilir. O, sınırlanmıştır ve sınırlandığı için endişe duyar. Ama Gaia, büyük bir zihinsel kudreti olan bir gezegen organizmadır ve hiç korkusu yoktur. Gaia için gerçeğe aykırı tanımlar yaratmak bütünüyle gereksizdir. (Vakıf ve Dünya)

Ortak Elijah…

Baley yne bir süre sessizce yattı. Sonra kımıldanarak, «Daneel.» dedi, «Seni bencilce bir istek yüzünden buraya çağırdım. Seni görmek istedim. Ben yakında öleceğim, ama ölümüm hiç önemli değil, Daneel. İnsanların arasında belirli bir kisinin ölmesi önemli sayılamaz. Bazen ölen biri geride çalısmalarını bırakır. Ve o zaman tümüyle ölmemis sayılır. İnsanlık yasadıkça ölmez o. Ne demek istediğimi anlıyor musun?» Daneel, «Evet, Ortak Elijah,» d’ye cevap verdi. «Her kisinin çabaları genel bir esere katkıda bulunur. Böylece insan o bütünün bir parçası halini alır. İnsan çabalarından dokunan bu halı binlerce yıldan beri yasıyor. Gitgide daha ayrıntılı ve güzel bir hal alıyor. Uzaycılar bile bu halının bir parçasını olusturuyorlar. Onlar da bunun ayrıntılarına ve güzelliğine katkıda bulunuyorlar. Bir kisinin hayatı bu halıdaki bir tek iplikten farksız. Bütünün yanında bir iplikçiğin ne önemi var? Daneel bütün dikkatini bu halıya vermelisin. Bir tek ipliğin kopması seni sarsmamalı. Baska birçok iplik var. Her biri değerli, her biri…» Baley birdenbire sustu. Daneel sabırla bekiedl. Arzlı gözlerini açarak robota baktı. Kaslarını hafifçe çattı. «Hâlâ burada mısın? Artık gitme zamanın geldi. istediklerimi sana söyledim.» «Gitmek istemiyorum, Ortak Elijah.»

Asimov-Kurtarıcı

**

Sonunda Asimov’un Robot serisini okumayı bitirdim. Dört kitap altı heyecanlı gün.:) Böyle şaşılası bir şey yazmak üzerine biraz düşünmeliyim. Bir okur olarak ise sadece mutluyum. İletişim yönü oldukça zayıf gibi görünen Asimov’un insan ve toplum psikolojisine bu denli hakim oluşu zaten hayret vericiyken bir de bu konuyu formüle edip uzay zamanın dibine kadar fırlatması olacak şey değil! Ama olmuş.:) Şimdi artık gönül rahatlığıyla Vakıf serisine devam edebilirim.

Asimov henüz gençken 3 robot yasaını koymuştur, sonra gelen tüm bilimkurgucular bu yasaları tartışmaksızın kabul edip kullandılar.
Asimov yaşlanmaya yakın dördüncü ama tüm yasalardan önce gelen Zeroth (sıfır) yasasını kurallarına eklemek durumunda kaldı; çünkü daha derinlemesine anladı düzeni.

Komşuda pişer, Robot yasalarından bize de düşer! 

Üç Robot Yasası:
Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesini seyirci kalamaz.
Bir robot birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
Bir robot birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesini izin veremez.
Zeroth Yasası:
Bir robot insanlığa zarar veremez veya hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez.
Zeroth (Sıfırıncı) yasası üç robot yasasının gizli sıfırıncı kuralıdır.

Sıfırıncı kural olmasına rağmen, bu kural robotlar için bir öncelik teşkil etmiyor. Birinci kuralın robotlar üzerinde daha çok bir ağırlığı var. (Tabii bu yasalar Asimov’un evreni için geçerlidir.)

Robotların en bariz özellikleri nelerdir diye gözden geçirelim: 1.Kişilik/egoları yoktur 2. bu sebepten duyguları olmaz. 3.aralarında -mekan engeli olmaksızın- haberleşirler. 4. Düşünmezler sadece muhakeme ederler. 5. Edindikleri verileri/bilgiyi bir insandan aksine talimat almaksızın asla unutmazlar. 6.Yemeye içmeye nefes almaya ihtiyaçları yok, sadece atom gücüyle yaşarlar ve çok uzun yaşarlar. 7. Kendilerine özel konularda yetenekler verilmiş olsa da bunları dört kurala bağlı olarak geliştirme eğilimindedirler. 8. Veri toplama kabiliyetleri inanılmazdır. 9.Ölümleri iki yolla olur; ya çok uzun olan atom gücünün bitmesi veya insan tarafından 4 kurala çelişik biçimde verilen talimatlar sebebiyle donarlar!

Facebook Soruyor

Einstein sadece iki şeyin sınırsız olsuğunu düşünüyordu; Even ve insanın çılgınlığı 
Gerçi Evren’den o kadar da emin değildi!

Facebook bana durumumu soruyor, ne yapıyorsun diyor  İşte yaptıklarımın minik bir kısmı bunlar, böylesi çılgın sorularla meşgulüm 
Solucan deliğindeki altıncı yolculuğumuz, üç boyuttan fazlası var mı sorusuna cevap arıyor.
Yerçekiminin, diğer kuvvetlerin en zayıfı oluşu, onun aynı zamanda diğer boyutlara da odaklanmış ya da paylaşılmış olmasıyla ilgili olabilir mi?
Göremediğimiz boyutlar evrendeki her şeyi kontrol mu ediyor?
Dördüncü boyuttaki (varsayımsal) moleküller bize burada karanlık madde gibi görünüyor olabilir mi?
Farklı boyutlar, paralel dünyalara geçiş mi?
Evrendeki her molekül aslında dokuz boyutta titreşen ufak bir sicimdir diyor Sicim Teorisi. Yoksa uzaytaki her noktada sıkıca bükülmüş 6 boyut daha mı var?
Eğer bir atom, güneş sistemimiz büyüklüğünde olsaydı, bir sicim ancak bir ampul büyüklüğünde olurdu! Bu korkunç derece kücüklükte araştırma yapmak fizikçiler için en büyük zorluk ve tabi en büyük meydan okuma 
Belki bu araştırmaların GÖZ organıyla olan bağını kesmelisiniz, üç boyutlu bir aletle (gözlerimiz) diğer boyutları görebilmek zaten başlı başına bir yanılgı olamaz mı?(sibelin fikri)
Solucan deliğinin beşincisinde, zamanda yolculuk mümkün mü diye soruyoruz
Uzay ve zaman gerçekten birbirlerinden ayrılmaz bir bütün mü? Zamanda kısa yollar olabilir mi? Kozmik sicimler, ince enerji iplikleri boyunca yavaşça kayabilir miyiz?
Doğanın itici gücü, siz zaman makinesini işler hale getirirken, buna neden olan şeyi imha ediyor! Yani kendi üzerine kapanan bir kapanda mıyız?
Bütün bunlar kuantum düzeyinde nasıl çalışıyor henüz bilmiyoruz. Yoksa zaman yolculuğu atomun içinde mi saklı?
Kuantum bir “mekansızlık” olduğuna göre Bütünleme/özetleme gibi yöntemler bir nevi zaman yolculuğu değil midir? Yoksa onu uzay zamanın dışında ortaya çıkan “hayalet aksiyonlarda” mı aramalıyız?
Eğer bir zaman yolculuğu yapabilecek duruma gelebilirsek en akıllıcası uzak bir geleceğe gitmek olacaktır böylece gittiğimiz zamanın çok gelişmiş tekniği ile geçmişe de seyahat etme imkanı olacaktır. Çünkü şu an itibariyle “büyükbaba fenomeni” sebebiyle geçmişe yolculuk daha bi zor görünmekte.
Fakat bana göre mesele zaman yolculuğundan ziyade “demeteryalizasyon/meteryalizasyon” sorunudur ve bu da bildiğimiz kadarıyla Philedelphia deneyinden beri bir daha denenemedi! (ya da duy da inanma!)
Solucan Deliğimizin dördüncüsündeyiz; evrenin bir ucu var mı? Varsa ötesinde ne var?
Evrenin sesini titreşime çevirerek onun şeklini bulabilir miyiz? Seslerin izini takip ettiğimizde uzun dalga boylarının kayıp olduğunu görüyoruz, düşük frekanslar kozmik fırtınada yer almıyor mu?
Ya da Jean Pierre Luminet’in iddia ettiği gibi evrenimiz 12 adet beşgen yüzeyden simetrik olarak düzenlenmiş bir dodecahedron mu? (futbol topu!) Öyleyse eğer bir yüzeyden tam karşısındaki yüzeye 36 derece bükülmeyle anında geçebiliriz! Eğer kenarlar 13.7 milyar ışık yılı uzaktay ise onları göremezdik çünkü kozmik mikrodalga arka planı sınırı görmemize engel olur.
Sasha, Adevasa astronomik deneylerden sonra, tüm galaksi tümelerinin evrenin bir kenarına doğru hücum ettiklerini ispatladı, gizemli bir çekiciye doğru! Buna dark flow (karanlık akış) ismini verdiler, şok şok şok Yoksa Dark Flow, bir başka evrenin bize ulaştığı yer miydi?
Fizikçi Laura Mersini kendi kumarbaz önsezisi çalışması ila çoklu evrenler hipotezi ile Sasha’nın yardımına koştu Evrenimizde soğuk yerler vardı! Yoksa orada doğmayı bekleyen evrenlerin dalga cepleri mi yer alıyordu?
Komşu evrenimiz doğuyor mu?
my god! Galaksiler aşkına!
Solucan deliğimizin üçüncü videosu: Ölümden sonra ne oluyor??
Bilinç nerden gelip nereye gider? Fizikteki “dolaşıklık” prensibi bunu anlamamızın bir yolu mu?
Bilinç bir kuantum süreci mi?
Ruh bir öz farkındalık şebekesi mi?
Beynimizdeki nöronlar uyku esnasında bilgi paylaşımı yapmıyorlar, yani bilinç yoksa kapıyı kimse açmıyor!
Solucan deliği gezimize devam ediyoruz.
Zaman mutlak mı (Newton), Göreceli mi (Einstein), illüzyon mu? zıplamalı mı (nörolojik,şizofren), entropik mi? (zamanın bazı daha mı düzenliydi), tek boyutlu mu çift boyutlu mu? (ya evrenimizin zıt ikizi de aynı anda doğduysa?), yoksa zaman da tek başına çok boyutlu mu? (sicim teorisi)