Yaz yağmurunun görüsü

Uzandigim yerden yagmuru seyrediyordum ve kafamin icinde su cumle duyuldu:

“içinde dalgalar oynaşan kadın kabuğu, havadaki yazıları okuyor!”

Birden yillar önce gördüğüm bir rüya ile son resim oyunum birlesiverdi, hayretler icinde kaldım!
Üstelik bundan iki dakika önce bir başka hayretimi hazmetmeye çalisiyordum; ögrendigim kadariyla Toltekler, meksikaya azteklerden önce gelmisler ve tipki onlar gibi ayni kirmizi ülkeden, atlantisten göc etmisler. Sonradan adina büyü denilen bircok maharetlerinin atlantis ve lemurya hatiralari oldugunu anlayiverdim. Tolteklerle ilgili seylerin ilgimi cekmesi dogaldir cunku onlari cc sayesinde grokladim. Her ne kadar icimde sebepsiz bir hüzün olsa da böyle.

temp (9)

Yaban Diyarlardaki Yabancı

Heinlein romanlarıyla dört defa Hugo Ödülü kazandı. Yayınlanmalarından elli yıl sonra üç romanı daha, geçmişte ödül verilmemiş yıllar için geriye dönük verilen “Retro Hugo” ödülüne değer görüldü. Ayrıca Heinlein, Science Fiction Writers of America’nın hayat boyu başarı alanında verdiği Büyük Usta Ödülü’nün de ilk sahibi oldu.

Ölümünden sonra eşi Virginia Heinlein yazarın mektuplarını ve notlarını bir araya getirerek bir tür otobiyografik kariyer değerlendirmesi hazırladı. Bu çalışma 1989’daGrumbles from the Grave adıyla yayınlandı.

Heinlein’ın eserlerinde kullandığı “grok”, “TANSTAAFL” ve “waldo” gibi bazı terim ve kelimeler daha sonra İngilizce dilinin birer parçası haline geldi.

Kır sessizlik tılsımını

brave your heart
renounce your fears
locked away inside
all these years

remain in light
renounce your fears
for you have been
mesmerized
break this spell of silence

*

cesur ol
korkularından kurtul
iceride kilitli kaldın
bunca yıl

ışıkta kal
korkularından kurtul
çünkü sen
büyülenmistin

kır sessizlik tılsımını

Mesmerism – Dead Can Dance

Çeviri A. Sakar

Sufizm,Bir Varoluş Felsefesi

İnsanın ve içinde yer aldığı evrenin yaradılış amacını araştıran sufîlik, temelinde mistisizm olan, varoluşun nedenselliğini irdeleyen; bunun için de sürekli olgunlaşıp aydınlanması gerektiğini öngören bir yaşam felsefesidir. Sufizmin etimolojisine ilişkin öngörüler herkesin çekirdek inancına göre farklı biçimlerde olabilir. Gerçekte o ‘dinler ve inançlar ötesi’ bir felsefedir. Kaldı ki sözcüğün anlamını sadece dinsel veya mistik terimlerle açıklamak da hayli zordur. Çünkü tarihin her döneminde mistikler gibi sufî düşüncesi de varolmuştur.
İnayet Han’a sormuşlar; “Sufizm bir din mi, felsefe mi, yoksa mistisizm midir?”. Yanıtı şöyle olmuş: “Her üçü de. Eğer ondan dini öğrenmek istiyorsanız, bir dindir; bilgelik öğrenmek isterseniz, felsefedir; ruhun gelişiminde rehberlik etmesini istediğinizde mistisizm olur. Gerçekte ise üçünün de ötesindedir.”
Böyle olduğu içindir ki sufîlik belirli bir inancın tekelindeki bir öğreti değildir. Aksine, islam sufizmi olarak bilinen tasavvuf da dahil, sufî inanç ve araştırmalarının tümü klasik-organize-tutucu dinlerin ortodoks nitelikteki tutumlarına tepkiden doğmuşlardır. Yani bir bakıma ‘din’ düşüncesini ‘aslına döndürme’, ona doğallığını yeniden kazandırma çabasıdır. Buna kanıt olarak öncelikle, bütün Ortadoğu kökenli din ve inançların düalist olmalarına karşın, sufîliğin monist olmasını, onun da köklerinin Uzakdoğuda olmasını gösterebiliriz. O nedenle sufîlik, Doğu mistisizmi bilinmeden anlaşılıp üzerinde fikir yürütülebilecek bir felsefe değildir.
Sufî düşüncesini yeterince anlayabilmek için önce terminolojisini doğru bilmek gerekmektedir. Gündelik hayatta dilimize yer etmiş, kimi sıradan görünümlü sözcük ve kavramların sufîlikte çok özel ve önemli anlamları olabilmektedir. Örneğin İbn’ül Ferîd, inançlar sistemleştirilmeden önce de sufîliğin varolduğunu şöyle anlatırdı:
“Dostun adıyla içtik şarâbı, onunla sarhoş olduk,
Üstelik daha bağ bile yaratılmamışken…”
Buradaki üzüm ve bağ, okul ve sistem (kurulu düzen); şarapsa onun zihinleri sarhoş eden ürünüdür. Ancak şarap, üzümün ve bağın niteliği ile onu tadacak kişiye göre, kimi zaman huzur verici kimi zamansa zihni bulandırarak idraki engelleyici olabilmektedir. Ürünün ‘aşk şarâbı’ olabilmesi üçünün de niteliğine bağlıdır… Öyle ki bu şarâbı içmeyen ‘Varlığın Birliği’ düşüncesine ulaşamayacak; ulaşabilenlerse adetâ yeniden doğmuşcasına bir üst zihin boyutuna erişecek; bu durumda idrâkin kapıları açılmış, zaman ve mekân sınırlamaları aşılmış olacağından, sufî gerçekte bir önceki yaşamının ‘sarhoşluk hâli’, eriştiğininse ‘farkındalık hâli’ olduğunu fark edecektir.

Boşluk, dipsiz Kuyu

Egosal zihnin ayrılmaz bir parçası olan duygusal acının bir başka veçhesi de derinlere gömülü bir yoksukluk, bir eksiklik, bir bütün olamama duygusudur. Bazı insanlarda bu bilinçli, diğerlerinde bilinçsizdir. 

Eğer bilinçliyse, sürekli olarak tedirginlik ve değerli olmadığını yada yeterince iyi olmadığını hissetmek şeklinde tezahür eder. Eğer o bilinçsizse, sadece dolaylı olarak şiddetli bir arzu, istek ve ihtiyaç olarak hissedilir.  

Her iki durumda da çoğunlukla, insanlar içlerinde hissetikleri bu boşluğu doldurmak için, egonun doyumunun ve özdeşleşecek şeylerin peşine düşerler. Böylece onlar temelde kendilerini daha tamam hissetmek için malın-mülkün, paranın, başarının, gücün, ünün yada özel bir ilişkinin peşine düşer, bunlar için uğraşıp çabalarlar. Ama, onlar tüm bu şeylere eriştiklerinde bile, çok geçmeden boşluğun hala orada olduğunu, onun dipsiz bir kuyu olduğunu anlarlar. O zaman başları gerçekten dertte olur, çünkü artık kendilerini aldatamazlar. Eh aldatabilirler de, bunu yaparlar da, ama bunu yapmak giderek zorlaşır.