Özlem, Hüzünle Bile Dalga Geçer…

Özlem hep var olacaktır,

Seven iki kalp arası.

Özlem, tüm duygulardan pay alır kendine,

Uzaktan seslenir sessizliğin içine…

“özledin mi sen de, iyi misin?” diye sorup özlenene,

Cevabı bekler, yine kendi kendine…

Uzaktan gelir cevap “iyiyim ben de…”

Her özlem zihinde bir oyuk açar,

Kurşunun bedene vardığı gibi.

Kan akmaz bu varışta!

Akan, sadece zaman,

Özlemin katili zaman…

Soğuk bir yük gibi taşınır omuzda,

Her attığın adımda sallanan ve sırta çarpan…

Ağır, ağır olduğu kadar soğuk!

Soğuk, soğuk olduğu kadar yakan, acıtan!

Bu ateşin içinden ruha akan,

Ilık, ılık olduğu kadar sert bir can!

Özlediğin, gidip göremediğin değildir,

Gidip görmek istemen, özlem değildir…

Doğru adam gösterisi!

Günaydın parlak güneşli güne ve tüm frekanslara. Kalbin işleri karmaşıktır, akıl bunu bilemez. Evet belki öyledir belki de değildir, her birimiz mükemmeliz. Kanıtı her an görebildiğimiz şey bu, harikayız. Hiç bi eksiğimiz fazlamız yok

Bugün şöyle 4-5 yaşlarında kıvır kıvır saçlı bi kız gibi uyandım. Uyanmaya ve çevremi anlamaya çalışıyorum. Aynaya bakıyorum mükemmelim. Güneşe ağaçlaragörebildiğim diğer şeylere bakıyorum övünç duyuyorum, onları seviyorum, kıkır kıkır gülen şirin bi kızım şu an için.

**

Bizler Dünya vatandaşı olarak doğduk, yine de Kozmozun tüm varlıklarına saygılıyız, karşılıklı onurumuzu sürdürebildiğimiz iletişime açığız.

Yayımevim olduğu zamanlarda süper fantastik-bilimkurgu yazan bi ortağım vardı, sonradan sansasyonel bence berbat bi kitapla Türkiye’de ünlü oldu (genel talep bu yöndeydi, asla yargılamıyorum), gerçi o bundan sanırım sadece maddı yetersizliğini aşabildiğine memnun olmuştur. Biliyorum çünkü hep yine de meşhur olamayan diğer harika kurgularını yazmaya çabaladı. Kimsenin tanımadığı o genç zamanlarında şöyle derdi (her tv ye çıktığımızda, dergi ya da gazeteye röp.verdiğimizde aynı cümleyi mutlaka söylerdi ve ben bunu öyle severdim ki!): “Fantazi ve bilimkurgu kitaplarında kendi isimlerimiz -ayşe,tolga,sevinç,serkan gibi-geçmezse bizler gelecek içinde yer alamayacağız demektir.”  Şunu demek istiyordu bence; “geleceği biz hayalciler, kurgucular inşa ediyoruz ve içinde John, Peter, Janet varsa Nadire, Ceyhun, Meltem de olsun. Hoş anılar ve güzel günlerdi, iyi ki yaşadık onları.

Rüyaları bütünlemek

Fanteziler, rüyaların iki anlamı olabilir, tabii ki. Geceleri gittiğiniz bir yer veya niyetleriniz, fikirleriniz, fantezileriniz, sihrinizin bazıları olabilir. Hayalleri bütünleştirmek. Rüyaları bütünleştirmek – bu yıl sizin için çok önemli.

Bazen hayal ve amaç kavramı biraz birbirinin alanına girer. Ben hedeflerin veya bir sürü planlamanın taraftarı değilim – detaylarını halletmeniz gereken bazı faaliyetlerin olduğunun farkındayım – ama daha geniş bir bakışla. Hedeflerin çok büyük bir taraftarı değilim çünkü kendiniz için genellikle zihinsel ve sıklıkla da gerçekçi olmayan beklentiler belirliyorsunuz.

Ancak hayaller yürekten gelir. Hayaller, belirlenmiş bir sonuca ulaşmak için bir seri adım atmak zorunda kalmadan apaçıktır. Hayallerin arkasında bir kapatma/sınırlama yoktur. Hayaller açıktır. Hedef doğrusalken hayaller genişlemeye devam eder. Bu nedenle hedefler belirli bir noktada durur.

Kitaplarıma Okuyucu Yorumları

Bu bir güncelleme. Çünkü onları en son 2008 yılında bırakmışız. Aslında telefon mesajları, eski mail adreslerime gelenler ve tabi muhtelif internet sitelerine bırakılan yorumlar, onların çoğunu kaydetmek mümkün  olamadı. Çünkü 2002 den 2005 yılına kadar gerek Ölümsüz Öyküler Kulübü için fantastikk ve gerilim döken genç yazarların binlerce sayfa taslaklarını okumaktan gerekse Yedi Numara Dizisinden başka bi şeye yetişemiyordum. Sonrasında da işin ucunu bırakmış olmalıyım 🙂

Sırıtkan Kırmızı Ay okurlarından gelen ilk yazılı yorumlar…

Kitabı bitirdim. Beni çok sarstı. Artık uyuyabilirim.

İyi ki varsın. Seni çok seviyorum.

Yasemin

4.05.2002  04.16

Zamanla oynanan fantazmalara bayılırım.  İnsana yaşama sevinci veriyorsun. Gerçekten aşk dolusun

Vizyonlar-İfade özgürlüğü-Cesaret

Dün olağanüstü vizyonlar gördüm ve sonrasında çeşit çeşit ilginç bir dizi rüyalarla devam eden tam belirgin olmayan bi kurgu gibiydi. Fakat sözcükler tarife yetmez. Belki – o da bi dereceye kadar -renkler ve sesler yoluyla aktarılabilir. Fakat cesaretimi toplayamadım çünküü o şahaser şeylerii batırmaktan çekiniyorum. Amerikalıların sık sık kullandığı bi kelime var: messed up! İşte ben de bundan çekiniyorum. Aslında bugün şahane parlak bir güneş var, belki beni teşvik etmeli, yüreklendirmeliydi ama, olmadı. Renklerle değil belki ama seslerle denemeye karar verdim şu an. Önce onu kaydedecek bi araç bulayım 🙂
Tam bu mesajı yazarken bi reklam (herhalde tanıtıcı reklam) senaryosu yazmam için öneri telefonu geldi. Allah allaaaah

**

İbrahim: Aşk durumunda bileşim noktasının değişmesine on dört sene önce yaşadığım bir olayı buna örnek olarak verelebilir miyim? Bilemiyorum.Üç arakadaş dışarı da otutruyorduk.Birden arkadaşım gözlerine odaklandım.Gözün renkli kısmındaki açıklık ve koyulukları,çizgileri okuyordum bir göz tarama aleti gibi.Bu tonluk ve çizgilerden çıkan anlam ; kişinin “kalleş” biri olduğu ortaya çıktıBu olayı bir defa yaşadım sadece.Ondan sonra yolda yürürken insan yüzlerini bir dedektör hızıyla anlamaya çalışıyordum.Bu özelliğim bir kaç ayda kaybolduğunu belirtmek istiyorum..Gözün retinasından kişileri tanıyabiliriz artık kaçış yok 🙂