Güçlü bir iman için ne yapmalıyız

Bir kardeşimiz, Kur’an ın haram dediği bir şeye, Allah ın sırf yasakladığı için uymak, hikmeti nedeniyle uymaktan çok daha iyidir demiş. Bir başka arkadaşımız da, sorgulamadan itaat etsek, kıyamet kopar herhalde diyerek düşüncesini yansıtmış.

Acaba böyle mi düşünmeliyiz? Allah Kur’an da bizlerin, böyle mi iman etmesini istiyor? Hiç düşünmeden, araştırmadan mı iman etmemiz daha güçlü, sağlam bir iman olur, yoksa ikisini birleştirdiğimizde, yani düşünerek, araştırarak iman etmemiz mi daha doğru olur. Bu konuda doğru bir yol üzerinde olmak istiyorsak, Kur’an ın bu konuda ki düşüncesini önce öğrenmeliyiz.

Elbette ilk yapmamız gereken, kesin itaat etmemiz çok önemlidir, bunda şüphe yok. Çünkü herkes aynı kapasitede değildir, her şeyi hemen anlayamaz düşünemez, ama emredilen hükmün nedenlerini, hikmetini araştırmak da, bizlerin asli görevi olduğunu bilmeliyiz.

Forbrydelsen-the-killing

İlk sezonu (20 bölüm) bitirdim. Her bölüm ayrı bi hikaye ile kendi iiçinde sonlanan-kolaylaştırılmış- dizilerden değil, eski dizilerden kaçak gibi devamlılığı olan bi dizi.Yine Bafta ödülllü ve bence izlnmeye değer  bi polisiye. Arka planda kuzey insanlarını tanımak ilginç. İlk sezonun sonunda başrol oyuncularından birinin ölmesi sürpriz oldu ancak ölen oyuncunun Borgen dizisinde tv kanalı müdürü olduğunu görünce hay allah Danimarkada oyuncu az galiba dedim 🙂 Zaten bu dizideki baba larsen de Borgen dizisinde ulaştırma bakanı! :)))
İki dizide de kadınların hiç bi şekilde cinsiyetlerini çağrıştırır şekilde yer almaması amerika ve onun özentisi türk dizilerine alışık olanlar için ilginç hatta tatsız gelebilir. Örneğin bu dizideki Lund… Aman allah, buldozer gibi bi kadın, seyredenler bilir.

Bilinçlenme Yolunda

Bilinçlenme Yolunda…

Bilinçlenme yolculuğunu ele aldığım bu yazı dizisinde, bir yandan düşünüp bir yandan sohbet etmeyi umuyorum.

Fazla iddia taşımaksızın diyebiliriz ki, bütün insanlığın çalışmalarına temel oluşturmuş olan etkenler; soru zanaatı, öykü zanaatı ve el zanaatıdır.  C. Estes’e göre tüm bunlar bir şey yapar ve o bir şey ise ruhtur. Yeterince yakınlaşırsak bunların, eski yaraların kabuklarını yumuşatmak, onlara merhem sürmek, yenilerini önceden görmek, böylece ruhu gerçek dünya için görünür kılan eski becerileri yeniden canlandırmak için kullanılan somut yöntemler olduğunu görebiliriz.

Soru zanaatı: Soruyu, ister bir çocuğun, bir erişkinin çok ciddi gördüğü isterse gündelik alelade sorularında değerlendirelim, aslında bundan çok daha ötedir bana göre. Soru, insanın hayat karşısında duruşudur, bizatihi varoluşunun temelidir. Hayat ise bıkıp usanmayan bir cevapçıdır. Sorduğunuz sürece var olursunuz. Soru bir büyü gibi işlev taşır; çünkü gerçek sorular bir alçak basınç alanı oluşturarak, cevabı zorunlu kılar. Peki neden “gerçek soru” deme ihtiyacı hissettim? Gerçek soru adı üstünde bir şeyi merak ettiğinizin göstergesidir. Oysa günümüz insanının merak duygusu öylesine körelmiş buna karşın kendine önem verme hassası öylesine güçlenmiştir ki, soru işareti ile biten cümleler aslında –çoğu kez- bir boy ölçüşme, karşıdakini küçük düşürme vasıtası gibi işlev görmeye başlamıştır.

Sürdürülebilirlik-sonsuz bir yenilenme süreci

Prechtel: Köyde insanlar, demir, kereste veya çivi kullanmadan evlerini geleneksel materyallerle yapardı, ama evler muhteşemdi. Pek çoğu ağaç kabuğu ve liften örülüyordu. Bedenin evi gibi insanın içerisinde uyuduğu ev de güzel ve dayanıklı olmalı; ancak bir müddet sonra yıkılmasını engelleyecek kadar da sağlam olmamalı. Eğer eviniz yıkılmazsa onu yenilemek için hiç bir sebep kalmaz. Ve bir şeyi değerli kılan onun yenilenebilirliğidir. Onu anlamlı kılan sürdürmedir.

Köyün birlikteliği ve mutluluğunun sırrı her zaman insanların cömertliği olmuştur, ama bu cömertliğin sırrı yetersizlik ve zayıflamadır. Köyümüzün kulübeleri uzun süre dayanacak şekilde inşa edilmediği için düzenli olarak yenilenmeleri gerekiyordu. Bunun için de köylüler senede en az bir kez birinin kulübesinde çalışmak için bir araya geliyordu. Eviniz yıkılmak üzereyken herkesi davet ediyordunuz. Çocuklar etrafta koşuşup herkesin yaptığı şeyi bozardı. Genç kadınlar su getirirdi. Genç erkekler taş taşırdı. Yaşlı erkekler herkese ne yapmaları gerektiğini anlatırdı, yaşlı kadınlar yaşlı erkeklere yanlış yaptıklarını söylerdi. Ev onarıldığında herkes beraber yemek yerdi, evi överdi, güler ve ağlardı. Birkaç gün içerisinde bir sonraki eve geçerlerdi. Bu şekilde köyde her ailenin evi yeniden kurulur ve bir araya getirilirdi. Her zaman böyle oldu.