Yaşam Tasarımında BENLİK

BENLİK: -Yön, Amaç Hissi, Sevgi- Hayatta amacımızı ve yönümüzü, ayrıca kendimize olan sevgimizi temsil eder. Bu bizi olduğumuz bireyle, olduğumuz yerle ve yönlendirildiğimiz şeyle hizaya sokan küresel bir konumlandırma sistemi gibidir. Neyin uygun olup olmadığını; neyin moda olup olmadığını belirleyen sınırlarımızla ilişkilidir. “Ben kimim?” Sorusunun yanıtını burada buluruz. Benlik, ruha sürekli bağlantı sağlayan bir merkezdir.

Sevgi enerjileri tüm formlarıyla burada yer alır: Spiritüel veya can alıcı sevgi, fiziksel sevgi, insanlık sevgisi, yaşam yolculuğuna duyulan sevgi. Yaşamın sınırlarını genişletme yaratıcılığı ve sunduğu her şeye karşı alıcı olma becerisiyle pekçok benlik gerçeği de bu merkezde bulunabilir.

Dört sevgi kapısı;
İnsanlık kapısı
Masumiyet Kapısı
Davranış Kapısı
Beklenmedik şans Kapısı

Ezbere tutunmak

Geçen akşam şöyle bir düşündüm, neden bazı şeyler aklımızda kalmış da diğerleri ortada yok diye. Sanırım bütün bu bilgiler kaydedildiği duygunun yoğunluğu ile orantılı hatırlanabiliyor. Yoğun duygu ile saklanmış olanlar bilinç üstünde ya da bazen pek kaçınılacak şeyse bilinçaltında muhafaza ediliyorlar(onlarla rüyalarda müşerref oluyoruz). Duygu barındırmayanlar ise beynimizin kıvrımları arasında rastgele tutunmuş oluyorlar. Ve kuvvetli bir kıvılcım gelip onları aydınlatana kadar hiç yok gibi oluyorlar.

Aslında bu, ANDA yaşamaya alışkın olmamamızla doğrudan ilintili geliyor bana. An’da bişeyler olurken biz zihnimizin takılmış olduğu (ciddi ya da önemsiz, farketmez) başka bi yerde oluyoruz. Dünya bize herşeyi tastamam söylüyor ama ona odaklanacak kendimiz ortada yok.
  • BAK-Birleşik Alan Kullanımı sevgili BAK, “sanırım bütün bu bilgiler kaydedildiği duygunun yoğunluğu ile orantılı hatırlanabiliyor. ” demişsin, sanırım sözcüğü fazla, kadim bilgilerden de süzülüp gelen bilgi parçasıdır dediğin.
    Ş
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı Anda yaşamak, ne kadar olanaklıdır bu aşamada süreklilik anlamında bilinmez, an a dikkatini vermek ve duygularını eklemekle de olasıdır. Tam burada bilgilerin kaydı denilen mekanizma daha sağlam olur.
    Ş
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı Ayrıca bilgilenmeye ek; varlığının bir parçası haline gelmeyen bütün bilgiler ezberin bir parçasıdır unutulur gider. Varlığının içinde eriyen bilgi ise sizi bir üst aşamaya sıçratacak bilgidir.
    Ş
  • Sibel Atasoy Tamamen öyle: varlığının bir parçası haline gelmeyen bütün bilgiler ezberin bir parçasıdır unutulur gider
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı işte o ezber bilgiler; beynin nörokimyasal akışında yeni bir dalgalanım yaratmıyor, ezber toplumlarının halinin ortadalığını başka ne anlatabilir ki?
    Ş
    Sibel Atasoy Belki de, yeni birleşim noktasına (hale) tutunamazsak kaybolmayalım diye bu ezberi yaşatıyordur bir tarafımız, hani geri dönmek için ormanda bi fener gibi
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı zihinim ve algılarımız o fenere yapışmış böcekler kadar gelişmiyor işte:)
    Ş
    Sibel Atasoy Walla ne kadar yüksekten atarsak atalım, kaybolmaya olan korkumuz öylesine köklü ki, bunu saklayamıyoruz. Eğer olmasaydı bütün bunları konuşuyor olmazdık
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı fener ışığından kontrollü uzaklaşma deneyleri yapılabilir. Ta ki başka bir ışığı buluncaya dek. Yoksa ciddi anlamda yapışıp kaldık bu fener ışığına, bir adım atamayız ne özne ne de toplum olarak…Yüksekten atan en alçağa düşürür:)
    Ş
    Sibel Atasoy Ben bunu sık sık deniyorum merak etme. Şöyle söyleyeyim bu korku-kaybolma- hakkında;hepimiz akrabayız ancak belki benim genlerimde çok yakın kuşaklarda çokça kaybolanlar olabilir ve bu hatıra bendeki korkuyu canlı tutuyordur. Korku sağlıklı bi şeydir aslında, çünkü kendini korkmayacak şartlar için yetiştirmek durumunda kalırsın. Değilse atla git boşluğa balık bilmezse halik bilir. Aşikar ki atlayabilmiş değiliz
    BAK-Birleşik Alan Kullanımı ayaklarını sokmuşsundur:)
    Sibel Atasoy ben üç dört kez sınırı aşıp geri geldim. Anlam arzusu o kadar güçlüydü ki son kerte gelişmiş bir elektrik süpürgesi gibi beni geri emdi ve bu bana kurtuluş gibi bir his verdi, ah tüh geri düştük gibi değil.

Aynadaki Pamuk Prenses

Bu ismi sevdim, ne güzel bir kurgu ismi olur, bi romanın, öykünün ya da filmin.Aynadaki pamuk prenses hüzünlü bir hikayedir. Şöyle ki:Kraliçe, o her şeyin hakimi olgunluğun doruğunda güzel kraliçe, aynaya bakar ve der ki “ayna ayna söyle bana kimdir en güzel?” Ve ayna ona kendisini gösterir çünkü aynanın aynaya bakandan başkasını gösterebilme yetisi yok!
Meğerse kendisi güzeller güzeli, saf genç bir prensesmiş. Buna sevinmesi gerekmez miydi? Oo ben benim süperim demeliydi fakat heyhat o bunu demedi. Vayyy bu da kim benden daha güzeli varmış dedi ve kıskançlık krizlerine yenildi.
Kraliçe aynanın sadece kendisini ve mutlaka kendisini-tersten- gösteren bir obje olduğunu nasıl unuttu?
Kendine dair başka bir görüntü-ya da kuruntuyu neden hafızasında tutmuştu da bu kez pamukluğunu tanıyamadı?!
İşte bu bütün insanlık dramı ya da heyecanı, ne derseniz deyin artık.

Anlayış eksikliği, anlama isteksizliği nedir

Anlayış eksikliği, anlama isteksizliği nedir gerçekten, nerden geliyor?

Şöyle bi tekerleme geldi dilime şimdi: bazıları üzümü yer, bazıları bekçiyi döver, bazıları hem yer hem döver, bazıları üzüm bağını terk eder, bazıları uzaktan seyreder, bazıları üzümün bileşimini çıkarır, bazıları üzümü yer bağını sormaz, bazıları …

Belki bu durumu anlamak için basit bir kelimeye baş vurmak gerekir: Dışlama! Bu kelime içerisine saatler günler geceler boyu dalabiliriz, insanlık serüveni gibi derin bir çukur. İnsan olmak gerçekten zor bir serüven.

Üzüm sözcüğü köken olarak nerden geliyormuş biliyor musunuz? Üzmek (koparmak, kırmak)… Yani atalarımız koparma ve kırmayı üzmekle eş görüyorlarmış. Ne ilginç değil mi?

0-4 yaş arası çocukların büyütülüşüne tanıklık ettiniz mi? Kendi çocuklarınız sayılmaz çünkü tarafsız konumda değilsiniz, ebeveyn rolü giymişsiniz o aralar. Çocukların nasıl şekillendirildiğini seyrederken gerçekten acı duyuyor insan. Anlayamadığımdan değil sanki sonsuzca sınırsızca duran bi şeyi minik bir elbiseye sığdırmaya çalışıyorsunuz, off feci bi iteleme öteleme. Tamam biliyorum mecburi bi işlem ama inanın seyretseniz içiniz acır.

ADAPA HAN: İlk Kral.

ADAPA HAN: İlk Kral.
Sümer krallar listesinde Sümer ulusunun ilk hükümdarıdır ve bazı söylencelerde yaratılmış ilk insandır.
Adapa/Adama dönüşümüne uğramış ve Adam/Adem şeklinde söylenir hale gelmiştir. Evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu ve bunun Tanrı tarafından kendisine öğretildiğine inanılır.
Sümerlerdeki bu inanışa benzer bir biçimde Hz. Adem’e eşyanın bilgisinin öğretildiği Kuran-ı Kerim’de de belirtilir. Kral olmanın yanı sıra aynı zamanda Kam (şaman)’dır. Bir gün Adapa Tanrı’nın huzuruna çağrılır ve önüne ölümsüzlük içeceği getirilir. Adapa bunları almak istemeyince Tanrı şaşırıp nedenini
sorar. Adapa şöyle yanıtlar: “Bir başkası yemeyeceksin, içmeyeceksin, dedi”. Bunun üzerine Tanrı
kızarak onun yeryüzüne atılması emrini verir. (Kaynak: Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt)
 Adapa: (Ad/At). Ad (isim) sözcüğü ve Ata kavramı ile bağlantılıdır. İbranice Adamah şeklinde ifade edilen biçiminde çamur, balçık, kil gibi anlamlar vardır
*
Bu hikaye şöyle olmuştu: Adam, niburuya büyük komutan Anu’ya gönderilmişti, ancak gitmeden önce dünya bölgesi komutanı Enlil ona gittiği yerde yeyip içmemesini söyledi, sebebiise orada yeyip içtiklerinin adam’ı ölümsüz yapabileceğiydi. Enlil her zaman dünyanın genleri ile oynamanın getirdiği vicdan azabını duymuştu (zaten baştan da bunu istememişti. Şu altını çıkarıp defolup gidelim , gezegenin doğal gelişimine etki etmeyelim demişti, ama sözünü dinletemedi! (Sibelin notu)