“Kelime bir sapan gibi kişinin ağzından fırladığında onun arkasında şekilsiz bir uzantı vardı. Ve aslında biz o kelimeyi değil uzantıyı algılıyorduk. Uzantı değişik formlarda oluyordu. Duygu ve düşünce bileşkesi olduğunu sandığım o şey, kelimenin arkasına gizlenerek hedefine doğru ilerliyordu!
O an, tartışma-anlaşamama dediğimiz şeyin neden olduğunu net biçimde gördüm.
Kelimenin sözlükte bir anlamı var ve biz onu biliyoruz. Ama bize fırlatılan kelimenin arkasındaki sözlükte yazılı değil ve bilinçaltımız o yazılı olmayan şekilsiz uzantıyı fevkalade algılıyor. Ve bu kelimeye karşılık verirken de sözlük anlamına aldırmaksızın algıladığı anlam üzerinden ve yine üç boyutlu kelimeler fırlatıyor.
Özgürlük Serisi
Hayatınızda şu an omakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel şey tıpkı rüyalar gibi ağlamak gibi bizi hafifleten bi şey.
Adamus, özgürleşmenin şu sırada dünyadaki tüm insanlar için tek uğraşı tek mesele olduğunu söylüyor. Özgürleşmek tüm bağlardan ve tanrıdan özgürleşmek hatta RUH’tan özgürleşmektir diyor.
Özgürlük serisinin ilk konuşmasında şu ana kadar olmadığı kadar cesur! Tanrının man made yani insan yapımı olduğunu açıkça ifade ediyor ki Don Juan bize bunu tüm kanıtlarıyla sunmuştu daha önceleri.
Tanrıdan özgürleşmek bazı çevrelerce hoş karşılanacaktır ama ruhtan özgürleşmek? İşte bu kolay bi lokma değil, sanırım artık sadece dindarları değil spiritülleri de kaybetmeyi göze alıyor. Bu öylesine bi lokma ki bilimle uğraşan ve kendilerini her şeyin üzerinde gibi gören büyük bir kesimin bile yutamayacağı denli büyük.
Peki Adamus bu cesareti neden takınıyor şimdi?
Çocuklar mülk haline ne zaman getirildi-3
Öncesi için tıklayınız
-
Ozcan Ozc M.Ö 1500 y.y dan sonrası Sümer de yeryüzünde olan bütün tanrılar gökyüzüne yerleştirilmiştir. Bu arada cennette gökyüzüne çıkmıştır.Tabiat güçleride gökyüzüne çıkmıştır …. hatta o zamana kadar cennet bile yeryüzündedir …. yada Yunan mit. Doğayla ilişkilerini son derece azaltan uygar insandan çıkarak doğayla kucak kucağa yaşayan insana varabiliriz.Mitologyayla ilişkinin asıl sebebi de budur belki:Dünya gençtir;insanlar doğanın oratasında,toprağa bağlıdırlar;günlerini ağaçların,denizlerin,tepelerin,çiçeklerin arasında geçirirler.Gerçekle gerçekdışı pek ayrılmamıştır daha;korularda dolaşan delikanlılar,ağaçlar arasında ansızın bir NYMPHE’ ye rastlarlar,duru bir kaynağa eğilenen genç kızlar sularda bir NAİAD’ın yüzünü görüverirler.Bu yaşayışın özlemi,mitolgyadan söz açan birçok yazarın,özellikle şairlerin,yüreğinde yatmıştır.İlkel insan,korularda dolaşırken nymphe’lere,naiad’lara değil,korku’ya rastlamış,mutluluk,sevinç değil,ürküntü duymuştur.O korkudan kurtulmak için de büyü yapmış.Yunanlılarla birlikte,insanoğlu evrenin en önemli varlığı oluvermiştir.Daha önce insanoğluna pek aldıran yoktu.Yunanlının yarattığı tanrılar bile insan biçimindedir.İnsan biçimindeki ölümsüzler,aslında dünyaya akılcı bir düzen getiriyorlardı.SAINT PAUL, GÖRÜNMEYENİ ANLAYABİLMEK İÇİN GÖRÜNENE BAŞVURMAK GEREKTİĞİNİ SÖYLEMİŞTİr.Tanrılar,insana benzeyince gökyüzü de eve benzer tabi….
Dünya’ nin Kafkaesk bir dönem yaşadığını ve insanlarımızın hamam böceklerine dönüştüklerini düşünüyorum.Bu yüzden Kafka’yı yeniden okudum. Ancak panzehiri ile birlikte : HOMEROS. İnsandan Tanrı erkeklerin Tanrıcalarla yaşadığı bir evren.Kafka ile Homeros birlikte okunduğunda ; Kafka , insanların hamam böceğine dönüşünü yazıyor.Homeros , insandan Tanrı erkeklerle Tanrıçaların birlikte yaşamalarının ve savaşmalarının destanını yazıyor.. O halde hamam böçeğinden milyonluk bir sürüyü ezmek için Tanrısal erkeklerle Göksel kadınlardan kaç düzine gerek bunun düşünülmesi gerek ……………………
AD-İsim
AD: İsim.
Eşdeğer: AT
Bir varlığı tanımaya, tanıtmaya veya tanımlamaya yarayan, ona özgülenmiş sözcük. Bazı felsefi yaklaşımlarda varlıklardan önce onların adlarının var olduğuna inanılmıştır. Elbetteki bu felsefi birtartışma konusudur. Ancak ad kavramı Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Adı olmayan varlıklar, ancak öte aleme ait görülürler. İslam ile birlikte Besmele “Adlama” kavramı çok yaygın bir hale gelmiştir.Besmele, doğal süreçlere Yaratıcıyı dahil etmeyi öngörür. Yani
önce maddenin değil fikrin olduğu görüşü benimsenmiştir. Ad insanoğlunun var olduğu her yerde nesneleri ve olguları nitelemek için kullanılan soyut bir araçtır. Türklerde Yayguçı Çağ (Yaratılış Zamanı) inanışı varlığın birbirinden ayrışmadığı bir dönemi ifade eder. Başka hiçbirşeyin olmadığı her
şeyin sonsuz bir su olduğu bu çağda, gök diye bir şey yokken her şey sağır ve dilsizdir. Yani anlamı ve adı yoktur hiçbirşeyin. Sayan söylencelerine göre bu sonsuzlukta önce ad verilerek yaratılış başlamıştır. Ad ise anlam demektir. (Kaynak: Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt)
Ad: (Ad/At). Tanımlama, niteleme anlamı içerir. Türkçede ad aynı zamanda at demektir ve pek çok lehçede d/t farkı ortadan kalkar. At kutlu bir hayvan olarak o kişinin kimliğidir aynı zamanda. Tersine bir mantıkla, kişinin adının aslında onun soyut bir atı olduğu ve kendisini taşıdığı düşünülebilir. Bu nedenle eskiden Türkler öldüklerinde atlarıyla (yani adlarıyla)
birlikte gömülmüşlerdir. Yeryüzündeki tüm Türk şive ve lehçelerinde Ad/At biçimiyle binlerce yıldır yer alan ortak bir kelimedir. Aynı zamanda bir kök olarak yüzlerce kelimenin türemesine olanak vermiştir.Venüs Projesi ve Eleştirileri
Venüs Projesi , barışçıl ve sürdürülebilir bir küresel ekonomi için uygarlık yolunda çalışan ve toplumsal değişim için uygulanabilir bir eylem planı öneren bir organizasyondur . Jacque Fresco’nun gelecekle ilgili planlarını gerçekleştirmek amacıyla kurduğu bu organizasyon. Bir web site aracılığıyla yayınladığı video ve belgelerle, toplumu geliştirmek ve daha ileri taşımak amacıyla kaynak bazlı ekonomiye geçmenin; yenilenebilir şehirlerin, enerji etkinliğinin, doğal kaynak yönetiminin ve gelişmiş otomasyonun önemini topluma sağlayacağı faydaya odaklanarak açıkladığı bir organizasyondur.

Venüs projesi yoksulluğun, kıtlığın, toplumdaki her türlü yozlaşmanın, suçun, ve savaşların nedeninin, günümüz dünyasının toplumun yararına olan teknolojik gelişmeleri bilinçli bir şekilde yavaşlatan kar bazlı ekonomik sistem olduğu düşüncesiyle kuruldu.