Sosyal Hayatta Psikolojik Baskı Stratejisi

Bu aralar insanlar üzerinde denediğim ve o sırada eğlensem de sonrasında derin bir vicdan azabı çektiğim bir konu bu. İlgimi çekmesinin nedeni bazı insanların bunu yapmaktan özellikle zevk alması.

Belki farketmişsinizdir çevrede bazı insanlar durmadan psikolojik baskıda bulunan davranışlarda bulunurlar. Adeta kişilik özellikleri haline gelmiştir. Bu insanlar genelde içsel açıdan katı ve duygusuz ama dalgacı özellikte görünürler. Genelde çok sevilen insanlardır. Çünkü en değersiz şeyi bile söylese kendilerini dinletmeyi ve çok önemli göstermeyi bu silahlarıyla başarırlar. Tepki çekiyorlardır bu sayede. Sanki ömürleri boyunca kimse dinlememiştir de artık tavırlarıyla ve konuşmalarıyla bu şekilde bağırarak anlatma yolunu seçmişlerdir.

Önemli olan bu insanlara karşı nasıl bir davranış sergilememiz gerektiği. Bunları söyleyecek olsanız birçok kişi gibi kabullenmeyeceklerdir. Yapmanız gereken kendinizi kurtarmak olmalı. Asla hor görmemelisiniz bu davranış kalıbını kişilik olarak benimsemiş insanları. Yoksa yine başlarlar baskıcı alaycılıklarına. Çünkü zaten bekledikleri şey tepki vermenizdir! Tepki verdiğiniz an işler yolundadır. Biraz da egolarını pohpohlar fikirlerine katılırsanız sorun yoktur. Zaten diğer tüm insanlar bu duruma uyum sağlarlar zaman içinde. Güçlüyseler farkeder ve savaşırlar, ama değillerse kendilerini sevdirmek için uğraşıp dururlar.

Olmak Ya da?

Prechtel: Çocukken Keres adı verilen bir Pueblo dili konuşuyordum. Bu dilde to be fiili yok. Temel olarak sıfatlardan oluşan bir dildi. Santiago Atitlán’da hayatta kalabilme sırlarımdan birisi Tzuttujil dilinin de to be fiiline sahip olmamasıydı. Tzutujil oluş üzerine değil aidiyet ve taşıma üzerine bir dil. To be fiili olmadan bir şeyin kesinlikle bu veya şu olduğunu söyleyemeyiz. Eğer iki kişi tartışıyorsa, yakacak odun gibi “bölünmüş” oldukları söylenir, ama her ikisi de aslında aynı özdendir. Ulusların elde etmek ya da savunmak uğruna savaştığı ve öldüğü bazı doğrular ve yanlışların geleneksel Tzutujil kavramlarında yeri yok. Bu da Tzutujil halkı doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyecek kadar “ilkel” olduğu için değil, hayatlarının kesin durumlara ya da kalıcılığa dayanmaması. Mayalar hiçbir şeyin kendi kendine sürmeyeceğine inanır. Hayatlarının yaratımdan çok sürdürmeye yönelik olmasının sebebi budur.

Athanor

Enkarnasyonun her anı, her günü, kendine sunulan katalizörü kullanmaya çalışan bir varlığa ölüm ve yeniden doğuşu sunar.

Bedene ait bütün temel modeller, aklın faaliyet hamlesinin aynadaki görüntüsü olarak düşünülmelidir. Beden aklın eseridir ve akıl ile ruhun meyvelerinin tezahür ettirilebilmesi için bir araçtır. Bedeni simyacının içindaltın yaptığı bir athanor olarak görebilirsiniz. (RB)
Athanor: simyacıların kullandığı sürekli, tekdüze sıcaklık sağlamak üzere hazırlanmış bi çeşit fırın.

*

Kurtuluşumuzu imkanlı hale getirebilecek son çareyi, son vasıtayı bile gözü dönmüşçesine boğmaktan çekinmiyor oluşumuz deliliğimizin en kuvvetli göstergesi değil mi?

Bu cümledeki” kurtuluşumuz” kelimesi eski yoğunluk derecemiz ile yeni yoğunluk derecemiz arasındaki EŞİKtir. Her iki basamak arasında eşik bulunur ve onu geçmek zordur çünkü her yoğunluk derecesinin sınırında direnç bulunur!

Ölüm hakkı

Kendii isteğiyle ölmenin bilinen adı intihardır. Yine yaygın olarak bilindiğine göre depresif kişiler ya da o dönemde depresyonda olanlar intihar eder. Bunlar zayıf kişilerdir! Hayata tutunacak güçten yoksun, ezik, akıl sağlığı yerinde olmayan! vs. bir çok negatif niteliğin atfedildiği kişilerdir. Gerçekten hepsi öyle midir, yoksa biz öyle mi biliyoruzdur?
Bir kişi yaşamını devam ettirecek kişisel güce sahip olduğu halde devam etmek istemeyebilir mi? Ben bu sorunun yanıtı zaman zaman kendi içimde veririm. Cevabım evet olur. Konuya mücadeleyi bırakma ekseninde bakacak olursak, hayatın mücadele olup olmadığını da sorgulamamız gerekir. Kişi bu dünya ile mücadele etmek zorunda mıdır? Yaşam mücadele etmekse eğer, bu bir şölenden ziyade yarış ya da ceza gibi bir şey demektir. Eğer bir kişi istemiyle ya da istemi dışında yaşamla mücadele ediyorsa, bir noktada durup oyundan çıkmak isteyebilecektir. Mücadele edecek hiç bir şeyi olmadığı halde, bilinen bütün zevkleri tadarak yaşadığı halde sıkılıp çıkmak isteyebilir. Bütün gününü manastırda meditasyon yaparak huzurlu bir şekilde geçiren budist rahip de sıkılıp çıkmak isteyebilir. Örnekleri çeşitlendirebiliriz. Sadece dayanılmayacak fiziksel acılar çekerken ötenazi istemekle sınırlı kalamayacak derecede önemli bir konudur bu. Zaten ruhsal acı çekenleri depresyonda diyerek dikkate bile almıyoruz. Onu da konuşabiliriz.

Özgürlük-Sonsuzluk

Rüzgar için neden pek çok kişi “özgürlük” anlamını uygun bulur?
Bana göre rüzgar çok belirgin bir düzenin esiridir, alçak basınç -yüksek basınç arasında helak olan havadır. Basınç ise havanın ısınmasına bağlıdır. Yani  Rüzgar, güneş enerjisinin dönüşmüş bir biçimidir denebilir.
Acaba rüzgarın hangi yönü insanlara özgürlüğü anımsatıyor?

*

Mutlak Kesinlik, hayatın durması anlamına gelirdi ve bu da sonsuzluktur bi anlamda. Sonsuzluğu bu kadar kafaya takan insanoğlu gerçekten mutlak kesinlik aradığını biliyor mu? Ya da sonsuzluktan başka bir beklentisi mi var? Ne bekler sonsuzluğa gönül vermiş insan? Mesele yoksa sadece bedenin-ya da BEN’in- ölmemesi midir?

  • Aşkın Vezir Sanıyorum en çok 35 yaşta sabitlenmiş bir sonsuz beden,sonsuzluğa gönül verenlerin olmasa bile,sonsuzluğu dileyenlerin hatırı sayılır çoğunluğuna yeterli olurdu…

    sonsuzluğa gönül vermiş insan ölmemeyi değil tersine ölmeyi diler..Ben ve bedenin olmadığı an olmalı sonsuzluk..Elimizdeki eldivenlerle ne kadar dokunabilir ki suya…ve nasıl hissedebilir ki onu…