Kalem Çevirirken Aslında Ne Yapıyoruz: Dikkatin Gizli Koreografisi

Bir toplantının en kritik anında, bir öğrencinin sınav öncesi beklerken ya da bir yazarın boş ekrana bakarken kalemi parmaklarının arasında döndürdüğünü görürüz. Kalem başparmak üzerinden kayar, işaret parmağında döner, bazen masaya düşer ve küçük bir mahcubiyetle yeniden ele alınır. Dışarıdan bakınca bu davranış dikkat dağınıklığının açık işareti gibi görünür: İnsan dinlemiyor, zihni başka yerde, elleri boş duramıyor. Fakat paradoks şudur: Kalem çevirme çoğu zaman dikkatin kaybolması değil, dikkatin ayakta tutulması için kurulmuş küçük bir düzenek olabilir.

Elin meşguliyeti, zihnin özgürlüğü

İnsan zihni yalnızca düşünceler üreten bir merkez değildir; bedenle sürekli pazarlık eden canlı bir sistemdir. Uzun süre hareketsiz oturmak, özellikle monoton veya zihinsel olarak zorlayıcı durumlarda, sinir sisteminin uyarılma düzeyini düşürebilir ya da huzursuz edici biçimde yükseltebilir. Kalem çevirme, parmakla masaya vurma veya anahtarlıkla oynama gibi küçük tekrarlar bu düzeyi ayarlamaya yarayan mikro müdahaleler sayılabilir. El, önemsiz görünen bir ritim kurar; beyin ise bu ritmin sağladığı hafif uyarılmayla asıl meseleye daha uzun süre tutunabilir.

Bu nedenle kalem çevirmek her zaman “dinlemiyorum” anlamına gelmez. Bazı insanlar için tersine, dinleyebilmenin koşuludur. Motor sistemin büyük ölçüde otomatikleşmiş hareketlerle meşgul olması, bilinçli dikkatin konuşmaya, probleme veya notlara yönelmesini kolaylaştırabilir. Tıpkı bazı insanların yürürken daha iyi düşünmesi gibi, parmakların küçük hareketi de düşünceye bir zemin sağlayabilir. Zihin bazen sessizlikte değil, zararsız bir mekanik uğultunun içinde berraklaşır.

Otomatik becerinin büyüsü

Kalem çevirme ustalığı, ilginç biçimde öğrenilmiş ama sonradan bilinçdışına devredilmiş bir beceridir. Başlangıçta kalem sürekli düşer; kişi parmakların konumunu hesaplar, hareketi yavaşça tekrarlar. Zamanla bu hesap ortadan kalkar. Hareket, bisiklete binmek veya klavyede yazmak gibi prosedürel belleğe yerleşir. İşte bu otomatiklik önemlidir: Eğer kalemi çevirmek yoğun bilinç gerektirseydi, konsantrasyonu desteklemek yerine onu tüketirdi. Usta çevirici, kalemi çevirdiğinin farkında bile olmayabilir; beceri, zihnin arka planında çalışan sessiz bir programdır.

Yine de bu davranışı romantikleştirmek doğru olmaz. Kalem çevirme bazı koşullarda gerçekten kaçış işlevi görebilir. Konuşmanın yarattığı sıkıntı, belirsizlik, sosyal kaygı ya da sabırsızlık; ellerin sürekli bir nesne aramasına yol açabilir. Kalem burada konsantrasyon aracından çok, duygusal gerilimi boşaltan bir emniyet supabıdır. Aynı hareketin işlevi, hareketin kendisinden değil bağlamından anlaşılır. Kişi kalem çevirirken anlatılanı takip ediyor, not alıyor ve sorulara cevap veriyorsa bu muhtemelen düzenleyici bir alışkanlıktır. Bakışları kopuyor, talimatları kaçırıyor ve hareket giderek telaşlılaşıyorsa dikkat başka bir yere sürüklenmiş olabilir.

Dikkatin tek biçimi yoktur

Okul ve iş dünyası çoğu zaman ideal dikkat görüntüsünü fazla dar tanımlar: Sabit beden, göz teması, hareketsiz eller, kesintisiz sessizlik. Oysa dikkat, müze heykeli gibi donuk olmak zorunda değildir. Bazı zihinler bilgiyi hareketsizlikte işler; bazılarıysa küçük ritimlere, karalamalara veya elde dönen bir kaleme ihtiyaç duyar. Buradaki mesele davranışı yasaklamak değil, onun bedelini ölçmektir. Kalem sesi çevreyi rahatsız ediyorsa, düşürülüp duruyorsa veya hareket kişinin görevini bozuyorsa alternatif bir yöntem gerekir: sessiz bir stres topu, not alma ya da kısa hareket molaları gibi.

Kalem çeviren el, belki de zihnin zayıflığını değil uyum yeteneğini gösterir. İnsan, soyut düşüncenin ortasında bile bedensel bir varlıktır; odaklanmak için yalnızca iradeye değil, ritme de ihtiyaç duyar. Bu küçük gösteri bize şunu hatırlatır: Konsantrasyon bazen dünyadan çekilmek değil, dünyaya tutunacak minicik bir döngü bulmaktır. Parmakların çevirdiği şey yalnızca bir kalem değildir; bazen dağılmaya meyilli dikkatin ince dengesi de o hareketin etrafında dönmektedir.

Odaklanma ihtiyacı neye dönüşüyor?

O kadar çok ilgi çekici şey var ki, insanın odağını bir noktada sabitlemesi artık benim için bile güçleşti (konsantrasyonum doğuştan pek iyi olmuştur), sebebi ise odaklandığım konu sabit değil ki benim dikkatim sabitlenebilsin! Sanırım giderek lineerde kalmak için çaba sarfetmek gerekecek, ya da ipin ucunu salacağız, çok boyutluluğun içindeki şeyler birbirimizi görür anlar hale geleceğiz, gerçekten bilemiyorum 🙂 Günaydın sevgili frekanslar. Aloha

Mucize, ancak onu bir mucize olarak görmeye hazırlıklı olanlara görünür, diğerleri için görünür değildir, o yüzden de yoktur; aslında nesnelerin ve günlük olayların içinde gizlenir. Eliade

*

Aloha arkadaşlar, dün (31 Mart) bugün bedeninde farklı şeyler hissedenler oldu mu? Bunları konuşmamızda fayda var, dış rüyamızda bir hareketlenme oldu, belirgin bir değişimin alanına girdik. Doğrusu bunu ilk kez 99 depreminden sonra (oysa deprem olayını yaşamadım bile mesafe olarak çok uzaktaydım), ikinci kez 11 Eylül olayında ve üçüncü kez de bir haftadır, özellikle dün pik yapar biçimde hissettim. Elbet bunların etkileşimleri ve gözle görülür hale gelmesi dalgalar halinde zaman içinde önümüzde belirecek.
Sizden özellikle 11 Nisana kadar çok derin nefes egzersizleri yapmanızı, çok bol su içmenizi ve bedensel ve diğer tepkilerinizi dikkatle izlemenizi ve mümkün olduğu kadar bizimle paylaşmanızı rica ediyorum.

*

Bu gece oldukça uzun ve detaylı rüyalar gördüm, hayrolsun.

Hatırladığım en belirgin şeyler şunlar oldu: Büyük bir şehrin dışında ancak yakınlarındayım, yanımda tanımadığım üç beş kişi var (bu şehir bilmediğim bir yer gibi, bulunduğum yerden gri ve tam şekillenmemiş devasa kütlesi tam belirgin olmasa da görülebiliyor.) Bazı sinyal sıkıntıları çekiyoruz. benim çevrede küçük çantalarım var ve bunların içlerinde muhtelif sinyal alıcı vericiler var fakat tam o an için bir netlik yok. Karışıklığın benim henüz tam yerleşmemişliğimle ilgisi olabilir sanki çünkü nedense bu durumun sorumluluğunu taşıyorum.

Sonra havada oldukça yüksekte bir köpek beliriyor, uçarak üzerimize doğru iniyor. Beyaz uzunca tüylü küçükten irice cins bir köpek. Tam üzerime inecekmiş gibi yavaşça düşüyor, biraz tedirgin oluyorum ve nihayet gerçekten tam benim üzerime boynuma adeta konuyor, hiç bir sarsıntı olmuyor. Yakınımdaki kişilerde tanık oluyor ve biraz heyecanlanıyorlar. Köpek konuşuyor! Ama hepimiz için normal bir durum bu kimse yadırgamıyor. Şehirden geldiğini anlıyoruz ve bize sinyallerle ilgili bazı bilgiler veriyor. Sonra ben daha önce açmadığım bazı çantaları da açıp doğru sinyali veren aleti buluyorum. Tekrar bağlantıyı sağlıyoruz, her şey normalleşiyor.

Bir başka sahne de oldukça ilginç; geniş bir umumi tuvalet alanı fakat bizdekilere hiç benzemiyor, yerler krem beyaz halılarla kaplı, burada birçok duş tuvalet ve üst değiştirme kabinleri var. Gece veya sabah çok erken içeride sadece genç bir kadın var ve sereserpe yerde uyuyor (güzel uzun bacakları çıplak). etrafta dağınık bir şekilde öbek öbek eşyaları saçılmış. Bizdeki umumi tuvaletlere ayakkabıyla basmaktan bile huzursuz oluruz (pistir) bir de şuna bak diyorum içimden; demek ki evsizler, ihtiyacı olanlar gelip buralarda uyuyabiliyorlar…

Daha çok şey vardı bu gece ama aklımda sadece bu sahneler kalmış 🙂