Gezi Parkı- İstanbulda neler oluyor?

 

Sabah oldu televizyonlar halen yemek tarifine devam ediyor. Facebook da iyice yavaşlamış. Merak içindeyiz. Dün gece internete girmeyen milyonların durumdan hiç haberi olmadı, bizden daha rahatlar hiç olmazsa.

Bazen acaba rüya mı gördüm diye gerçeklikten şüphe ediyorum, neyse ki hala açılabilen siteler var internette, işte birisi bu:

1 Haziran 2013, İstanbul, Boğaziçi Köprüsü, 7:30

İstanbul’da Kadıköy’den yola çıkan onbinlerce kişi bu sabaha karşı Boğaziçi Köprüsü’nü geçerek Taksim’e doğru yürüyor.

İstanbul halkı bütün gece sokaktaydı, polisin sokaklarda sıktığı ve havadan helikopterle attığı gaz kapsüllerine ve her türlü sert müdahalaesine rağmen de sokağı terketmedi. Sadece Taksim değil İstanbul’un her yerinde, bütün Tükiye’de Ankara’da, İzmir’de, Eskişehir’de sayıları gittikçe artan kalabalıklar da sokaktaydı. Ankara’da ODTÜ’lü öğrenciler sabaha karşı saat 3:00’te Meclis’e doğru yürüyüşe geçti.

İstanbul’da ölçüsüz polis şiddetine rağmen onbinler sadece birlikte yürüdüler, durdular, direndiler. Hala direniyorlar. Gece boyunca, okullar, esnaf, sıradan vatandaş kapılarını polis şiddetinden kaçıp sığınmak, dinlenmek, soluklanmak isteyen halka açtı.

Anakım medya hiçbirşey yokmuşcasına yayınlarını sürdürürken onbinlerce insan sosyal medya üzerinden haberleşti, dayanıştı. Yol durumu, kablosuz internet şifreleri paylaşıldı, sayıları hiç de az olmayan gönüllü doktorların, gönüllü avukatların telefon numaraları paylaşıldı.

Açık Radyo dün gece sabaha karşı 5:00’a kadar canlı yayın yaptı. Kaydı burada:

İndirmek için: mp3, 153.6 Mb.

Bugün de olan biteni en yakından takip edeceğiz.

Dün  gece İstanbul’da yaşananları anlatan ve sosyal medyada paylaşılan yüzlerce görüntüden sadece bir tanesi: http://vimeo.com/67441445

İstanbul’a, Türkiye’ye dünyanın pekçok şehrinden de destek var. Londra’da NewYork’ta bugün İstanbul’la dayanışma eylemleri olacak. Uluslararası imza kampanyaları sürüyor.

http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=31401&cat=100#

Gerçi şu an radyo yayını da bulamıyorum.

Yap-mama Uygulaması- 6.cı ders

“Yap-mama çok basit ama çok zordur; sonra, görmeye anca, insanın yap-mama yöntemiyle dünyayı durdurmasından sonra erişilebilir.”

“Tuhaftır şu gölgeler,” dedi birden.”Bir tanesi bizi izlemekte farkındaysan.”

“Öyle bir şeyin farkında filan değilim ben,” diye yüksek sesle karşı çıktım.Don juan, ısrarla karşı çıkmama rağmen bedenimin izleyen varlığın farkına varmış olduğunu söyleyerek kendinden emin bir sesle bir gölge tarafından izlenmenin anormal bir yanı olmadığını söyleyerek beni sakinleştirmeye çalıştı.

“Yanlızca bir erktir o,” dedi. “Bu dağlar onlarla doludur, geçen gece seni korkutan o varlıklar gibidir onlarda.”

Tam önümüzde duran yüksekçe bir kayayı gösterdi.

“Şu kayanın gölgesine bak,” dedi. “Gölgesi o kayadır, ama değildir de.Kayanın ne olduğunu anlamak için kayaya bakmak, yapmadır; ama onun gölgesine bakmak da, yap-mamadır.”

“Gölgeler kapıya benzer, yap-mamanın kapıları.Örneğin bir bilgi adamı, gölgesine bakarak insanların en gizli duygularını bilebilir.”

“Hareket eder mi gölgeler?” diye sordum.

“Devindiklerini yada dünyanın çizgilerinin onların içinde gösterildiğini söyleyebiliriz.”

“Ama gölgelerin içinden duygular nasıl çıkabilir ki, don juan?”

“Gölgelerin salt gölge olduklarına inanmak yapmadır,” diye açıkladı don juan. “Aptalca bir inançtır bu.Şu şekilde düşün bide; dünyadaki her bişey göründüğünden çok daha fazlasını içerdiğine göre gölgelerde herhal birşeyler içermeli.Öyle ya, onları gölge kılan şey yalnızca bizim yapmamamızdır.”

Kendisi o iki kayadan on metre kadar uzakta, yüzü batıya dönük, durdu.Üzerinde duracağım bir noktayı işaretleyerek o iki kayanın gölgelerine bakmamı istedi.Önemli olan şey, insanın gözlerini şaşi bakar gibi yapıp bir gölgenin ötekinin üzerine getirilmesini sağlamak imiş. O alıştırmayı yapma çabalarım boşunaydı. Başım ağrıyana dek çabaladım. DonJuan’ın başarısızlığımla ilgilendiği yoktu. Kubbemsi bir doruğa tırmanmış, haykırarak iki küçük ince uzun kaya parçası bulmamı söylüyordu. istediği kayanın boyutunu elleriyle göstermekteydi.
İki kaya parçası bulup onları don juan’ uazttım.Don juan her bir kayayı otua santimetre arayla iki yarığpın içine yerleştirdi, yüzüm batıya dönük onların üzerinde durmamı ve aynı alıştırmayı onların gölgeleriyle uygulamamı buyurdu.Bu kez bambaşka bir şey olmuştu.Daha ilk denemede gözlerimi şaşılaştırabilmiş ve her bir kayanın gölgesini üst üste bir gölgeymiş gibi algılayabilmiştim.İmgelere onları birleştirmeksizin bakmanın tek bir gölgeye inanılmaz bir derinlik ve bir bakıma saydamlık kazandırdığına tanık oldum.Baktım, baktım, hayretten donakaldım.Kayanın, gözlerimi üzerinde odakladığım her bir deliği net bir şekilde ayırt edilebiliyordu; onların üzerinde üst üste getirilmiş olan bileşik gölge ise tanımlanamaz saydamlıktaki bir film gibiydi.

O gölgenin çevresini de görsel algılamamdaki odaklanmayı yitirmeksizin tarayabildiğimin bilincine vardım.Sonra, bir an için, bir kayaya bakmakta olduğumu unutuverdim.O zamana dek tasavvur dahi edemediğim denli vasi bir dünyaya inmekte olduğumu duyumsadım.Don juan’a o harika duyumsamamı betimledim, o da, o manzaranın içinde kaybolmak üzere olduğumu “gördüğünden” dolayı bu deneyimimi kesmek zorunda kaldığını açıkladı.

“Ypa-mama” konusunda zihnimin eskisinden daha çok karışmış olduğunu itiraf etmek zorunda kaldım.Don juan bunun üzerine yapmış olduğum şeyden memnunluk duymam gerektiğini söyledi, zira bir kere olsun yöntemini doğru olarak izlemiş ve dünyayı azaltarak genişletebilmişim; üstelik, dünyanın çizgilerini hissedememiş olmama karşın kayalarıngölgelerini “yap-mama” ya giriş kapısı olarak kullanabilmişim.Dünyayı azaltarak genişletmiş olmama ilişkin sözleri merakımı çokca çekmişti.Gözenekli kayanın gözlerimi odaklamış olduğum alanındaki ayrıntılar öyle canlı ve öyle kesin tatlardan oluşmuşlardı ki yuvarlak doruğun üst bölümü benim için vasi bir dünya haline gelmişti; gene de, kayanın azaltılmış bir görüntüsü olmaktaydı bu.Don juan ışığı engellediğinde, normal zamanlarımdaki gibi baktığımı anladım–kesin hatlı ayrıntılar belirginleşmiş, gözeneklikayanın küçücük delikleri irileşmiş, kemikleşmiş püskürtünün kahverengisi donuklaşmış ve kayayı gerçek bir aleme çeviren o parlak saydamlık yok olmuştu.

Don juan sonra iki kayayı aldı ve onları derin bir çukurun içine yatırarak yüzü batıya dönük kayaların bulunduğu ilk yere bağdaş kurup oturdu.Sol yanındaki bir noktaya vurarak benimde oturmamı söyledi.

Uzun süre konuşmadık.Sonra, gene sessiz kalarak, bir şeyler yedik.Güneş battıktan az sonra don juan ansızın bana doğru dönüp “rüya görme” ye ilişkin gelişmelerim var mı diye sordu.Ben de ona başlangıçta “rüya görme” nin bana kolay geldiğini, ama o sıralarda rüyalarımda artık ellerimi bulamaz olduğumu anlattım.

“Sen rüya görmeye ilk başladığında benim kişisel erkimi kullanmaktaydın, o yüzdendi kolay gelmesi sana,” dedi don juaan. “Ama şimdi boşsun sen.Ama kendin yeterli erk kazanana dek çaba göstermeyi sürdürmelisin. Bilesin ki, rüye görme, rüyaların yap-mamasıdır; sen yap-mama konusunda ilerledikçe rüya görmede ilerleyeceksin.İşin püf noktası, yapmakta olduğun şeyin bir anlamı olmadığı düşüncesine kapılsan bile ellerine bakmayı boşlamamandır.Aslında, daha önce de anlatmıştım sana, bir savaşçının inanmaya gereksinmesi yoktur; zira, inanmaksızın eylemini sürdürdükçe gene de yap-mamaktadır.”

“Rüya görme’ye ilişkin sana anlatacak başka birşey kalmadı,” diye sürdürdü don juan. “Söyleyebileceğim her bişey yalnızca yap-mama olacaktır.”

Don juan, bedenimin kendi zannettiğimden fazlasını bildiğini söyledi, zira beni izlemekte olan güçlü varlık sağ tarafımdaymış.Don juan bir sır verircesine sesini alçaltarak, o gün dostun bana iki kez yaklaşmış olduğunu ve kendisinin araya girerek onu durdurduğunu açıkladı.

“Gün boyunca gölgeler yap-mamanın kapılarıdır,” dedi.”Ama geceleyin, karanlıkta pek az yapma kaldığı için, dostlar dahil herşey bir gölgedir.Erk tırısını öğretirken bundan söz etmiştim sana. “Bir savaşçı yap-mamayı dünyadaki her bir şeye uygularsa da, bugün sana anlattıklarımdan fazlasını anlatamam.Sen kendi bedeninin erki ve yap-mama duygusunu keşfetmesine izin vermelisin.”

tamamı için tıklayınız

Aşağıdaki kültürlerden hangisini,varlık-hakikat ve nesnel dünya sorunlarına çözüm açısından daha gerçekçi buluyorsunuz?

  • Alman romantizmi
  • Hint panteizmi
  • İngiliz endüstriyalizmi
  • Fransız kültüralizmi
  • Anadolu mistizmi
  • İran irfaniliği
  • Rus gerçekçiliği
  • Amerikan pragmatizmi
  • Yunan akılcılığı
  • Diğer..

Senaryo nedir?

Senaryo (sinema), belli bir teknik ve yeteneğe dayanan, yedinci sanat kurallarını ve o günün teknik kurallarını dikkate alan, ilk satırdan son satırına dek sinemaya uygun olarak hazırlanan metin. Bir başka deyişle senaryo, görüntü ve sese dönüşecek bir düşüncenin, bir olayın yazıya dökülmüşüdür.Göstermeyi esas alan bu nedenle, yazım biçimi, kurgulama, zaman, mekan ve diyaloglar gibi teknik açıdan farklı nitelikler taşıyan yazıdır.

Kısımları: (Sinopsis-Tretman-Senaryo)

Sinopsis:Kısımları nelerdir? (Sinopsis-Tretman-Senaryo)Sinopsis: Senaryonun alt yapısını oluşturur. Senaryo öyküsünün anlatımının yapıldığı tek sayfalık özettir. 4-5 sayfalık ve daha fazla olan örnekleri de mevcuttur. Özet aktarılırken kesinlikle diyaloglara ve sahnelere yer verilmez. En kısa ve genel haliyle filmin konusunu anlatır.

Örnek: Kar ve Kaplan (The Tiger and The Snow) Künye:Yapım: 2006Yönetmen: Roberto BenigniSenaryo: Roberto BenigniOyuncular: Roberto Benigni, Nicoletta Braschi, Jean Reno…Süre: 114dk.Sinopsis: Attilio Roma’daki Yabancılar Üniversitesinde şair ve okutmandır. Yıl 2003’tür ve Irak savaşı henüz başlamamıştır, fakat havada savaş kokusu duyulmaktadır. Her şeye rağmen Attilio kendine ait dünyasında olan bitene kendini kapatmış o çok sevdiği şiirlerin şairlerine ait duyduğu hayali seslerle yaşamaktadır. Edebi alanda kendine ait bir ünü vardır ve son kitabı The Tiger and the Snow’u henüz yayınlamıştır. Kitap eleştirmenler ve okuyucular tarafından çok beğenilmiştir. Olan olaylar onu korkutucu bir şekilde etkilemeye başladığında rüyalarında evlenmek istediği kadını görür. Kadının adı: Vittoria’dır ve gerçek hayatta Attilio ile evlenmeyi bırakın hiçbir şey yapmak istememektedir. Aslında bu sevimli adamın ona yaklaşmak için yaptığı herşey, ölümsüz aşkını ilan ediş tarzı Vittoria’yı daha da kızdırmaktadır. Attilio her yerde onu takip etmekte sonsuz mutluluk sözleri vermekte ve genellikle ayaklarının dibinde bir halı gibi kendini bu aşka adamaktadır. Fakat sevimli şair ne kadar bu konuda baskı yaparsa, güzel kadın onu o kadar güçlü bir şekilde reddetmektedir. Vittoria da edebiyat dünyasından bir isimdir. Üzerinde çalıştığı son kitabı ise Irak’lı bir şairin biyografisini anlatmaktadır. Yıllardır Paris’te yaşayan bu ünlü şair Bağdat’a dönmeye hazırlanmaktadır. Eğer savaş patlak verirse Bağdat’da kendi insanlarının yanında olmak istemektedir. Vittoria ve Attilio onunla Roma’da buluşurlar. Aradan zaman geçer ve günün birinde Attilio Bağdat’a dönmüş olan ünlü şairden bir telefon alır. Vittoria biyografiyi bitirebilmek için onunla birlikte Bağdat’a gitmiştir, ilk Amerikan saldırısında başından yaralanmıştır ve ölümün eşiğindedir. Attilio aynı gün Irak’a doğru yola çıkmak ve sevdiği kadına ulaşmak için bir dakika bile tereddüt etmez…İnatçılığı ve şansı sayesinde aynı gün Irak’a varmayı başarır ve Irak’lı şair onu aşkı Vittoria’nın her şeyden habersiz ve bilinçsizce ölümü beklediği hastaneye ulaştırır. Hastane ve doktorlar savaşın mahvettiği koşullarda çaresizdir. Ne ilaç ne de gerekli malzeme yoktur. Vittoria’nın beyninde ödem oluşmuştur ve bunu geçirmeye yarayan hiçbir ilaç hastanede yoktur. Umutsuzluk ölümden bile kötüdür…Delişmen Attilio ise umutsuzluğu asla kabul etmeyen tavrı ile şehirde ilaç aramaya başlar. Aramaları her seferinde yıkılmış eczanelerde son bulur. Eğer ilaç yoksa, o zaman imal edilmelidir… Aşk ölümsüzdür…. Vittoria ölmemelidir.

Tretman: Geliştirme senaryosudur. Yapısı itibariyle senaryoya benzeyen ama henüz nihai sonuca ulaşmamış taslak metin anlamındadır. Henüz kaleme alınmamış fikirlerin, senaryo ve kurguya geçmeden önceki düzensiz halidir.Senaryo yazılırken ve daha sonrasında kurgulanırken, tretman notlarına bakılarak başlangıç ve bitiş noktaları saptanır ve kurgulama gerçekleştirilir. Sinopsisin geliştirilmiş halidir. senaryoda yer alacak sahnelerde nelerin aktarılacağının paragraflar halinde belirtilmesidir. Senaryo sahnelerinin azlığı-çokluğu bakımından 10 sayfa ila 15 sayfa arasında değişkenlik gösterebilir

.Örnek: Çarpışma (Crash)Künye:Yapım: Temmuz 2005Süre: 00:17:35 dk.Yönetmen: Umut ARALSenaryo: Umut ARALOyuncular: Ruhi Sarı, Gürkan Uygun, Ali Çekirdekçi, Serhat Uluergüven..Tretman: http://www.umutaral.com/carpisma/tretman.htm

Senaryonun Yapısal Unsurları: (giriş, gelişme, gerilim, sonuç)

Giriş (Serim) Bölümü:  Her konu, bir sürecin parçasıdır. Sürecin hangi noktasından başlarsak başlayalım, konunun bir öncesi vardır. İzleyiciye, konunun anlaşılması için önceki olayları da iletmek gereklidir. Konunun öncesini, kişileri, aralarındaki ilişkileri, gerekliyse zamanı ve olayın geçtiği yeri, sahne dışında ya d a perdeler aralarında geçen olayları, sebeplerini, nasıl geliştiğini de aktarmak gerekiyor. Yazar bir ortamı bir çevreyi de sergilemek isteyebilir. Bunların tümünün anlatıldığı kısma, giriş bölümü denir.

Gelişme (Düğüm) Bölümü: Düğüm, izleyiciyi meraklandırmak için kullanılan bir öğedir. Pratik bir tanımla, izleyicinin,”şimdi ne olacak?”, “ne yapacak?”, “bu açmazdan nasıl çıkacak?”, “bu zor sorun nasıl çözülür?” diye meraklandığı durumdur.             Merak uyandırmanın tek yolu düğüm değildir. Yarım bilgi verip gerisini erteleme; bir gelişimi en kritik noktada kesip başka bir sahneye geçme; bir kağıdı gösterip “bu belgenin büyük sırrı sakladığını..” belirtip sırrın ne olduğunu açıklamayı ileriye bırakma; biri içeri girince telaşla bir şeyi saklama gibi davranımlarla da merak uyandırılabilir.

Gerilim Unsuru: Yoğun, sert çatışmalar, düşmanlar karşı karşıya gelmeleri, olumlu karakterin tehlikeye düşmesi, doğal olarak filmde gerilim yaratır. Her şey izleyicinin önceden tahmin edebileceği gibi gelişiyorsa, izleyici ne gerilir, ne de meraklanır. Bir süre sonra filme olan ilgisi de söner. İzleyici, gelişimin bir aşamasından sonra, karakterin amacına varıp varamayacağı konusunda kuşkuya düşerse, bu da çatışma gibi gerilim yaratır.

Çatışma Unsuru : Biri ya da bir şey, güçlü bir isteğin, amacın, düşüncenin, bir beklentinin ya da bir işin önüne engel çıkarır ya da sürmekte olan ilişkiler düzenini, durumu sarsar. Kişinin kendisi de, amacına ulaşmasına engel olabilir. Engeli yeni engeller izleyebilir. Benimsememe, destek vermeme, paylaşmama, anlamama da bir çeşit engeldir. Dramatik karakter, sürdürücü özellik taşıdığı için bu engeli/engelleri gücüyle ya da zekasıyla, ya da ikisiyle birden aşmaya çalışır. Doruk sahnenin sonuna kadar sürecek olan bu karşılıklı çabalara, çatışma adı verilir.

Doruk Sahne: Çatışma, çekişme, yarış, sonsuza kadar sürüp gitmez. Taraflara son bir çatışma olanağı verip dramayı bitirmek zorundayız. Doruk sahne, tarafların son kozlarını oynadıkları, son defa çatıştıkları, çatışmanın en hızlı, şiddetli ya da en incelikli, duyarlı ve sonucun kesin olduğu, bu yüzden heyecanın yükseldiği sahnedir.

Senaryoda bulunması gereken öğeler

Senaryo (Drama) unsurları

Tema: Senaryoda sunulan ana düşüncedir. Her dramatik  eserin bir tema’sı vardır. Tema kısaca, yazarın izleyiciye iletmek istediği ana düşünceyi belirten bir cümledir. Yazar seçtiği temaya göre malzeme toplar, ya elindeki malzemeyi temaya göre ayıklar ya da tamamlar.

 

Kaynakça: www.wikipedia.orgTurgut Özakman, ‘Tiyatro Oyunu ve Senaryo Yazma Tekniği’ – tiyatro, radyo, televizyon,  sinema – Bilgi Yayınevi 4. basım 2007 s. 327.Hazırlayan: Kerem KA