Astro parodi

Koç: Ben ben ben, bu harika, süperr oyun, beeeeeennnnnnn, her şeyim, bi tekim. Biriciğimmm

Boğa: Beniiimmm, bu şahane, çok keyifliii  çok estetiiikkk, seviyoruummm, aşığım bennn, dünyayım beennn.  Zevkim nerde ben orda.

İkizler: Bu detaylar, aman tanrııım, hepsini tek tek ben görüyorum, ben biliyoruuumm, ben düzenliyorum… Değil mi?! Ne dedin duyamadım?

Yengeç: Yavaş, biraz yavaş, tadını çıkar biraz. Başkaları da olabilir buralarda, tehlikeye dikkat, güvenli alanlar, ailemmm, ülkem, canım benimmm

Aslan: Ehhh… Evet başkaları da var! Ne olmuş yani? Ben hepsinden iyiyim, bu diyarların kralıyımmm. En güçlüsü benim. Neler çekiyorum sizleri yönetmek için!

Başak: Dur bakalım, bi test edeyim! Gerçekten kral mısın şimdi anlarız. Seni gidi seniiii, samimi değilsiniz siizzz, yavşaklaaaaaaar. Bi dakka bi çağrı alıyorum, test teeessst.

Küçük Prens, coğrafyacı ve kaşif-7

Yaşlı bay:
– Nereden geliyorsun? diye sordu.
– Bu büyük kitap da ne? dedi Küçük Prens. Ne yapıyorsunuz burada?
– Ben coğrafyacıyım.
– Coğrafyacı olmak ne demek?
– Coğrafyacıi denizlerin, ırmakların, şehirlerin, dağların, çöllerin nere olduğunu bilen bir bilgindir.
– Oo… çok ilginç bir iş! İşte gerçekten bir meslek, dedi Küçük Prens ve çevresine bir göz gezdirdi.
Böyle görkemli bir gezegen görmemişti daha.
– Gezegeniniz pek güzel. Okyanusları var mı?
– Bilemem.
– Nasıl olur? (Küçük Prens hayal kırıklığına uğramıştır.) Dağlar var mı?
– Onu da bilemem.
– Peki, şehirler, ırmaklar, çöller mi var?
– Onu da bilemem.
– Peki, coğrafyacı değil misiniz?
– Coğrafyacıyım, ama kaşif değilim. Kaşifim de yok. Coğrafyacı dünyayı dolaşıp da, şehirleri, ırmakları, dağları, denizleri, okyanusları, çölleri sayamaz. Onun dolaşacak vakti yoktur. Yazı masasından ayrılmaz. Ama kaşifleri kabul eder, onlara soru sorar, anılarını not eder. Sonra kaşifin anlattıklarını ilginç bulursa, önce kaşifin ahlakı üstüne bir araştırma yaptırır.
– Ne diye?
– Çünkü kaşif yalan söylecek olursa, coğrafya kitanında korkunç yanlışlar çıkabilir. Hele kaşif içkiye düşkünse, iş büsbütün karışır.
– Neden?
– Çünkü sarhoşlar çift görür. Bir dağ olan yerde iki dağ gösterebilir.
– Ben öyle bir adam biliyorum ki, pek kötü bir kaşif olurdu.
– Olabilir. İlk araştırma iyi sonuç verirse, kaşifin buluşu üzerine de bir araştırma yapılır.
– Gidip yerinde mi kontrol edilir?
– Yoo… o zor iş! Kaşiften kanıtlar istenir. Örneğin, büyük bir dağ buldum, derse, büyük taşlar getirip göstermesi gerekir.
Coğrafyacı birden coştu:
– Sen uzak yerlerden geliyorsun, kaşifsin. Gezegenini anlat bana.
Defterini açtı, kalemini yonttu. Adet öyledir: Kaşiflerin anlattıkları önce kalemle kaydedilir. Kaşif söylediklerinin doğruluğunu kanıtladıktan sonradır ki, notlar mürekkeple yazılır.
– Başla bakalım, dedi coğrafyacı.
– Eh, benim yerim pek ilgi çekici değildir, küçücük bir yerdir. Üç yanardağım var. İkisi yanar, biri sönmüştür. Ama belli olmaz, bir gün gene yanacağı tutar.
– Belli olmaz, dedi coğrafyacı.
– Bir çiçeğim de var.
– Çiçekleri kaydetmeyiz.
– Neden? En güzel şeyim o.
– Çünkü çiçekler fani şeylerdir.
– Fani de ne demek?
– Coğrafya kitapları dünyanın en ciddi kitaplarıdır. Hiç modası geçmez. Bir dağun yer değiştirdiği kırk yılda bir görülür. Bir okyanusun kuruduğu da pek görülmez. Biz kalıcı şeyleri yazarız.
Küçük Prens sözünü keserek:
– Ama yanardağlar tekrar yanabilir, dedi. Fani ne demek?
– Yanardağlar sönmüş olsun, yanar olsun, bizim için hepsi bir. Bizi ilgilendiren dağın kendisidir. Dağ dağ olmaktan çıkmaz ya.
Ama ömründe sorduğu sorudan vazgeçmeyen Küçük Prens direndi.
– Peki, ama fani ne demek?
– Fani, ortadan kaybolmağa, yok olmaya mahkum demektir.
– Çiçeğin ortadan kaybolmağa mahkum mu?
– Elbette.
Küçük Prens de: “Çiçeğim fanidir” diye düşündü. “Çiçeğimin, kendisini savunması için yalnız dört dikeni var ve onu yapayalnız bıraktım gezegenimde!”
İlk defa pişmanlık duydu. Kendi kendine cesaret vererek, coğrafyacıya:
– Nereleri gidip görmemi salık verirsiniz? diye sordu.
– Dünya denilen gezegeni. İyi bir şöhreti vardır…
Küçük Prens de çiçeğini düşünürken yola koyuldu.

Konfabülasyon

Çünkü insanları, öğleden sonranı Jacques Cousteau ile dalarak geçirdiğine inanmamaları, senin bunun yaptığını hatırlamadığın anlamına gelmez.

Kendinizi Sınayın

– Bazen günün ayrıntılarını unuttuğunuz olur mu?
– Olayları başkalarından farklı mı anımsarsınız?
– Hiç atom enerjisiyle çalışan bir uzay gemisi kullandınız mı?

İç Ses

Karın geçen hafta sonunu çatı oluklarını temizleyerek geçirdiğinde ısrar edince onun delirmiş olduğunu düşündün. Neden bu kadar saçma bir şey uyduruyor ki? Öyle bir şey yapmadığın çok açık. Son üç haftayı Fransa Bisiklet Turu için Fransa kırsallarında pedal basarak geçirdiğini açıkça hatırlarken bu nasıl mümkün olabilir?
Pekâlâ, fiziksel olarak pek de iyi durumda sayılamayacağını söylediği zaman haklıydı. Fakat zaferini bu kadar muhteşem kılan da bu zaten! Bitiş çizgisine birkaç metre kala Lance Armstrong’u geride bırakmak sonsuza dek tadını çıkaracağın bir an olarak kalacak.
Elbette, çatıdan düştükten sonra hastaneye kaldırıldığına dair rapor karının hanesine artı olarak işlenebilir, fakat sahte rapor düzenlemek o kadar da zor değil. Ayrıca sedyeyle ambulansa taşındığını gören komşulara da, böyle söylemeleri için rüşvet vermiş olabilir. Peki, bir yandan elinde geçen Pazar gününün gazetesi, bir yandan adını açıklarken, dengeni yitirip tepeüstü yere çakıldığını gösteren videoya ne demeli? O etkileyici. Üstelik kameraya hem ehliyetini hem de kimliğini gösteriyor olman da cabası.

Curiosa, Curiosita

Curiosa! İngilizce sözlükte bir karşılığı yok ve ben de daha önce duymadım. Mercedes(Florinda Donner’in şifacı ustası), Curiosaların da bir çeşit büyücü olduklarını ancak farklı sembolik araçlar, ritüeller ve büyülü sözler kullandıklarını söylüyor.

“Curiosa’lar sonsuzluğun bilinmeyen şeylerine dalmışlardır. Onlar, bilinen ve bilinmeyen arasındaki görünmeyen iplikçikleri, bir örümceğin yaptığı gibi ağ şeklinde örerler .”
Orada bazı insanlar curiosa’yı sırtından çıkan kanatları ile saydam beyaz bedenlerinin gökyüzüne ulaştığını gördüklerini anlatırlarmış.

Mercedes’in dünyasını Florinda’nın gözünden izlerken aklıma sık sık Clarissa Estes geldi. Sanırım bazı şeyleri daha bütünlüklü anlayabilmeye başladım.

Bu arada Curiosita, DA VINCI’NIN YEDİ PRENSİBİ’nin de ilkidir:

Human Design Sistemi

Yedi sene önce tüm düşünenlerin, teologların ve bilim adamlarının yaptığı gibi ben de dünyanın ve evrenin ne olduğuna dair bir metin (Oyun Kuramı) yazdım. Gerçi bu sadece bir düşünce dizgesinin sonucu değildi. Şüphesiz tüm hayatım boyunca gözlemlediğim, okuduğum ve yaşadıklarımın bir bileşkesi vardı ama yine de ondan daha çoğuydu. Bir gece, altı saat içinde hiç hesapsız ve plansız bir akıştı o metin. Ben bile bazı yerlerini çok daha sonra anlayabildim, kısmen Bir Kadını Öldürmek kitabımda ve kısmen de günlük yazı ve makalelerimde bu metni anlama ve aktarma işlevini sürdürdüm.

İşte “Human Design”, İnsan Tasarımı yöntemi de, mucidi Alan Krakower isimli Kanadalıya benzer bir biçimde ulaştı. 4 Ocak 1987 akşamı, yanında köpeği BB ile evine dönerken, uzaktaki evinin içinde parlak bir ışık gördü. Lambanın içinde gaz olmadığını biliyordu. Eve girdiklerinde BB havlamaya başladı, ardından kendini yere attı. Krakower (sonradan kendine Ra diye hitap edilmeye başlanmış) bu sırada tuhaf içsel bir patlama yaşadığını söylüyor. Bir anda ter içinde kalmış ve bir erkek sesinin bir an önce işe başlaması gerektiğini söylediğini duymuş. Böylece sekiz gün ve gece boyunca yazıp çizmiş. Buna ister ilham, isterseniz kanallık deyiniz, sonuç olarak ortaya Human Design çıkmış.