Paranoyak – Ruh Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı

Pek çoğumuz, kendine itiraf edemese bile, ortaya çıkmak içni fırsat kollayan bir deliliği olduğuna inanır. Kimi kötü ruhlu ikizinin şerrinden korkar, kiminin penisi çalınacak diye ödü kopar. Kimi annesinin gizil bir robot olduğundan şüphelenirken, kime güne Fransız aksanıyla başlar. Bazıları akşam yemeğini İngiltere Kraliçesiyle yediğine yemin ederken, bazıları çoktan ölmüş olduğuna yürekten inanır. Bazısı elma tadındaki perdelerin masmavi bir Çarşambaya çok yakıştığını düşünürken, bazısı ilgi görebilmek için kolunu kesmeyi göze alır. Bazılarının ruhu bedenine sığmazken, bazılarının elleri arabaya sığmayacak kadar kocamandır.

Sadece o kadar mı? Peki ya fırından yeni çıkmış nefis bir turta yerine tebeşir yemeği tercih eden Pikkalar? Ya da karısını lezzetli bir biftek gibi gören Windigolar?
Paranoyak kitabı, en yersiz obsesyonlardan en imansız psikozlara kadar nedenleri ve tedavi önerileriyle, birbirinden tuhaf 45 ruhsal bozukluğu tanıtıyor. Aslında “İç Ses”lere bakacak olursanız, her hastalık kendini anlatıyor.

I Have Nothing to Say and I Am Saying It

http://www.ubu.com/film/cage_masters.html

İlginç. Tabi müzik eğitimim olmadığı için ana temayı anlamamış olabilirim fakat bu adamın yaptığı şeyler, çocukluktan beri özellikle yalnız kaldığımda ve bilinçsizce yaptığım şeylere çok benziyor. ))) Buna ilaveten ses çıkarmadığı halde, havada hareket yaratarak (çoğu kez elimle ya da bi eşyayla) onun bedenime ya da yüzüme çarpışını da dinlerim. Oysa sesi yoktur fakat neden böyle tuhaf bişey yaparım bilmem.

Ben Bu Cihana Sığmazam

Gönül Ehlinden sayfalarımızda “Ben Bu Cihana Sığmazam” başlığıyla yayınladığımız, günümüzden yaklaşık altı yüzyıl önce “Nesimî” hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım bu yazıda.

Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, “ben” diyerek işaret ettiğimiz “zat”ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle hem teşbih hem tenzihi bünyesinde barındıran “tevhid” lisanıyla— anlatır. Böylece insana kendi hakikatinin farkında olmasının kapılarını açar. Nesimî’nin, ikiliği ortadan kaldırarak her şeyi içselleştiren ve zatında gören “ben” tarifi, hiç bir şeyle kayıtlı olmayıp, bütün tanımlamaların ötesindedir. Bu bir bakıma, “yerlere ve göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım” kudsi hadisine tam kalp ile şüphesiz imanın dillenişidir.

Küçük Prens ve Baobab-2

Öyle ya, Küçük Prens’in gezegenin, her gezende olduğu gibi, faydalı otlar da, zararlı otlar da vardı. Elbette ki faydalı otun tohumu faydalı, zararlı oyun tohumu zararlı olur. Ama tohumlar görülmez, toprağın altında uyurlar mışıl mışıl, ta ki günü birinde birinin aklına eser, uyanır. O zaman da gerinir, güneşe doğru incecik, sevimli ve zararsız bir filiz sürer ürkekçe. Bir turp ya da bir gül filiziyse bu, varsın istediği kadar büyüsün. Ama zararlı bir bitkiyse, onu görür görmez koparmak gerekir. Küçük Prens’in gezegeninde korkunç tohumlar da varmış.. Baobabsa öyle bir bitki ki erken davranmazsan, bir daha baş edemezsin onunla. Gezegenini baştan başa sarar, köyleriyle delik deşik eder. Hele gezegen küçük, baobablar da çok olursa, çatlatır gezegeni.
Küçük Prens daha sonra: “Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay.”

BİLGİ’nin seni yutmasına izin verme!

“Sakın ola BİLGİ’nin seni yutmasına izin verme!” dedi
“Bilgi mi, e, şeyyy, yutma mı? Bilgi nedir ki?”
“Yaşadığın bi şeyin ayrıntılarını ve çıkarsadığın sonuçları birine anlatırsan, bilgi vermiş olursun”
“Anladııım, iyi ama bu güzel bi şey gibi görünüyor, değil mi yoksa?”
“hımmm, sana şöyle anlatayım. Diyelim sen bütün o şeyleri İştahlı’ya anlatmıştın. Sonra o da annesine anlattı, annesi de Hod’a anlattı, sonra o da kızına anlattı, o da torununa anlattı…”
“kulaktan kulağa oyununa benziyor”
“Aynen öyle! İnsanlar bunu bir de yazı dedikleri şeyle yaparlar, böylece katı ve değişmez hale getirdiklerini sanırlar!”
“Oysa değişir mi?”
“Her şekilde değişir, kulaktan kulağa da olsa yazılsa da fark etmez. Senin yaşadığın her ne idiyse tamamen sana özeldi, aynı şeyi başkası farklı yaşayabilir, üstelik bunların her biri de farklı açılardan sonuç çıkarır!”
“Aaaaa… Çok tuhaf?!”
“Deneyimlediğin her ne ise tamamen sana özeldir, tabi çıkarsadığın sonuç da sana özeldir! Başka kimsenin işine yaramaz, hatta zararlı bile olabilir.”
“Ne diyosun? Ama ben şimdiye kadar çok anlattım. Desene çok zarar verdim arkadaşlarıma, anneme, kardeşlerime, gözetmenlerime! Olamaaz, bunu bilmiyordum, hiç bilmiyordum!” diye ağlamaya başladı Meraklı