Eski Yeni Keşifler

Böylece yaşam tasarımınız birçok farklı açıdan çok parlaktı. Siz ruh denen şu şeye sahip olduğunuzu düşünmekten hoşlanıyorsunuz, ve biz gelecek yıl onun bile ötesine geçeceğiz – ruhun ötesine, kesinlikle – çünkü o basamaklardan ya da sıçrama tahtalarından biriydi. Ama sahip olduğunuz ve sizin belki de ruhunuz dediğiniz şey, bilgeliğinizdir. Bilgeliğiniz. Böylece ruh denen bu şeyi bile yarattınız – onu illa kategorize edeceksek, yaşam tasarımının bir parçasıdır – o aslında sadece bilgeliğiniz. Bilgeliğiniz.(Adamus)

Senelerdir bi çok yazımda ruh’un ne olduğunu bilmediğimi,anlayamadığımı söylemiştim. (Bunu ruhsuz oluşuma yoranlar da olmuştur. hahahaha, doğrusu gözardı edilemeyecek bi ihtimal). En azından bi kişinin (adamus) bana katılıyor olması içimi rahatlattı mı? Bilemiyorum. Galiba bilinç denen şeyi daha iyi anlıyabiliyorum. Belki de onun Bilgelik dediği şeyi.

Ermeni soykırımı yasa tasarısı

Ermeni Soykırımı yasa tasarısı Fransa meclisinden geçti. Yasalaşmasına az bir süreç kaldı. Ermenistan açısından bakıldığında hakkını aramak adına büyük başarı. Fransa, ABD, İngiltere bu soykırımı yavaş yavaş tanıyacak ülkelerden.

Hükümetin ve muhalefet partilerinin tepkileri sürüyor. Fakat içlerinden bir tepki var ki oldukça komik. Fransa’da düşünce özgürlüğünün olmadığı yönündeki bu tepkiyi verebilmek için önce hapishanelerde bulunan düşünce, fikir suçlularına bakmak gerekir. Düşünceleri, fikirleri yüzünden öldürülen yazarlara, gazetecilere, sanatçılara bakmak gerekir. Kendi ülkenizdeki olaylara bakmadan vereceğiniz tepkiler ancak alaya sebep olacaktır.

Medeni kanun 132 göre bosanan kadina “ÜCYÜZ GÜN”evlenmek yasak..

selanikli mustafa kemal dönemi…

Medeni kanun MADDE 132 : (turkhukuksitesi)

“…Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.

Doğurmakla süre biter….

Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde “İddet süresi”ni kısaltma davası”açmak ve kazanmak gerekmektedir.

Birinci fıkrada evlilik sona ermişse kadına 300 gün evlenmeyi yasaklamaktadır. İkinci ve üçüncü fıkrada istisnaları düzenlemektedir. Kadın doğum yaparsa ya da hamile olmadığını ısbatlarsa ya da eski eşiyle evlenirse mahkeme bu süreyi kaldırır.

Şimdi pratik bir örnek verelim bir hanım eşinden boşanmış olsun üç ay sonra yeni biriyle ilişkisi olsun bu ilişkiden hamile kalsın ve boşanmanın beşinci ayında evlenmek istesinler. Şimdi bir çoğunuz ee ne olacak evlensinler diyorsunuz, hiç demeyin bu kadının evlenmesi mümkün değil. Böyle bir maddeyi çağdaş bir hukuk sisteminde hoş görmekte pek mümkün değil….”

Sevinçli kendimiz-Reborn

Günaydınnn frekanslarrr… Biraz uykucu mu oldum ne 🙂 Ekteki bu iki sene önceki doğumgünü yazısı nerden çıktı derseniz, tamamen tesadüf!!! Fakat ilginçtir geçenlerde benim için hazırlanmış MAYA analizimde tam da son sayfalarda (20 sayfa filan vardı) doğum günümün 20 Aralık olduğu yazıyordu ve ben o günün tarihine baktım 20 aralaktı! İnanılmaz şakacı bi evren bu. Üstelik bu analiz bana geleli en az üç hafta olmuştu fakat bi türlü çıkarıp okuma fırsatı /dayanılmaz arzusu duymamıştım. Ve işte tam da 20 aralık ta okumuşum. Her neyse şuna seviniyorum böylece artık yılda iki yaşımdan birden çıkabileceğim, 19 mayıslarda ve 20 Aralıklarda…. Oh ohhh bi kaç seneye kalmaz gennç bi kadın olup çıkarım… Hahahahahahah (yazıyı merak edenler tıklasın)

Yine fark etmez :)

Tanrısallığın basitlik, yalınlık olduğunu fark ettiğinizde – o kadar yalın ki, şu an bildiğiniz insan zihniyle onun sırrına erişmek, derinliklerine varmak mümkün değildir; o yalnızca hissedilebilir, yalnızca deneyimlenebilir – öylesine yalın ki, karmaşa/zorluk oyununu oynamaktan vazgeçersiniz. O, öylesine parlak bir duruluktur ki, onu anlamaya çalışmaktan vazgeçer ve sadece yaşarsınız.
Bu gerçekten zamanların en iyisi ve gerçekten zamanların en kötüsü. Ve gerçekten, fark etmez. (Tobias-2009)

**

Bir Kadını Öldürmek (2004) kitabında defalarca geçiyordu fark etmez 🙂

Terasta yıldızların altında oturuyorduk. Yediğimiz yemeklerin artıkları hala masada duruyordu, ışık yakmamıştık. Öylece kendi sandalyelerimizde sessizce oturuyorduk.

Böyle ne kadar zaman geçtiğini ne o zaman ne de şimdi bilemiyorum.