RÜYA GÖRÜŞMECİLİĞİ ATÖLYESİ

Rüyalar bir köprü vazifesi görür…

Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç bilgi yaratıcılık ve sağlık kaynağıdır. Eğer rüyalarımızı göz ardı edersek kendimizi Paul Solomon’un kaynağının “herkes için erişilir olan ama çoğu insanın farkında olamadığını” söyledigi zekadan yoksun bırakmış oluruz.

Bu zeka ile ilişkiye geçmek için psişik kahin ya da telepatik olmamız gerekmez. Gereken tek şey sezilerimize hayalimize ve özellikle rüyalarımıza kulak vermektir. Rüyalar tanrıların dilidir ve bu anlam ve mecaz açısından zengin dil bizi uykudan yaşama uyandırmaya yöneliktir.

Psikolog Erich Fromm rüyaları unutulmus bir dil olarak görür ve geçmisin insanlar için rüya ve hayallerin zihnin en önemli ifadeleri arasında olduğunu söyler. Ona göre rüya sembolleri evrensel geleneksel ya da rastlantısaldır. Rastlantısal semboller kişiseldir ve bireysel çağrışıma ilişkindirler. Geleneksel semboller ise tek anlamlıdır. Evrensel sembollerin -örneğin günes- sıcak ve ışık gibi evrensel anlamları vardır. Fromm rüyaların anlamsız veya ilgiye değmez olarak göz ardı edilmelerinin sebebinin onların bizi rahatsız etmesi olduğunu söylemistir; rüyada gördüğümüz kişi bizim gündüz vakti oldugumuza inandığımız kişiyle uyumlu değildir. Fromm şöyle diyor : “Çelişkili gerçek şudur ki, rüyalarımızda daha az mantıklı ve daha az terbiyeli olmamıza rağmen daha akıllı ve daha mantıklıyız.”

Soru sorma sanatını kullanarak Rüya görüşmecisi olmayı öğrenmek ister misiniz?

 

Rüyalarla Problem çözme

RÜYA GÖRÜŞMECİLİĞİ ATÖLYESİ

Yer :Beylikdüzü

Rüyalar konusunda detaylı bilgi için tıklayınız

Bilgi ve kayıt için: [email protected] adresine yazabilirsiniz.

Sınırlı kapasite nedeniyle başvuru sırası dikkate alınacaktır.

Olmak Ya da?

Prechtel: Çocukken Keres adı verilen bir Pueblo dili konuşuyordum. Bu dilde to be fiili yok. Temel olarak sıfatlardan oluşan bir dildi. Santiago Atitlán’da hayatta kalabilme sırlarımdan birisi Tzuttujil dilinin de to be fiiline sahip olmamasıydı. Tzutujil oluş üzerine değil aidiyet ve taşıma üzerine bir dil. To be fiili olmadan bir şeyin kesinlikle bu veya şu olduğunu söyleyemeyiz. Eğer iki kişi tartışıyorsa, yakacak odun gibi “bölünmüş” oldukları söylenir, ama her ikisi de aslında aynı özdendir. Ulusların elde etmek ya da savunmak uğruna savaştığı ve öldüğü bazı doğrular ve yanlışların geleneksel Tzutujil kavramlarında yeri yok. Bu da Tzutujil halkı doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyecek kadar “ilkel” olduğu için değil, hayatlarının kesin durumlara ya da kalıcılığa dayanmaması. Mayalar hiçbir şeyin kendi kendine sürmeyeceğine inanır. Hayatlarının yaratımdan çok sürdürmeye yönelik olmasının sebebi budur.

Söz konusu Tzutujil dili olduğunda “aidiyet” ile “oluş” arasında fazla bir fark yok. “O bir annedir” diyemezsiniz mesela. Tzutujil dilinde birisine ancak kimin annesi olduğunu söyleyerek, kime ait olduğunu söyleyerek anne diyebilirsiniz. Aynı şekilde “O bir şamandır” diyemezsiniz, “İz sürme biçimi ona ait” diyebilirsiniz.

Modern Batı kültürünün Santiago Atitlán’da gerçekten tutunması için, amacına ulaşamamış din adamlarının, yöneticilerin ve politikacıların öncelikle dile zarar vermesi gerekirdi. Dil, Maya evrenini bir arada tutan bir yapıştırıcıdır: etkili ve güzel konuşma, ataların mitolojilerle hayata bağlı oluşu. Tanrıların sözleri tüm kemiklerimizdeydi. Ama Batılılar to be fiilini gençlerimize dayatınca, bütün o kadim Maya dünyası modern çağın dişleri arasında kayboldu.

To be fiiline sahip bir kültürde, insan daima kimlikle ilgilenir. Kim olduğunuza karar vermek için kim olmadığınıza da karar vermeniz gerekir. Ait olma kavramına dayanan bir kültürde, diğerlerine bağlı olmak zorundasınız. Nerede bulunduğunuz ve kiminle birlikte bulunduğunuza göre tanımlanırsınız. To be fiili, dilin güzelliğini ve süslemelerini ortadan kaldırarak dili basitleştirir. Ama dil daha verimli bir hal alır. To be fiili çok verimlidir. Bir şeyler inşa etmenize izin verir.

Ama inşa etmektense Mayalar bir meyve veya bir bağ gibi görünme olasılığına izin veren bir iklim oluşturmaya çalışırlar. Her şeyi gözetirler. Geçmişte, büyük anıtlar inşa ettikleri zaman, modern kültürde olduğu gibi amaç dünyayı belirli bir şekilde olmaya zorlamak değildi; tanrıların insanlara verdiği büyük hediyelere uygun bir şekilde dünyaya geri ödemekti. Mayalar dünyayı kendi istedikleri gibi olması için zorlamazlar: dünyayla arkadaş edinirler; onlar hayata aittir.

*

İlk gençlik yıllarında okuduğum ve çok etkilendiğim “Sahip olmak ya da olmak” kitabını hatırladım şimdi. Yanlış hatırlamıyorsam Erich Fromm bu kitabında sahip olmak’tan Olma’ya geçilmesi gerektiği üzerinde duruyordu ve bunu birey olmanın gereği olarak savunuyordu (sanırım).

Benzer kelimelerin Prechtel tarafından sarfedildiği yukarıdaki alıntıya baktığımızda tamamen farklı bir anlamla karşılaşıyoruz. Hesapsızca sahip olmak ve sahip olduklarının seni tanımladığı hatta bu dünyada var kıldığı bir bencillikten çıkılmasını savunurken Fromm, Prechtel, “olmak” fiilinin bulunmadığı bir lisanda “ilişkilerin” önem kazandığını vurguluyor; hiç bi şey tek başına “olamaz!” diyor. Nereden nereye geliyoruz değil mi? Aynı kelimeleri ve cümleleri şimdi farklı bir açıdan anlayalım mı anlamayalım mı ne dersiniz?

Spiral döndü dolaştı İkinci düşünce katına ulaştı (en azından şuan benim için):

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür.

Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir. (Tamamı için tıklayınız)

Anaerkil Toplum

Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları-Erich Fromm  

Dünyasal varoluş, tek olan bir gerçekliğin, kendisini indirgeyerek ikiye ayırması ve kutuplaşmaya gitmesi ile ortaya çıkmıştır ve “karşıtların dansı” tanımı ile de karakterize edilebilir. İnsanın “ak”ı anlaması için “kara”ya, “büyüğü” kavrayabilmesi için “küçüğe”, “hareketi” anlayabilmesi için de “durana” ihtiyacı vardır. Nitekim Einstein: “Evrende tek bir cisim bulunsaydı, bunun duruyor mu, yoksa saniyede 100.000 km’lik bir hızla dönüyor mu olduğunu kimse söyleyemezdi” diyor.
Belki dünya dışı başka uygarlık biçimlerinde bilginin kavranabilmesi ve “tek” olanın anlaşılabilmesi için, böyle ikiye ayrılıp karşıtlıklar oluşturulmasına ihtiyaç yoktur. Ama biz gözlerimizi şu an içinde yaşamakta olduğumuz dünya planetine çevirelim. Son olarak yine de ekleyelim ki, bir Hint atasözünde dile geldiği gibi: “Karşıtlık, çelişki ve ikiye bölme evrensel bir gerçeklik biçimi değil, yalnızca insan beyninin bir özelliğidir.” Devamını oku “Anaerkil Toplum” →