Gidenler ve Dönenler-devam

Yazı başlangıcı için tıklayınız.

Aslında her insanın GİDEN ve DÖNEN yönleri olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Meğer ki gidene “eril”, dönene “dişil” yönü atfettik bu durumda her insanın iki yönünün de değişik evrelerde işlerlikte olduğunu kabul etmiş oluruz.

Birinci bölümde açıkladığımız inanç/din sistemlerinin (aslında ilk iki görüş birbirinin iç/dış tekrarı olmaktadır) DÖNENlerden kaynaklandığından hemen hemen emin olduğumu rahatça söyleyebilirim.

Beni böylesine ikna eden ise Kaynağın durumudur.
Kaynak nötr durumda olduğu için onu tanımlamak mümkün olmaz. O bizim için her daim BİLİN-E-MEZ olacaktır. Bu durumda açıktır ki, dışardan gelen ve bir çok tanımlama, sınıflama ve yargı (olumsuz olumlu fark etmez)içeren bu bilgiler, BİLİN-E-MEZ den değil BİLİNMEYENden gelmektedir. Yani benim teori dilinden söyleyecek olursak, DÖNENlerden gelmektedir.

Gidenler ve Dönenler

Yaradılışımızın özü, aynen nefes alış verişimiz gibi, bir içeri dolmakta bir de dışarı taşmakta. Hatta galiba içeri ve dışarı hareketi aynı anda olmakta. Gözümün önünde öyle bir şekil belirmişti bir zamanlar, onu hiç unutamadım.

Bu benzetmeyi benden önce yapmış olanlar da var tabi. O halde neden tekrar gündeme getiriyorum; çünkü bilgiler bir sarmal oluşturacak biçimde birbirinin üzerine kapanıyor ve her üzerinden geçişte başka bir unsur keşfetmen olasılığı doğuyor.

Epeydir aklımda olan ise, “gidenler ve dönenler“kavramı. Varoluşun dışarı taşan (yanlış hatırlamıyorsam buna sudur etmek deniyor) kısmı benim “gidenler” terimime uyuyor. Onlar tamamen nötr bir başlangıç yapıyorlar,  sanki sıfır noktasındaymışçasına yeni başlıyorlar keşfe. Yolculukları boyunca deneyerek bilgi ediniyorlar, birbirine ekliyor ve biriktiriyorlar. Bunlara “inşa” edenler desek yeridir galiba.
“Dönenler” ise kapasiteleri oranınca maksimum bilgi ile donanmış durumdalar ve kaynağa dönüş yolculuğunda, yeniden nötr hale gelmek için mevcut bilgilerini dağıtarak, ağırlıklardan kurtulmak çabasındalar. Bunlara da yıkıcılar demek istemiyorum fakat dezinşa anlamına gelecek bi fiil şu an aklıma gelmedi. Bu iki kavramı düzenciler ve anarşistler diye tanımlasak bile  tam yerine otururur mu emin değilim. En iyisi dolduranlar ve boşaltanlar diyelim basitçe!

Nasıl Zengin Olunur?

Nasıl zengin olunur? Gerçekten merak ediyorum bu sorunun cevabını. Örneğin çok çalışarak zengin olabilir mi bir insan? Veya çok zeki ise bu zekasını satarak? Tutumlu olmak mıdır yoksa zenginliğin anahtarı?

Ortalama ömrü 60-70 yıl olan bir insan ne yaparsa zengin olabilir? Binlerce kişiye yetecek mal mülk sahibi olabilir?

Başkalarının haklarını, emeklerini almadan (çalmadan) zengin olunabilir mi gerçekten? Var mıdır bunun bir yöntemi?

Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Aşkın şaşkın :)

Aşkın yapısı bin yıllardır şöyleydi:  “Önce örülecek, sonra görülecek, sonra vurulunacak”

Şimdi işler biraz değişiyor tabi 🙂

Geçmiş ve gelecek giderek birbirine yaklaşıyor. Bi an gelecek ki…
Eh işte AN olacak sadece.

Anda kalınca, sadece anın örgüsüne aşık olabilir insan dolayısı ile her an aşk olur…

Sürekli ışık! Bir görünen bir kaybolan güneş ya da taklitcisi ay gibi değil, kendinden taşan ışık, aşk.

**

Kadınlar ne düşündükleri ve ne hissetiklerini ifade etmekte isteksiz olunca, sessizliği erkeklerin -çoğu zaman-sonuçsuz ve kuru iddialaşmaları dolduruyor. Malum evren boşluk sevmez 🙂

**

“Dünya sahnesinde boy göstermek” ve benzeri cümlelerde sıkça kullanılmıştır; “Dünya sahnesi” terimi. Bilenler hep vardı, hatta şimdikinden bile fazlaydı belki. (mutlak değil oransal olarak tabi)

Komik bi çocuksun

Orda burda gezinirim ben, her fotoğrafta yokum o sebeple.
Oysa içinde olduğum şey; anlaşılmaz şekilde çekicidir, dalgın ve geçirgen, gizemli ve umutvar olurlar.

“Ölümün gözleri” diyorsun, evet o da var, yadsınamaz.; ancak benim olmadığım yerlerde rastlayabilirsin ona. Bu, bildiğin bi ikicilik değil, ona benzer evet ama o değil.

İnsanlar beni görür görmez tanır ve peşime düşerler; ancak ben bir orda bir burdayım çocuğum. Bunu anlamanız zor oluyor.

“Seni her zaman tanıyana ne olur? Böyle bişey mümkün mü?”

Divane olur, ciddiye alamazsın onu.

“Peki var mıdır şu anda? Ya da herhangi bi devirde oldu mu?”

Komik sorular bunlar çocuğum. Sen süreklilik peşindesin, bi şeyle yarışmak, boy ölçüşmek isteyen bi çocuksun.