Wonder ve Yükseltin tavan kirişini Ustalar

11 Dakika

Yönetmen Jerzy Skolimowski nin bu filmi, 11 minutes filmini izledik dün gece, 2015 yapımı polonya irlanda filmi. Şöyle dikkatinizi deli gibi bi şeye odaklama pratiğine ihtiyacınız varsa izlemenizi öneririm; çünkü film Linch’in filmlerini gölgelemeyi hedeflemişçesine dikkat istiyor 🙂

*

Wonder-Mucize

Auggie Pullman (Jacob Tremblay) 5. sınıfa geçmek üzere olan bir çocuktur. Ancak doğuştan gelen yüzündeki kalıcı deformasyon geçirdiği onlarca ameliyata rağmen düzelmemiştir. O yaşına dek hiç okula gitmemiş, evde ailesi tarafından eğitim almış ve dışarıyla ilişkisi, hep bir kask aracılığıyla olmuştur. Sıradan bir okul olan Beecher’a başladığı günden itibaren bazılarının alay konusu olsa da aslında çoğu kişiden bir farkı olmadığını gösterecek, dış görünüşün ne kadar önemsiz olabileceğini kanıtlayacaktır.
Mucize filmi, 2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlandı.
Julia Roberts, başroldeki çocuğundan Jacob Tremblay’dan hiç rol çalmamış. Müthiş bir ailedraması. FARKLI çocukların dünyaya tutunmasıyla ilgili bir bakış, hem de yeni 2017 yapımı bir film, seyretmekten memnun kaldım.

Devamını oku “Wonder ve Yükseltin tavan kirişini Ustalar” →

Esriklik -yeniden- ve AŞK

Yunancada esrik kelimesi kısaca bir şeyin kenarında durmak anlamında. Ve böylece esasen alelade günlük rutinlerinizi yapmadığınız zaman hissettiğiniz bir zihin durumunun benzeri haline geliyor. Yani esriklik esasen bir alternatif gerçekliğe adım atmak oluyor. Ve bu ilginç, eğer düşünürseniz, insanlığın başarılarının zirveleri olarak saygı duyduğumuz medeniyetleri düşünürsek- Çin, Yunan, Hint medeniyetleri olsun, ya da Mayalar veya Mısırlılar – onlar hakkında bildiklerimiz gerçekte onların esriklikleridir, gündelik hayatları değil.
Şimdi, çalışma yaptığımızda, tüm dünyadaki diğer iş arkadaşlarımızla birlikte 8 binden fazla insanla görüşme yaptık – Dominikli keşişlerden, kör rahibelere, Himalaya’ya tırmananlardan, Navajo çobanlarına – hepsi işini seviyordu. Ve kültürden bağımsız olarak, eğitimden bağımsız olarak ya da neyse, bir insan akıştaysa (esriklik hali) bu yedi koşulun var olduğu anlaşılıyor. Var olan odak bir kez yoğunlaştıktan sonra, bir esriklik, bir berraklık haline ulaşıyor, bir andan diğerine tam olarak ne yapmak istediğinizi biliyorsunuz, hemen geri dönüş alıyorsunuz. Yapmaya ihtiyacınız olan şeyi yapmanızın mümkün olduğunu biliyorsunuz, zor da olsa, ve zaman duygusu yok oluyor, kendinizi unutuyorsunuz, daha büyük bir şeyin parçası gibi hissediyorsunuz. Ve bir kez bu koşullar sağlandığında, yaptığınız her ne ise sadece onun hatırı için yapmak yetiyor.
MIHALY CSIKSZENTMIHALYI
 
Hepimiz burada bahsedilen esriklik halini öyle ya da böyle deneyimledik,ne olduğunun tadını hissini pekala biliyoruz. Bilmediğimiz ise bu esrikliğe istediğimiz anda girebilivermenin yolu 🙂 Tabi pek çok öneri var bu konuda. Yine de halen kesin kanunu henüz bilinmiyor.
Ben ikibinli yılların başlarında bu konuyla çok ilgilenirdim, birçok konuşma ve yazımda esrikliği ele almış, ne olduğunu az çok anlatmaya çabalamıştım. Sonra konu uykuya daldı ve ben de rüyaların içine daldım 🙂

Devamını oku “Esriklik -yeniden- ve AŞK” →

Zeki Bedenimiz

Bütün bunların geldiği nokta, beden/zihnimizin (zeki beden) bize söylediği şeyi DİNLEMEK ve ne olursa olsun onun talimatlarına uymak. Zeki beden sonsuz zamana bağlıdır. Onun mesajları şimdiki zamanda, ŞİMDİ alınır.

Her bir beden-zihin tüm resim-bilmecenin gerekli bir parçasidır. Bu bilgelikten gelen mesajlar uyarinca verilen kararlar daima yaşamı destekleyici ve mükemmel olur. Entelektimiz bizi bunun tersine ikna etmeye çalışsa da bu böyledir. Beden zihnin mesajları baskalarini incitebilecegı kaygısıyla dikkate alınmazsa hepimizin özünde aksama ve uyumsuzluk yaratır.

Entellektin işi beden/zihinle alınan yoğun bilgiyi tasnif edip düzene sokmaktır. Bilgiyi anlamadıgında bu bazen karışıklığa sebep olabilir. Entellect bu bilgi tarafından boğulabilir, bu bir fili bir ağacın budak deliginden gecirmeye çalışmaya benzer. Bu durumda entelekti gevşetmeyi ögrenmistik; dinlenirdik, meditasyon yapardık. Hatırlardık, eğlenirdik.
Özellikle OYUN oynamanın entelekti gevşettigini keşfetmiştik. Bir oyun molasından sonra çok daha üretken olurduk.
Eğlenmedigimizde Beden/zihin ile bağlantımiz kopardı ki bu yorgunluk can sıkıntısı, hoşnutsuzluk, öfke ve depresyon yaratırdı. İşimizin sevdiğimiz yanını buldugumuzda eğlence ve oyuna dönüşurdü Neşe ve heyecan, yaratıcılik ve mucizeler yaratır.
Bir insanın özgün Beden/zihin bilgeliği onun için nihai otoritedir.

Doğadaki her şey, hem kendilikleri hem de ortak melodinin birleşikliği içinde birer mucizeler. Bunu hayatımızın belli anlarında fark ederiz sonra dalıp unuturuz. En geç fark edileni de muhtemelen insan mucizesidir; bedenleri, görünen ve görünmeyen veçheleri ile olağanüstü bir birleşim insan. Diğer doğa unsurlarından tek farkı belki ortak melodiyi bilinçli zihinleri ile fark edemeyişleri! Bu da onları mutlak olmayan ayrılığın tuzağına düşürüyor.(sa)

Odaklanma ihtiyacı neye dönüşüyor?

O kadar çok ilgi çekici şey var ki, insanın odağını bir noktada sabitlemesi artık benim için bile güçleşti (konsantrasyonum doğuştan pek iyi olmuştur), sebebi ise odaklandığım konu sabit değil ki benim dikkatim sabitlenebilsin! Sanırım giderek lineerde kalmak için çaba sarfetmek gerekecek, ya da ipin ucunu salacağız, çok boyutluluğun içindeki şeyler birbirimizi görür anlar hale geleceğiz, gerçekten bilemiyorum 🙂 Günaydın sevgili frekanslar. Aloha

Mucize, ancak onu bir mucize olarak görmeye hazırlıklı olanlara görünür, diğerleri için görünür değildir, o yüzden de yoktur; aslında nesnelerin ve günlük olayların içinde gizlenir. Eliade

*

Aloha arkadaşlar, dün (31 Mart) bugün bedeninde farklı şeyler hissedenler oldu mu? Bunları konuşmamızda fayda var, dış rüyamızda bir hareketlenme oldu, belirgin bir değişimin alanına girdik. Doğrusu bunu ilk kez 99 depreminden sonra (oysa deprem olayını yaşamadım bile mesafe olarak çok uzaktaydım), ikinci kez 11 Eylül olayında ve üçüncü kez de bir haftadır, özellikle dün pik yapar biçimde hissettim. Elbet bunların etkileşimleri ve gözle görülür hale gelmesi dalgalar halinde zaman içinde önümüzde belirecek.
Sizden özellikle 11 Nisana kadar çok derin nefes egzersizleri yapmanızı, çok bol su içmenizi ve bedensel ve diğer tepkilerinizi dikkatle izlemenizi ve mümkün olduğu kadar bizimle paylaşmanızı rica ediyorum.

*

Bu gece oldukça uzun ve detaylı rüyalar gördüm, hayrolsun.

Hatırladığım en belirgin şeyler şunlar oldu: Büyük bir şehrin dışında ancak yakınlarındayım, yanımda tanımadığım üç beş kişi var (bu şehir bilmediğim bir yer gibi, bulunduğum yerden gri ve tam şekillenmemiş devasa kütlesi tam belirgin olmasa da görülebiliyor.) Bazı sinyal sıkıntıları çekiyoruz. benim çevrede küçük çantalarım var ve bunların içlerinde muhtelif sinyal alıcı vericiler var fakat tam o an için bir netlik yok. Karışıklığın benim henüz tam yerleşmemişliğimle ilgisi olabilir sanki çünkü nedense bu durumun sorumluluğunu taşıyorum.

Sonra havada oldukça yüksekte bir köpek beliriyor, uçarak üzerimize doğru iniyor. Beyaz uzunca tüylü küçükten irice cins bir köpek. Tam üzerime inecekmiş gibi yavaşça düşüyor, biraz tedirgin oluyorum ve nihayet gerçekten tam benim üzerime boynuma adeta konuyor, hiç bir sarsıntı olmuyor. Yakınımdaki kişilerde tanık oluyor ve biraz heyecanlanıyorlar. Köpek konuşuyor! Ama hepimiz için normal bir durum bu kimse yadırgamıyor. Şehirden geldiğini anlıyoruz ve bize sinyallerle ilgili bazı bilgiler veriyor. Sonra ben daha önce açmadığım bazı çantaları da açıp doğru sinyali veren aleti buluyorum. Tekrar bağlantıyı sağlıyoruz, her şey normalleşiyor.

Bir başka sahne de oldukça ilginç; geniş bir umumi tuvalet alanı fakat bizdekilere hiç benzemiyor, yerler krem beyaz halılarla kaplı, burada birçok duş tuvalet ve üst değiştirme kabinleri var. Gece veya sabah çok erken içeride sadece genç bir kadın var ve sereserpe yerde uyuyor (güzel uzun bacakları çıplak). etrafta dağınık bir şekilde öbek öbek eşyaları saçılmış. Bizdeki umumi tuvaletlere ayakkabıyla basmaktan bile huzursuz oluruz (pistir) bir de şuna bak diyorum içimden; demek ki evsizler, ihtiyacı olanlar gelip buralarda uyuyabiliyorlar…

Daha çok şey vardı bu gece ama aklımda sadece bu sahneler kalmış 🙂

Mucizeye şahitlik edin!

Mucizeler her yanımızı sarmışken,  nasıl oluyor da hala sıkılabiliyoruz?

  • Çağla Belirli bir noktada sabitlenilip orada kalındığı için.
  • S.B.: görmeyi seçmediğimizden.

    Sibel Atasoy Evet, daha çarpıcı bir ifadesi ise alışkanlık çukuru! Oysaa gerek doğanın gerekse onu taklit edilerek inşa edilen insan uygarlığının her bir detayı mucize! Kendiliğinden bi şey yaratmamış insan bunları göremiyor galiba.
  • Harun U hayat mücadelesi fakirlik

    Sibel Atasoy O halde hayat gailesi omayan fakir olmmayanlar bu mucizelerin farkındalar? Nerde onlar? Neden her an bu muczelerden birini anlatmıyorlar?

    G. Si koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz çoğunlukla. kendimizle çok uğraşıyor olmamıza rağmen, gelecek kaygısını içimizden atamıyoruz (çoğumuz). hal böyle olunca, gözümüze sokulmadıkça mucizeleri göremiyoruz… sonra da “yapıyorum yapıyorum olmuyor kardeşim! demek ki mucize diye bir şey yok ya da o mucizeler beni sevmiyor!” deyip, işin içinden sıyrılıyoruz….

    Harun U dünya mutlu olma yeri değil sürgün yeridir belki de ondan göremiyoruz..

    Sibel Atasoy Sürgün ya da mükafaat yeri, hangisini seçiyorsun?

    Hanife Altuntas mucizeleri görebilmek için, algılama biçimimizi biraz serbest bırakmak zorundayız bence.bizler dünyaya hardisklerimizden bakıyoruz ve aslında bu nedenden dolayı bakıyor ama görmüyoruz..bebeklerin gözlerindeki ifadelere ara sıra bakın lütfen.şaşkınlık ve hayret arasında gidip gelen ve sonunda gülümseyerek biten mimikler görürsünüz o güzel yüzlerde..çünkü onlar henüz biriktirmeye, ezberlemeye başlamamışlardır ve “an” da olanı tam o esnada ve ilgiyle takip edebilirler.

    Sibel Atasoy Muhteşem açıklamışsın hanif. Mucize deyince insanlar doğaüstü şeylerigörmeyi bekler. Tabi onlar da var arada görünürler fakat ben aslında günlük hayatımızdaki, kullandığımız alet edevattaki, insan yapımı olan ya da olmayan ŞEYlerdeki mucizeyi kastediyordum.

    Hanife Altuntas ne alaka diyenler çıkabilir ama tam da şu anda hissettiğim için söylüyorum, bu bahsettiğin şeyleri görmek için, biz yetişkinlerin “ölümün kılavuzluğuna” şiddetle ihtiyaç duyuyor oluşumuz ne kadar manidar geliyor..

    Sibel Atasoy Taşlar yerine oturuyor
  • Harun

    Cevaplanamayacak tek ama tek soru…Bin kez tanrıyı ispatlayıp yok edebilirsiniz..ama soru şu ..neden? neden ben buradayım? Neden evren var ? Nasılı ilgilendirmiyor beni.. ben mucizeyim tamam ..harika..gerçekten şükür..ama neden? peygamber …Devamını Gör

    Sibel Atasoy Bu soruları yönelten de konuşan da sensin farkındaysan )))) Bilenemeyene dalarsan seni ben bile kurtaramam. Neden bilinen, her şekilde duyularımıza ve duyu ötemize çarpan mucizeler seni tatmin etmiyor düşündün mü?

    Harun

    işte tam bu yüzden dünya sürgün yeridir diyorum..bu sorunun cevabını veren yoksa o zaman burası bilinmez kaotik ve adaletsiz bir cehennemdir.bilinenlerde sadece acı ve ızdırap var..bilinmeyenlerde umut var malesef ..öleceğini bilen tek hayvan olmaktan daha buyuk bi zindan cehennem diye tasvir edilendir ki muhtemelen o da buraya sıkı sıkıya tutunan acgozlu ve kibirli insanlar sayesinde olacaktır..denizler ırmaklar yeşillik doğa güzel der insanoglu ama bilmez icersinde vahsi bi yaşamın oldugunu..yunuslarında oksijen almaya değil ışığa cıktıgını dusunen mistikler hariç.

    Sibel Atasoy Söylediklerinin bir bakış açısı olduğunu kabul ediyorum çünkü sen söylüyorsun, üstelik bunu yaşayan insanları da gördüm hayatım boyunca. Duy ya da duyma söyleyebileceğim tek şey, varoluşumuzun en mucizevi yanı; seçim yapabilme yetimizdir. Ve bunu kulaktan duyduğum için değil binlerce kez uygulayıp test ettiğim için söylüyorum. Umarım bunu kendimize sık sık hatırlatmamıza bile gerek kalmayacak denli özümsediğimiz günlerde hala yaşıyor olalım.

**

Touch dizisin takip eden var mı? Kuvvetle öneriyorum. Az önce arada kaçırdığım 7. bölümü izledim ve ağladım! İnanmazsınız. Sevinçten ve özlemle ağladım.

http://divxplanet.com/sub/m/31336/Touch.html

Daha sadece sekiz bölüm oldu, giderek daha da güzelleşeceğini umuyorum. Kuantum dolanıklık ve matematik, sadece analitik değil bütünsel olarak nasıl anlatılabilirmiş bi görün 🙂 En azından başlangıçtır ve takdire şayan