Şu aralar aradıklarım?

Evet şu aralar sorularım ve aradıklarımı buradan internet denizine bir salayım, umarım tez sürede bi sonuç, öneri, tepki alabilirim.

  1. Hatti uygarlığı ile ilgili araştırmacılar, tarihçiler, antropologlar, arkeologlar (veya her ne iseler, yalnızca benim gibi meraklılar da olabilir) aranıyor!

  2. Kuantum uygulamaları ile ilgilenen fizikçiler aranıyor?

  3. Anadoluda bilinen en eski tarihlerinden beri oluşmuş kültür birikimleri ile ilgilenen tarihçiler, bektaşiler, sufistler aranıyor?

  4. “İnsan gizemi” ile gerçekten ilgilenen meraklı psikiyatrlar, psikologlar, fizikçiler, sosyologlar, müzisyenler, kimyacılar ve tarihçiler aranıyor!

Lütfen benimle temasa geçiniz.. Teşekkürlerimle

Küçük Prens, Dünya ve yılan-8

Aslında insanlar Dünyada pek az yer işgal ederler. Dünyadaki tüm insanlar bir araya gelse, otuz kilometre uzunluğunda ve otuz kilometre genişliğindeki bir alana kolayca sığabilirler. Yani Pasifik Okyanusundaki küçücük bir ada, bütün insanları kolaylıkla içine alabilir.
Ama elbette ki büyükler buna inanmazlar. Kendilerinin çok yer kapladığını düşünürler. Kendilerini baobap ağaçları kadar önemli sanırlar. Onlara: “ İsterseniz kendiniz hesaplayın” deseniz, buna memnun olurlar. Hemen bir şema çizmeye koyulurlar. Şemalara bayılırlar. Ama siz vaktinizi bu sıkıcı işlerle boşa harcamayın. Ben sizin bana inandığınızı biliyorum. Evet, biz yine küçük prensimizin hikayesine dönelim. Küçük prens Dünyaya ayak bastığında, hiç kimseyi göremedi. Kumların üzerinde hareket eden uçuk sarı renkli yaratığı görünce yanlış yere geldiğini zannetti.
“İyi akşamlar” dedi kibarca.
“İyi akşamlar” diye yanıtladı yılan.
“Hangi gezegendeyim acaba?”
“Dünyadasın. Burası Afrika kıtası.”
“O halde Dünyada hiç insan yok.”
“Burası çöl,” dedi yılan “çöllerde insan olmaz. Dünya çok büyük bir gezegendir.”
Küçük prens bir taşın üstüne oturdu ve gözlerini gökyüzüne çevirdi.
“Merak ediyorum” dedi, “acaba yıldızlar tek tek yansaydı, o zaman herkes kendi gezegenini tekrar bulur muydu? Bak! Benim gezegenim tam üstümüzde. Ama öyle uzakta ki!”
“Ne kadar güzel bir gezegen” dedi yılan. “Neden buraya geldin?”
“Bir çiçekle bazı sorunlarım oldu” diye yanıtladı küçük prens. “Peki insanlar nerede? İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.
“İnsanların içinde de öyle hissedersin” dedi yılan, “arada pek fark yoktur.”
Küçük prens onu uzun uzun seyretti.
“Çok tuhaf bir hayvansın sen” dedi sonunda. “Bir parmak kadar incesin.”
“Ama en bir kralın parmağından daha güçlüyümdür” dedi yolan.
Küçük prens güldü. “Pek de güçlü görünmüyorsun. Pençelerin bile yok. Seyahat de edemezsin.”
“Seni bir geminin götürebileceğinden çok daha uzaklara götürebilirim” dedi yolan. Sonra da küçük prensin ayak bileğine dolandı. Altın bir bilezik gibi görünüyordu orada.

Dualitik esintiler

Tren raylarında bulunan enerji hastalıkları tedavi eder mi? Plasebo etkisi haricinde bir sebep bulunmuş mu? (Uygulamayı bilmiyorsanız bakın)

Uzun mesafeler boyunca ilerleyen paralel iki metal, ne kadar da dualite kanunu anımsatıyor!

İkiyi bir edecek şekilde enine raylara uzanan insanların bilinçaltları devrede olmasın sakın? Hayat çok ilginç

**

İlaç şirketleri ya da tüm ASILların sahipleri müsterih olsunlar, onlarsız (ilk sebep!) plasebo da olmaz zaten 🙂

**

Masal bunlar diye gülüp geçmek, görmezden gelmek mi istiyorsunuz? Buyrun yapılan geniş bir araştırmaya kulak verin: Bakınız. Çocukların şimdiden %65i kavalcının peşine takıldı gidiyor! Kimdir bu kavalcı?

Tepegöz doğuyor-3

Konu başı için bakınız:

“Oğuz bir gün yaylaya köçdi. Aruzun bir çobanı var-idi, adına Konur Koca Saru Çoban dirleridi.
Oğuzun öninçe bundan evvel kimse köçmez-idi. Uzun Bınar dimek-ile meshur bir bınar var-idi. Ol bınara perriler konmıs-idi. Nagahandan koyun ürkdi. Çoban irgece kakıdı ilerü vardı. Gördi kim perri kızları kanat kanada bağlamıslar uçarlar. Çoban kepeneğini üzerlerine atdı, peri kızınun birini tutdı. Tama idüp derhal cima eyledi. Koyun ürkmege basladı, çoban koyunun önine seğirtdi. Perri kızı kanat urup uçdı, aydur: Çoban yıl tamam olıçak, mende amanatun var, gel al didi. Amma Oğuzun basına zaval
getürdün didi. Çobanun içine korhu düsdi amma kızun derdinden benzi sarardı.” (Ergin, 1997: 207)

Görüldüğü üzere, Konur Koca Sarı Çoban, yozlasmıs insanın zaafıyla, toplumsal değerleri hiçe sayıp ve insan olduğunu unutup “tama” ile peri kızını “cima” ederek, bir yandan, insanın, yeteneğiyle,
çevresini dünya yapma tercihini doğal çevrenin kirletilmesi biçiminde kullanırken, öte yandan, insanın kendi varlık alanına, doğaya karsı bir suç islemistir. (Öykünün bu kısmı nasıl da Annunakilerle örtüşüyor. Onlar da dayanamayıp insan kızlarıyla birleşiyor ve bir sürü yarı-tanrı(!) oluşmasına sebep oluyorlardı-bakınız… Aslında Sümer tabletleri daha tutarlı kanıtlar sunuyor ve zekeriya Sithcin yorumları!)
Bir yıl sonra, Oğuz yine yaylaya göçtüğünde, Çoban, Uzun Pınar’a tekrar gelir ve peri kızı ile tekrar karsılasır. Peri kızı yerdeki bir yığınağı göstererek;
“Çoban amanatun gel al, amma Oğuzun basına zaval getürdün” (Ergin, 1997: 207)
der. Çoban yığınağı görünce, ibret alır, geri döner sapan tasına tutar, vurdukça büyüyen yığınak çobanı korkuya düsürür ve orada bırakıp kaçar.
Bundan sonra yozlasmanın ortaya çıkardığı bu varlığın genetik özelliklerinin betimlendiği kısımla anlatı gelisir.
Doğal’a karsı islenmis olan bu suç evrensel bir suçtur. Doğa, bir yıl sonra, kendisine karsı islenen bu suça tepkisini, “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” bir varlık yaratarak gösterir.
“ .. bu yığanak yarıldı. Đçinden bir oğlan çıkdı, gevdesi adam depesinde bir gözi var.”