Güneşe Taparım

Güneşe taparım ben. Her şeyden önce gerçektir. Vardır. O ısısını ve ışığını karşılıksız verir. Kimseden dua beklemez. Kimseye bir şey vaad etmez. Sadece verir.

Kimseye ahlak kuralları öğretmez, kimseyi cezalandırmaz, kimseyi olduğundan farklı bir kişi gibi görünmeye zorlamaz, kimseden kendisine tapmasını beklemez. Işığını ve ısısını alçak gönüllülükle, sadece verir.

Tüm dünya yaşamı canlılılığını ona borçludur. Bu sessiz tanrıya. Kimse bunu inkar edemez. Ama orada dipdiri, capcanlı dururken kendilerine sanal tanrılar yaratıp, putlar yaratıp ona taparlar.

Çünkü insanlar karşılıksız sevgi değil, menfaate dayalı sevgi isterler. Sevgilerinde çıkar isterler. Böyledir insanların sevgileri.

Gerçeklik-illüzyon-kurgu

Bilim adamı, bu belli gözlemciye iskelenin yalnızca bir parçası olarak bakmaya ve gerekirse bu iskelenin kolayca söküleceğini ve bunun binaya hiç bir kötü etkisi olmayacağını düşünmek eğilimlidir. Ama fizikteki son gelişmeler göstermiştir ki; bu iskele (gözlemci) sökülüp kaldırılırsa geriye hiçbir şey kalmaz. Bina destek yönünden mutlak olarak bu iskeleye bağlıdır. Bilimin bu acaip, evrensel sahte egosu aldatıcıdır ama gene de gereklidir. Yalnızca matematik bundan bağımsız gibidir.

(Boşluğa basamak dizenler, selam olsun sizlere-tıklayınız)

**

Görsel olarak öğrenenler için bu konuyu son yıllarda en güzel açıklayan film İnception (başlangıç) idi bana göre. Birkaç kere seyredilip detayları farketmeli. Bu film, hem gerçeklik fikrini, hem rüyaları hem de şizofreni gibi farklılıkları anlamak için ders niyetine kullanılabilir.

Gerçeğe yakın

Sanırım sahip olduğum herşeyi bırakabilecek kadar güçlüyüm. Evet bunu yapabilecek kadar güçlü biriyim.

Çok uzun bir süreydi. Kaybolmuştum ve yabancıydım. Aradım, aradım, aradım. Ne çok şey bulmuşum aslında ne kadar da körmüşüm. Sis dağılıyor sanki, sanki aydınlanıyor karanlık. O yabancı kaybettiği şehri bulduğunu hissediyor artık.

Ailemle ilgili öfkemin gereksizliğini görebiliyorum. Aslında onların yapmaya çalıştıkları yanlış değildi. Zor olan bendim, onlar için zor bir çocuktum. Çünkü bana yetmiyordu, doyurmuyordu bulduklarım. Aç gözlü, doyumsuz biri değilim oysa. Yetmemesinin nedeni içinde yaşadığım dünyayı kavrayamayacak kadar çocuk olmamdı. Bana verilenleri hala koruyabilmiş olduğum için mutluyum. Suçlu aramak için kaybettiğim zamana üzülmekse yersiz.

Yabancı yürüyeceği yolu gördü. Dönüp geriye baktığında geçen onca zamana rağmen hep aynı dairede dolaşmış olduğuna şaştı. Şimdi doğruca yürümeli ve yol almalıydı.

Yan Masadan

Dün bir yerde otururken yan masadan bazı konuşmalar şahit oldum. Kızın birisi sanırım bir akrabasını anlatıyor. Diyor ki;

“”Ne msn ne twitter kullanıyor, facebook hesabı bile yok ama Boğaziçi bilgisayarı kazandı. Bilgisayardan bu kadar uzak asosyal birisi bilgisayar mühendisliğini neden ister? Elbette para için.

Ayrıca günde 10 saat ders çalışıyordu. 130. oldu abii. Ben de günde 10 saat ders çalışsam ben de dereceye girerdim.””

Elbette bununla sınırlı değil söyledikleri. Söylediklerinde eleştirilecek çok şey var fakat bunu başlıkta değil de yorumlarda yapmak istiyorum. Sizin de yan masalardan duyduğunuz size ilginç gelen şeyleri yazsanıza.

Seviyorum yan masaları dinlemeyi…

Holistik,holografik

Yaşam Tasarımı Sisteminde, ikili Profil numarasının ilki büyükse, onlar neyi neden yaptıklarını gayet net biliyorlar,onlar için belirsizlik pek yok gibi, ama tersi olanlar ancak yaptıkları ettiklerinin izini sürmek yoluyla kendilerini öğrenebiliyorlar çünkü içlerinde her şeyi mükemmelen bilen bir rehberleri var. Geçenlerde burada konu ettiğim Gidenler ve Dönenler başlıklı yazının sistematik bi sunumu gibi bu sanki 🙂

**

Vücudumuzu titreşen bir odacık gibi kullanmak. Yargılamayı bırakmak. Kar sesini duymak… Bu hassasiyet derecelerini akıl almıyor sanki. En azından benimki almıyor, bir huşu yükseliyor içimden öyle böyle değil.

Lütfen vakit ayırın ve dinleyin: Tıklayınız