Özgürleş!

Enerji, tutku ve netlikten gelir. (A)

Yıllardır samimiyet eşiği diye (kendi uydurduğum) bi şeyden bahsederim. Ve tabi Bir CC terimi olan Sarsılmaz Niyetle birleştiririm.
Eh işte matrak Adamus, birleştirdiğim bu iki uzun cümleyi hooop diye sadeleştirmiş ve ne güzel demiş değil mi?

Özgürlük. Geçmişten özgürleşme. Kitle bilincinden özgürleşme. Eski fikirlerden özgürleşme. Eski şablonlardan özgürleşme. Sizin gerçekten istediğiniz şey, özgürlük. Kendiniz için özgürlük.(A)

Kendin,yani bütünlüğün olabilmek zaten özgürleşmek anlamına geliyor. Peki ya KENDİN nedir dostlar? İşte bu 65000 kere 65000 pesoluk bi soru; çünkü IQ ile ya da zihinle üstesinden gelinebilecekgibi değil.

O halde ne yapmalı?

Beklentisiz kalabilmeyi başarmak bi şeyleri başlatıyor bundan eminim. Gerisi kendi gelir 🙂

Boşlukta 3 dakika

Derin bir nefes alın, müziği dinlemeye “bilmiyorum” diyerek başlayın ve müzik süresince zihninize gelen şeyi yine bilmiyorum diyerek ve yeniden derin nefes alarak öteleyin.
Üç dakika boşlukta durun bu şarkı boyunca lütfen.

11 Echo of the East

“Bilmiyorum”la başlamak beni Seraph’a vardırdı. Serap ise Kahine.

Matrix’de insanların özgür seçim yapmalarını gerçekten isteyen tek program Kahindir. Aynı zamanda geleceği görebiliyor, çünkü programın kodunu biliyor. Aynen tanrı gibi. Bu bize Seraph’ın neden onu koruduğunu gösteriyor.

Serap nedir?

Matrix’de ajanları yenebilen iki program vardır: Neo ve Seraph!
Kimdir Neo?
Neo yetenekli bir bilgisayar korsanı ve onun ilahi bir şekilde varolması dünyayı ele geçiren orjinal makinaların yapay zekalarını bulan insan üzerine dayandırılmış olmasıdır.
Nasıl? İlk filmin başında Neo’ya gelen adama Neo’nun verdiği diske bakın. Üzerinde “DISC AI” yazıyor. Yani yapay zeka diski. Neo diski “Simulacra ve Simulasyon” isimli içi boş kitabın içinden alıyor. Bu kitap Fransız Postmodernist Filozof Jean Baudrillard tarafından yazılmıştır. Neo “Nihilizm üzerine” yazan kısmı açıyor!!!
Nihilizm hiçbirşey gerçekte bilinemez demektir. Baudrillard’ın simulasyon kavramı gerçekliği yaratmanın kavramsal ya da mitolojik modeller sonunda olduğudur. Bu modellerin gerçekçilikle ne kaynağı ne de bağlantısı vardır. Model gerçekliği sezişimizdeki kararlılık olmuştur. Ve morpheus ilk filmde “Gerçekliğin çölüne hoşgeldiniz” demektedir. Bu kitabin Matrix’e ilk adımın atıldığı yer olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden disk yapay zekaya giden anahtarı taşıyor ve böylece makinaları nasıl yokedebileceklerini bilebilecekler.
Nedir peki Neo’nun sırrı?

İyi haftalar Frekanslar

Potansiyeller denizi, içimizi dışımızı, her nefesimizi sarmış durumda, onu işlerliğe mi koymak istiyorsun, o halde ışın kılıcını kullanırsın, yani karar verirsin.sa

**

Enerjiler gelirken, şuan olmakta olan şey, tüm bu atalardan kalma şeylerden dışarı çekiliyorsunuz.
Bazıları söylediğim sözleri yanlış anlıyor. Bunun, aile karşıtı bir tutum olduğunu sanıyorlar. Aileler harikadır – onlara karmik olarak bağlanmadığınız sürece. Lotoyu kaybedip, belirli özellikler başınıza kalmadıkça. Bu beden, senin kendi tutkun, kendi ruhun ve kendi seçimlerinin yan ürünü olmalı. Bundan neyi kastediyorum? Gelmekte olan bu yoğun enerjilerle gerçek anlamda, eğer seçerseniz, bedeninizi, görünüşünüzü dönüştürebilirsiniz. Bazı özellikleri dönüştürmeye başlayabilirsiniz.
Gerçi bunu seçmiyorsanız, bu muhtemelen pek de gerçekleşmeyecektir. Ama eğer şunu söylüyorsanız: ”Hey, bu benim bedenim. O artık benim ailesel geçmişime ait değil. Bu benim hayatım. Benim geçmiş yaşam veçhelerimin bir yan ürünü değil. Bu benim zihnim. Bu sadece hipnotik bir programlamanın yan ürünü değil. Ben benim.”  O zaman gerçek anlamında bedeninizi, zihninizi ve kimliğinizi dönüştürmeye başlarsınız.(A)

Tanrı’ya mı Yoksa İnsana mı Güveniyorsunuz?


İnsana güvenmek felakete yol açar. 1978 YILINDA gazete başlıklarının en şok geçirten haberi, hiç şüphesiz Guyana’nın, Jonestown’unda meydana gelen korkunç facia olmuştur. Bu olay, Masada’da, Romalıların kuşatması altında teslim olmaktansa ölmeyi tercih eden 960 Yahudi partizanın durumuna benzetilmişti. Aynı zamanda bu olay Amerikalı askerlerin Saipan adasını almaları üzerine sivil 1000 Japon’un kendilerini bir uçurumdan aşağı atmalarına da benzetilmişti. Guyana faciası, dünya çapında, gazetelerde günlerce konu olmuştu. İlk başta ölü sayısı 400 sonra 500 iken 780’e çıkmış ve sonra şu haber yayımlanmıştı: “GUYANA’DAKİ ÖLÜ SAYISI A. B. D.’YE GÖRE KOLONİDEKİ KURBANLAR ARASINDAKİ 260 ÇOCUK İLE BİRLİKTE EN AZINDAN 900’E ÇIKMIŞTIR.” (New York Times, 26 Kasım 1978) Sonun bu sayı 913’e kadar yükseldi.
Bu facianın, direkt olarak şu soru ile ilgisi vardır: “Güvenini Tanrı’ya mı yoksa insana mı bağlıyorsun?” Belki şöyle cevap vereceksin: “Muhakkak ki güvenimi insana bağlamaktansa Tanrı’ya bağlamak daha hikmetli bir hareket olacaktır.” Gerçekten de bu cevap doğrudur, çünkü Mukaddes Kitap şu uyarıda bulunuyor: “Emirlere [asilzadelere, YD] ve kurtarışı olmıyan âdem oğluna güvenmeyin.” (Mezm. 146:3) Tanrı seni kurtarabilir, çünkü “Yehova’nın (YD) ismi kuvvetli kuledir; salih onun içine koşar, ve emin olur.” (Sül. Mes. 18:10) Bununla beraber bir kişinin güvenini Tanrı’ya bağlamış olduğunu beyan etmesi, sözlü iddialardan daha fazlasını içine alır. ‘İman işler olmayınca ölü olduğu’ için yapılan işler önem taşımaktadır. Tanrı’ya güvenen kişi, Tanrı’nın sevdiği şeyleri sevecek, Tanrı’nın nefret ettiği şeylerden nefret edecek ve Mukaddes Kitap prensiplerine göre yaşayacaktır.—Yak. 2:26; İbr. 1:9.

İnsan yönecilerine güvenimizi bağlamamak konusunda İsa’nın sözleri, Mezmur yazarının sözleri ile uyum içindedir: “Yeryüzünde kimseyi babanız diye çağırmayın; zira babanız birdir, semâvi Babadır. Ne de efendi diye çağırılın; çünkü efendiniz birdir, Mesihtir.”—Mat. 23:9, 10.