Yaşayan’ın Anıları-7

Öncesi için lütfen Tıklayınız

Günaydınnnnn…Çok uzuuun uzuuun uyudum, rüyalarımda herhalde hepiniz ve bilmediğim diğer hepsi vardı. Bugün anniş beni oyun’la tanıştıracakmış. Adı BAK olan bi oyun. Fakat daha önce ciddi işler yapması gerekiyormuş, bu sebeple sakin sakin etrafı seyretmemi, vıdıvıdıya sonra devam edebileceğimi söyledi. Sonra da omuzlarını silkip farketmez yani aslında dedi. Nerelere gideceğimizi, oyun kelimesinin açılımını ve daha biçok şeyi merak ediyorum ama şimdilik sormadım. zaten merak edince onları hemen görebildiğimi fark ettim. sevgiler cancanlar (Yaşayan)

Annişim ve bazı diğer insanlar BAK diyebi şey oynadılar.Fakat buna neden oyun diye ayrı kelime bulmuşlar anlayamadım, bu benim normal halim işte! Yani benim yaşamım aynen böyle. Bu durumda insanların yaşamla oyun’u ayrımsadıklarını anladım. Verimli bi iletişim durumuna ilk geçtiğimizde bi anniş veya babişe bunu soracağım.

Bonoboizm

“İnanın bana, araştırmalarda birbirlerini katlettikleri ortaya çıksa şimdiye herkes bonoboları ezberlemişti. Asıl sorun barışçıllıkları. Önce bonoboyu tanısaydık, şempanzeyi daha sonra, hatta hiç tanımasaydık ne olurdu hayal etmeye çalışıyorum bazen. İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel bir coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!” Frans De Waal.”

Manifesto

Önce, içine doğduğu toplumun kültürel değerlerini sorguladı, sonra inorganik ve organik canlılığı ve varoluşçuluğu. Yaşamın çok kültürlü, rengarenk olduğunu fark ettiğinde cinselliğin bir kadınla bir erkeğin arasında ve tek eşli olarak sürdürülmesinin son derece aptalca bir fikir olduğunu çözümledi. Yaşama felsefi bakış açıları getiren tüm görüşleri, inançları, teorileri inceledi onlardan çok şey öğrendi ancak hiçbiri onu tanımlamaya yetmedi. Acı çekiyordu çünkü âşık olduğu insanlar ahlaki kuralları öne sürerek ondan kaçıyorlardı. Bir maymuna olan aşkı sayesinde (kaynak gösterilmelidir) insanlığın büyük devrimlerinden birini gerçekleştiren Charles Darwin’i örnek aldı. Ortaya öyle bir fikir, o denli zengin bir teori atmalıydı ki, sevgilisine giden yolda var olan tüm engelleri biran evvel aşmalıydı. Şaka bir yana:

Cinsellik, bilinmeyene ulaşma arzusu mu?

Ve aynı zamanda beklenmeyene aniden ulaşmanın da bir yoludur belki!

Cinsellik, farklı olanı imal etme makinası olarak da düşünülebilir.

Tekvin, “bir tek olanı bölerek, erkeği kadınla sakatlayarak, onları çoğaltmak için başlangıçtaki varlığı yeniden oluşturmaya zorlar” der! Neden?

Neden erkek ve kadın, cinsellik aracılığı ile, bıkıp usanmadan TEK varlığı oluşturmyaa çalışırlar?

Ötekinin sonsuza kadar kovalanışı, türün her kez yeniden birleşmeye yazgılı olduğu o çevrimler dizisi böylece doğrulanmış oluyor.

‘Derin Devlet’ dedikleri…

Büyütmek için tıklayınız

Türkiye’nin 80 yıllık siyasi tarihi ve bir 80 yıllık geleceği ancak böyle özetlenebilirdi…

Türkiye’de bir algı vardır.. Eğer istenmeyen bir takım olaylar yaşanmışsa, bunun sorumlusu derin devlettir..

Bakın yanlış anlaşılmasın, devlet değil derin devlet.

Bu ifadede sorunlu bir yan var bana göre.. Devleti aklayan, onun aslında iyi olduğunu savunan ama suçu başkasının üzerine yıkan bir anlayış..

Yani bir anlamda ‘Devlet iyi ama çevresi kötü’ durumu..

Ben Türkiye’de derin devlet diye bir şey olduğunu düşünmüyorum.. Kendi vatandaşını asimile etmeye çalışan, gerektiğinde katleden, öldüren bir devlet var bu ülkede.. Dünyada ‘sol’ rüzgarlar esmeye başladığı zaman ‘solcu’ bir darbe yapan ve tüm sağ akımları tasfiye eden, faşizmin/milliyetçiliğin yükseldiği dönemlerde ise sağcı bir darbe yapan ve tüm solcuları tasfiye eden, kısaca rüzgar nereden eserse oraya savrulan otoriter bir devlet.

Şans ya da kaza faktörü,

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz.

Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor.