Sarkaç etkisi

Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içermiş!
İşte fizikteki sarkaç etkisini apaçık anlatan bi atasözü.
Hayatınıza bakın, bu mekanizmanın işleyişi ile tıka basa dolu olduğunu görürsünüz.
Bunu anlayabiliyoruz. Evet. Peki bundan sonra yeniden doğanlara yine aynen geçerli olacak mı? Yoksa farklı ivmelerimiz mi var?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ayran gaz yapabilir,çok tuzlu ya da tuzsuz da olabilir.Yoğunluğu da farklı olabilir..kıvamı tutturuncaya dek farklı ivmelerimiz olacak, derim ben.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Öğrenilmiş çaresizliğe işaret eden bir atasözü aslında.Eskiden öğrenilmiş bir bilgi bile yeniden ,yeni bakış açısı ya da yeni paradigma ile gözden geçirildiğinde çok farklı açılımlara neden olabileceği için çaresizlik de ortadan kalkıyor gibi.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ben çaresizlik olarak düşünmedim açıkcası.Adım adım gitmek çağrışımı yaptı ben de.Sanırım ‘vah zavallı ben’ yapay duygusuna takılmadığım için.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benim tam olarak oturtamadığım şu: Sarkaç modeli fizik kanunu olarak illa ki işler. O halde salınırken çok uçlara gitmemek karşıtını da düşüren bi edim olur, yani ortalarda salınmak ki buna tanrılık konumlanma diyebiliriz. Velakin bi edim coşkun taşkın kişiliklere uygun değil gibi görünüyor? Halbuki coşkun-taşkın kişiler bu hayatın da tadı tuzu, heyecanılar değil mi? Galiba herkes kendi evresini yaşamaya devam ediyor böylece çeşitlilik korunuyor. Neysem o’yum harikayım durumuna varıyoruz sonuçta:)
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü fizik kanunlarını yaşadığımız dünya ya göre ele alırsak ‘ortada olmak tanrılık ‘konumu olur.Yerçekimi kanunları da fizik kurallarıdır,ya bizde ki gibi yoğun olmayan evrenlerde ki kanunlar? Bildiğimiz kurallarla çıkarsadıklarımız…ya henüz bilmediklerimiz? 🙂
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Dualitenin sıfırlandığı yerlerde oyun olmaz; çünkü hareket olmaz, bizim bildiğimiz cinsten hareket. Sanırım yeniden doğanlar için eskiden olan mekanizmalar yine işler ama kalıcı değil, sabitlik yerini salınıma bırakıyor.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎’bizim bidiğimiz cinsten hareket olmaz’ tamamen katılıyorum,bilmediklerimizden kastettşğm de buydu.Kişisel deneyinlerimle;çok kısa anlarda olsa farklı gerçeklikleri görüyorum.Şimdilik- belki- uçup gidiyor.Belki beynimin geniş görüşü ayarlanıyor bilmiyorum..yaşayıp bakacağız:)
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sarkaca bir koala rahatlığı ve rehaveti içinde tutundum . Bir andan bir ana , sarkaçla salınırken anın fotoğrafını çekiyorum . Saniye saniye bir kare . Rüzgar tüylerimi okşuyor , hava haziran havası sıcak ve nemli ,şimdiki gibi . mutluyum . Kendiliğinden .. Uykumda var sanki 🙂 An eskisindan daha da geniş bir kavram benim için ..

Mucizeye şahitlik edin!

Mucizeler her yanımızı sarmışken,  nasıl oluyor da hala sıkılabiliyoruz?

  • Çağla Belirli bir noktada sabitlenilip orada kalındığı için.
  • S.B.: görmeyi seçmediğimizden.

    Sibel Atasoy Evet, daha çarpıcı bir ifadesi ise alışkanlık çukuru! Oysaa gerek doğanın gerekse onu taklit edilerek inşa edilen insan uygarlığının her bir detayı mucize! Kendiliğinden bi şey yaratmamış insan bunları göremiyor galiba.
  • Harun U hayat mücadelesi fakirlik

    Sibel Atasoy O halde hayat gailesi omayan fakir olmmayanlar bu mucizelerin farkındalar? Nerde onlar? Neden her an bu muczelerden birini anlatmıyorlar?

    G. Si koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz çoğunlukla. kendimizle çok uğraşıyor olmamıza rağmen, gelecek kaygısını içimizden atamıyoruz (çoğumuz). hal böyle olunca, gözümüze sokulmadıkça mucizeleri göremiyoruz… sonra da “yapıyorum yapıyorum olmuyor kardeşim! demek ki mucize diye bir şey yok ya da o mucizeler beni sevmiyor!” deyip, işin içinden sıyrılıyoruz….

    Harun U dünya mutlu olma yeri değil sürgün yeridir belki de ondan göremiyoruz..

    Sibel Atasoy Sürgün ya da mükafaat yeri, hangisini seçiyorsun?

    Hanife Altuntas mucizeleri görebilmek için, algılama biçimimizi biraz serbest bırakmak zorundayız bence.bizler dünyaya hardisklerimizden bakıyoruz ve aslında bu nedenden dolayı bakıyor ama görmüyoruz..bebeklerin gözlerindeki ifadelere ara sıra bakın lütfen.şaşkınlık ve hayret arasında gidip gelen ve sonunda gülümseyerek biten mimikler görürsünüz o güzel yüzlerde..çünkü onlar henüz biriktirmeye, ezberlemeye başlamamışlardır ve “an” da olanı tam o esnada ve ilgiyle takip edebilirler.

    Sibel Atasoy Muhteşem açıklamışsın hanif. Mucize deyince insanlar doğaüstü şeylerigörmeyi bekler. Tabi onlar da var arada görünürler fakat ben aslında günlük hayatımızdaki, kullandığımız alet edevattaki, insan yapımı olan ya da olmayan ŞEYlerdeki mucizeyi kastediyordum.

    Hanife Altuntas ne alaka diyenler çıkabilir ama tam da şu anda hissettiğim için söylüyorum, bu bahsettiğin şeyleri görmek için, biz yetişkinlerin “ölümün kılavuzluğuna” şiddetle ihtiyaç duyuyor oluşumuz ne kadar manidar geliyor..

    Sibel Atasoy Taşlar yerine oturuyor
  • Harun

    Cevaplanamayacak tek ama tek soru…Bin kez tanrıyı ispatlayıp yok edebilirsiniz..ama soru şu ..neden? neden ben buradayım? Neden evren var ? Nasılı ilgilendirmiyor beni.. ben mucizeyim tamam ..harika..gerçekten şükür..ama neden? peygamber …Devamını Gör

    Sibel Atasoy Bu soruları yönelten de konuşan da sensin farkındaysan )))) Bilenemeyene dalarsan seni ben bile kurtaramam. Neden bilinen, her şekilde duyularımıza ve duyu ötemize çarpan mucizeler seni tatmin etmiyor düşündün mü?

    Harun

    işte tam bu yüzden dünya sürgün yeridir diyorum..bu sorunun cevabını veren yoksa o zaman burası bilinmez kaotik ve adaletsiz bir cehennemdir.bilinenlerde sadece acı ve ızdırap var..bilinmeyenlerde umut var malesef ..öleceğini bilen tek hayvan olmaktan daha buyuk bi zindan cehennem diye tasvir edilendir ki muhtemelen o da buraya sıkı sıkıya tutunan acgozlu ve kibirli insanlar sayesinde olacaktır..denizler ırmaklar yeşillik doğa güzel der insanoglu ama bilmez icersinde vahsi bi yaşamın oldugunu..yunuslarında oksijen almaya değil ışığa cıktıgını dusunen mistikler hariç.

    Sibel Atasoy Söylediklerinin bir bakış açısı olduğunu kabul ediyorum çünkü sen söylüyorsun, üstelik bunu yaşayan insanları da gördüm hayatım boyunca. Duy ya da duyma söyleyebileceğim tek şey, varoluşumuzun en mucizevi yanı; seçim yapabilme yetimizdir. Ve bunu kulaktan duyduğum için değil binlerce kez uygulayıp test ettiğim için söylüyorum. Umarım bunu kendimize sık sık hatırlatmamıza bile gerek kalmayacak denli özümsediğimiz günlerde hala yaşıyor olalım.

**

Touch dizisin takip eden var mı? Kuvvetle öneriyorum. Az önce arada kaçırdığım 7. bölümü izledim ve ağladım! İnanmazsınız. Sevinçten ve özlemle ağladım.

http://divxplanet.com/sub/m/31336/Touch.html

Daha sadece sekiz bölüm oldu, giderek daha da güzelleşeceğini umuyorum. Kuantum dolanıklık ve matematik, sadece analitik değil bütünsel olarak nasıl anlatılabilirmiş bi görün 🙂 En azından başlangıçtır ve takdire şayan

Tarih tekerrürden ibaret derler

Nisan 2006.Günlükten

İster dünya tarihi, ister ülkemiz, isterse kişisel tarihimiz olsun bu tespit değişmiyor; tarih tekerrürden ibaret.  Ben de tamamiyle buna katılıyorum. Zaten tekrarlar insanı uyandırıyor 🙂

Ben eskiden, bir insanın kişisel tarihinde oluşan bir olayın tekrarını, o konudan çıkarılması gereken dersin alınmamasına yoruyordum. Gerekli şey öğrenildiğinde o tekrardan kurtulunmuş olur diyordum.

Fakat şu an bu görüşümü sorgulamak durumunda kaldım! Evet bu doğru olabilir ama tek başına yine de eksik bi tespit oluyor.

İsmi konmuş, kişilik yüklenmiş herşey (insan, olgu, ülke vs) belli bir mekanizmaya sahip. Ve bu mekanizma gereğince belli tarz olayları sonsuzca tekrarlamak üzere yapılanmış. Örneğin bir çamaşır makinası, kirli giysileri temizlemek üzere işlevlenmiş bir mekanizma. O hep aynı işlemi tekrarlıyor. Yani her çamaşır yıkandıktan sonra bir ders alsanız dahi, bir dahakinde yiyecek soğutma işlemi kazanmıyorsunuz. Hareket belli; çamaşır yıkanır!

Bu durumda tekrarların manası nedir?

Bugün yürürken kendi mekanizmamı, ve tekrarlayan işlevimi düşündüm.

Aradaki ilişkileri ve değişimleri gözden geçirdim.

Ve şu sonuca vardım; olay sonucunda gereken ders çıkartılmışsa, bir sonraki döngüde duygu/düşünce bileşeniniz değişiyor. Edindiğiniz deneyim doğrultusunda bu kez aynı tarz olaya farklı tepkiler veriyor, aynı işlevi bir başka şekilde yaşıyorsunuz. Örneğimize yeniden dönecek olursak, çamaşır makinasının modeli değişiyor! İşlev aynı; çamaşır yıkanır!

Korkunç sıkıcı bir durum içindeyiz. Aynı işlev üzerine ustalaşmak üzere programlanmış robotlarız. Belki de kader diye açıklamaya çalıştığımız şey budur.

*Bundan kurtuluş var mı?

*Neden kurtulmak isteyelim ki!

*Ama ustalaşmanın sonu yok?!

*Sonu olmayan bi şeyle uğraşmak sana neden anlamsız geliyor?

*Bilmiyorum.

*Hadi hadi… Bilmiyorumla geçiştirme şimdi

*Hımmm… Yaa sıkıcı işte, ille bi sebep bulmak zorunda değilim.

*Peki işlev değiştirsen daha mı iyi olacak? Tekrarları farkedince ondan da sıkılacaksın, öyle değil mi?

*Evet öyle görünüyor, ama farkedinceye kadar bi süre beni oyalar hiç olmazsa

*Hahahahaha… Ama her seferinde farketme süren kısalacaktır.

*Bu da doğru. Berbat bi durum! Sence bi çözüm var mı peki?

*ilk soruya döndün, farkındaysan :)))

*Evet maalesef.

*Senin de gördüğün gibi işlev değişimi (ölüm-doğum) olsa bile değişmeyen bi şey var

*Nedir o?

*”Ben’im” duygusu, ya da bilinci diyelim.

  • Varsa var, bu bana çare değil.

  • Sen çareye takmışsın! Ve fakat bu tamamiyle normal. Sen kendini sonlu birşey olarak tanımlamışsın bi kere, bu sebeple sonsuz görünen şeyler seni bezdiriyor. Ancak kendin gibi sonlu şeyler için çaba göstermeyi anlamlı buluyorsun. Yani sonluya=kendine yatırım yapıyorsun.

*Sonsuza mı yatırım yapayım? Boşa gitmeyeceğinden emin misin? Malum entropi filan…

*Beni çok güldürüyorsun sen yaa… İyi ki varsın sibel.

*Bi işe yarıyorum yani?

*Kesinlikle

Decode

“mekanizmaları bulmak”, ben buna çoğu yerde “decode” işlemi de demiştim. Ve çok önemlidir. Varoluş bizi düzen ile kaos ortasında bi yerde özgürce danseden bi kelebek gibi görmek istiyor. En azından ben öyle hissediyorum 🙂

**

Deşifre

Neyin doğru olduğuna nasıl karar verebilirim
Sen aklımı karırştırırken?
Amaçsız kavganı sürekli kazanamam
Benim olan şeylere asla sahip olamayacağım,
Sen taraf tutmaya devam ettikçe.
Ama gururumu alamayacaksın
Hayır, bu sefer alamayacaksın
Bu sefer alamayacaksın

Bu noktaya nasıl gelebildik?
Seni eskiden çok iyi tanırdım
Bu noktaya nasıl gelebildik?
Sanırım artık biliyorum

Gerçek, gözlerinde saklı
Ve dilinin ucunda
Kanımın içinde kızışıyor
Ama anlayamayacağımı sandım,
Senin nasıl bir adam olduğunu
Eğer adamsan tabi
Bunu kendi çabamla çözeceğim
Kendi
(Seni sevdiğimi haykırıyorum)
Kendi çabamla
(Çözümleyemeyeceğin düşüncelerimle)

Bu noktaya nasıl gelebildik?
Seni eskiden çok iyi tanırdım
Bu noktaya nasıl gelebildik?
Sanırım artık biliyorum

Ne yaptığımızı gördün mü?
Gidip salak yerine koyduk
Kendimizi
Ne yaptığımızı gördün mü?
Gidip salak yerine koyduk
Kendimizi

Bu noktaya nasıl gelebildik?
Seni eskiden çok iyi tanırdım
Bu noktaya nasıl gelebildik?
Sanırım artık biliyorum

Sende gördüğüm bir şey var
Beni öldürebilir
Gerçek olmasını istiyorum

http://www.youtube.com/watch?v=7m3gP41SvCc

How can i decide what’s right
When you’re clouding up my mind
I can’t win your losing fight
All the time
Not gonna ever own what’s mine
When you’re always taking sides
But you won’t take away my pride
No, not this time
Not this time
How did we get here
When i used to know you so well
But, how did we get here
Well, i think i know how
The truth is hiding in your eyes
And it’s hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that i can’t see
What kind of man that you are
If you’re a man at all
Well, i will figure this one out on my own
(I’m screaming, “i love you so.”)
On my own
(My thoughts you can’t decode.)
How did we get here
When i used to know you so well? (Yeah.)
How did we get here
Well, i think i know how
Do you see what we’ve done
We’ve gone and made such fools of ourselves
Do you see what we’ve done
We’ve gone and made such fools of ourselves
How did we get here
When i used to know you so well(Yeah, yeah, yeah!)
Well, how did we get here
When i used to know you so well
I think i know…
I think i know…
There is something i see in you
It might kill me
I want it to be true

Şikayet mekanizması

Dünyanın halinden, komşularınızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, ebeveyninizden, amirlerinizden, çalışanlarınızdan, yöneticilerden yani ilişkide olduğunuz olmadığınız herşeyden şikayet etmeyi bırakın artık; çünkü ne size ne de dünyaya bir yararı olmuyor.(pardon size dolaylı bi yardımı oluyor tabi)

 

Şikayet mekanizması, yani kendi kendine ya da başkalarına söylenip durma hali, bir an için görmüş olduğunuz (ve hoşlanmadığınız)gerçekliğin daha çok yerleşmesine, diğer anlarınıza da kalıcı olarak tutunmasına sebebiyet verir.

 

  1. etap: fiziksel-duygusal-zihinsel ya da ruhsal alanda hoşunuza gitmeyen bi şey olur. Hoşa gitmeme duygusu fiziki bir rahatsızlığa gebedir; çünkü aslında insan “-1, +1 ve nötr” yani bundan hoşlandım-bundan hoşlanmadım fazı arasında mekik dokuyan bir mekanizmadır. Eğer oluşan ŞEY, negatif/hoşlanmadım fazında ise insan o şeyden hemen uzaklaşmak ister. İşte sorun da burada başlıyor.
  2. İnsanın, (Gurdjieff’in deyimi ile makina insanın) hoşlanmadığı bişeyden uzaklaşabilme yeterliliği yok, Don Juan Matus ise bu durumu “acizliğine düşkünlük” olarak tanımlıyor. Oysa eğer insan bir an için durup düşünse önünde iki seçenek olduğunu görebilirdi:
  • a) Hoşlanmadığı durumu ortadan kaldırmak: Harika ve kesin bir çözümdür. Fakat maalesef bunu yapabilmek için yeterli enerji çoğu kez insanda birikmemiştir. (çünkü her gün periyodik olarak üretilen insana ait farkındalık enerjisi, gündelik saçma sapan şeylere yönlendirilerek bitirilmiştir.)
  • b) Eğer ortadan kaldırmak mümkün değilse, hoşlanılmayan durumun pozitif gölgesini bulmak ve ona sığınmak (hiç bişey tek yönlü olarak varolamadığından, her iyi şeyin kötü, her kötü şeyin iyi gölgesi mutlaka vardır, fiziki bir gerçeklik olarak bu çift kutupluluk kaçınılmaz). Halk arasında bu işleme “bükemediğin eli öpmek” de denir. Buradaki öpme işlemi kerhen olmamalı gönülden olmalıdır; çünkü olayın pozitif yansımasını bulduk ve gönülden iman ettik.
  1. Görüleceği gibi hoşlanılmayan durumdan iki çıkış yolu varken, şikayet mekanizmasını işletmek göz göre göre çözümsüzlüğe tıkılmak anlamına geliyor. Normalde hiç bir insanın kendisini bu pozisyona sokmayacağını bildiğimden, sebepleri gerçekten de araştırdım. Ve gördüm ki; şikayet, masumane yapılan bir çeşit çaresizlik ifadesi değil, tam tersine taammüden enerji çalma işlemidir.
  2. Sürekli şikayet edip duran, aynı şeyleri bıkıp usanmadan senelerce tekrar eden insan, hem kendisini dinlemek durumunda bırakılmış insanlardan ve hem de bizatihi evrenden enerji dilenmektedirler. Gerçekten bu yol da bir başka enerji temin yoludur, bunu itiraf etmek zorundayım; fakat bunun evimize giren hırsızın (şikayeti dinlemek durumunda kalandan çalınan) yaptığından ya da dilencinin (kendi iç konuşmasıyla evrene şikayet ederek) durumundan bir farkı olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bana göre iyi ve kötü olmadığı için bu yolu tercih etmişliğin de sakıncası yok.
  3. Şikayet yolu ile enerji temin etmenin benim gördüğüm kadarı ile çok zor olan bir yönü var; bu temin şekli bir anlamda mehter takımının hareketine benzer, her an şikayet halinde olunduğu için kişi, şikayet ettiği hususları diğer hoşlandığı anların üzerine de yapıştırmaktadır. Güneşli bir günü boya kalemleri ile karartmak gibi, böylece şikayetçinin her anı, hoşlanılmayan halini alır ve aslında böylece bütün anlar hırsızlığın kapitali olur.
  4. Dünyada nasıl ki profesyonel hırsızlar ve dilenciler varsa, enerji konusunda da profesyonelleşmiş çok sayıda insan var. Yine nasıl ki, bazen insan profesyonelce hırsızlık mesleği yapmadığı halde şartlar gerektirdiğinde, küçük/büyük hırsızlıklar yapabiliyorsa, yine enerji konusunda da zaman zaman her insan bu yola başvurabiliyor. Fakat bunlar profesyonel olmadıkları için kendilerine epeyce zarar verebiliyorlar. Hırsızlık ve dilencilik meslekleri genelde aile mesleği olarak nesilden nesile aktarılıyor, bu konuda da dikkatli olmak lazım.
  5. Korunma yolları: aslında bu konuda yalnızca kendi amatörce yöntemimi aktarabilirim, bir kere profesyonellere karşı hiç acımam yok, mümkün olduğunca uzağa atarım kendimi. Bir kaçını bu çarktan kurtarmayı denedim, başarılı olamadım. Aileden gelme profesyoneldiler. Amatör şikayetçilere ise daha farklı davranıyorum. İçinde bulunduğum duruma göre benden almayı düşündüğü enerjiye isteyerek geçit veriyorum; fakat limitsiz değil, kendimi de öldürmeye niyetim yok. İçimden belli bir süre tanıyorum. Süre bitince kalkıp gidiyorum. Ya da tanıdığım süreden önce tükendiğimi hissedersem yine aktarımı kesiyorum. İşte böyle şeyler… (Bu yazı ne işe yarayacak onu da bilmiyorum)

 

 

Sibel Atasoy

23.04.08 – Beylerbeyi