18 Mart Çanakkale Zaferi

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıl dönümü. Kısaca;

“Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.[2] İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti konumundaki İstanbul’u alarak boğazların kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’na girmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve İtilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaş sonucundan iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.”

Yıllar önce birisi “Çanakkale Savaşı boşu boşuna yapıldı, ne istenilen amaca ulaşıldı ne de doğru bir politikaydı” demişti. Gerçekten Osmanlı’nın bu tutumu yanlış mıydı? Çanakkale’de o kadar ağır kayıplar verilmesine gerek yok muydu?

Tanrı Ayağa Kalk…

Binlerce yıldır,insanlık iyinin ve kötünün arasında sıkışıp kaldı;Tevrat insanın yaradılışından beri kötülükle savaştığını sandı ama zafer çoğu zaman kötülük tarafından kazanıldı…

Din bilimciler Tanrı ile Şeytan arasındaki anlaşmanın iç yüzünü anlamaya çalışıyorlar.Tanrı neden kötülüğe izin veriyor?Neden çocuklar ölüyor?Suçsuz insanlar zulüm görüyor?Hitler,Saddam,Stalin gerçekten kötümüydüler?Yoksa onlar dev bir sistemin birer parçasımı?Ya insanlık kendini yok etmeyi başarıp kötülüğü yenebilirse,iyilik kalırmı?İkisininde olmadığı bir dünya nasıl olur?
İncil’de “Eyüp kitabı”nın başlangıcında korkutucu ama aynı derecede ihtişamlı bir bölüm vardır;KÖTÜLÜĞÜN GİZEMİ bence burada saklıdır;ALLah ve ŞEYTAN karşılıklı konuşurlar ve Allah,Şeytan’a sorar;”Ve Rab Şeytan’a dedi;Nereden geliyorsun?Ve Şeytan Rab’ba cevap verdi;Dünyayı dolaşmaktan ve orada gezinmekten…(sonra Allah ve Şeytan bir anlaşma yaparlar).Eyüp peygamber çok acı çekecek ama sabredecektir,her şeyini kaybedecek ama Allah’a şükredecek,Şeytanı ise lanetliyecektir….(Allah’ın soğuk ve alaycı uslubuna dikkat)

Bir Varoluş Masalı(Uzay Operası)

Sonsuz evrenin derinliklerinde bir yerde zamanın bir yerinde galaksiler arasında dolaşabilen olağan üstü canlılar yaşıyordu.Akıl ötesi bir uygarlığa sahip olan bu canlılar,fiziksel yapılarını yenileyebiliyor,kendilerine benzer androitler üretebiliyor,şimşek benzeri ışınlarla istediklerini yok edebiliyorlardı.Ölümsüz sayılırlardı,moleküler transformasyonla bir anda her yerde olabiliyorlar;hologramlarla istedikleri şekilde görünebiliyorlardı.Zaman zaman rastladıkları yıldızların gezegenlerinde yaşayan canlılar varsa,onları yönlendiriyor,yönetiyor veya özgün nedenlerle yok ediyorlardı.Kendi aralarındaki iktidar kavgası süregelen bir olaydı;liderleri Gaia ve Uranüs’tü,12 kişilik Titanlar adlı bir meclisle beraber yönetimi ellerinde tutuyorlardı.

Zaman içinde iki liderin arası açılmaya başlamıştı.Uranüs gittikçe güçleniyor,dengeyi bozuyordu,amacı yönetimi tek başına sürdürmekti.Gaia’nın çevresindeki herkesi tutukluyor,karanlık ve çok uzak yıldızlara hapsediyordu ve sonra Titanlar meclisinin tüm üyelerini de tutuklayarak hapsetti.Bunun üzerine Gaia,silahsız ve güçsüz Titanları kurtarıp Uranüs’ü devirmeyi planladı,onlara gizlice ulaşıp silah ve araç verdi,meclisin başına Kronos adlı üye geçti.Hapsedildikleri yerden kurtulan Titanlar ve taraftarları Gaia’nın da politik desteği ile harekete geçtiler;müthiş bir yıldızlar savaşı yaşandı,Kiklops’lar ve Centimane’ler adlı iki politik güçte onu destekliyordu ve sonunda Kronos kazandı ve Uranüs yok edildi.Gaia ve Titan meclisi onu lider seçtiler,artık gittikçe büyüyor ve sayısız yıldızlara ulaşıyorlardı ve artık güç Kronos ve siyasi destekçisi Rea idi.Rea 6 üyeden oluşan politik bir gurubun lideriydi.Ancak Kronos geçmişi unutmuyor ve iktidar korkusuyla,çevresinde oluşan güç odaklarını istemiyordu.Onları birer,birer uzak yıldızlara yolladı.Rea yalnız kalınca kendi taraftarı olan askeri liderlerden Zeus’un robot bir kopyasını yaptırarak,robotu uzağa yolladı ve Zeus’u özel bir gezegene sakladı.Orada iktidara karşı guruplarla örgütlenme çalışmalarını geliştiren Zeus,yeterince güçlenince Kronos’a karşı olan siyasi ve askeri güçleri toplayarak hükümeti devirdi ve başa geçti.Kronos sonsuz uzaklıktaki bir yıldıza sonsuza kadar hapsedildi.Ama iş bununla bitmiyordu,Titanlar meclisi hala çok güçlüydü,toplanarak tüm güçleriyle bu yeni diktatöre saldırdılar.Korkunç bir savaş daha başladı,yok edici dev ışınlar dağları eritti,denizleri buharlaştırdı.Savaş çok uzun sürdü ama sonunda Zeus’un orduları savaşı kazandılar.Titan’lar birer birer tutuklanarak Tantaros adlı gezegene hapsedildiler.Bu gezegenden çıkmak hemen hemen imkansızdı.Zeus kalan tüm Kronos taraftarlarınıda yok ederek,tüm gücü eline geçirdi ve Titan meclisi’nin yerine Olimpos meclisini kurdu.

Star Wars – Yıldız Savaşları

Bilirsiniz hepiniz Yıldız Savaşları filmini. İki belirgin karakter arasındadır savaş. Jedi Şövalyeleri ve Sith Lordları arasında. İkisi de gücü kullanır fakat farklı yönlerini.

Barışı, huzuru sağlamakla görevlidir jedi şövalyeleri. Fakat bu uğurda öldürebilirler tehlikeli gördükleri herkesi. Asla bireysel değildir gücü kullanma şekilleri. Annesi öldürüldüğünde Anekin, geçer gücün karanlık tarafına intikam hırsıyla. Kabul etmez bunu bir süre. Sevdiği kadını ölümden kurtarmak için anlaşır Darth Sidiousla.

Görünürde Darth Sidiusun amacı tüm evreni yönetmektir barış içinde. Bunun için imparatorluk kurar. Jedi’lar Cumhuriyeti savunurken öldürülürler. Düşman ilan edilmişlerdir, herkesin söz hakkı olsun dedikleri için. Oysa Sidious’da seçimle gelmiştir ve yetkilerini kullanarak ayrılıkçı ilan eder jediları.

TANRININ TANIMI…

Herşeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sözünü ettiği bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayıp üzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlaşılır bir tanımının bulunmamasıdır. Pek çok ateist-teist tartışmasının asıl noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrının doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.

Bunun bir sebebi pek çok teistin tanrıdan ne kasdettiği ve tanrıyı nasıl tanımladığı konusunda fazla kafa yormamış olması, bir diğer sebebi de ortada yaygın birden fazla tanrı tanımının bulunmasıdır.
Genellikle tanrıdan ne kastedildiği tam anlaşılmadan tanrının varlığı veya yokluğunun kanıtlarına geçilir.
Örneğin şu diyaloğa dikkat ediniz ve konuyla olan bağlantısını kurmaya gayret ediniz(Diyalog modernleştirilmiştir) A: Masanın üzerinde küçük bir peri var.
B: Ama ben birşey görmüyorum.
A: Elbette, çünkü bu görünmez bir peri.
B: Ama dokunamıyorum da.
A: Ebette, bu peri görünmez, dokunulmaz ve hakkında hiçbir somut veri edinilemez bir peri.
B: Peki o zaman var olduğunu nereden biliyorsun?
A: Çünkü bu perinin varlığının kanıtları var.
B: Nedir bu kanıtlar?
A: Mesela yağmurun yağması bu perinin varlığının kanıtıdır. Bu peri yağmur perisi. Ne zaman yağmur yağsa bu perinin varolduğunu anlıyorum.
B: Peki yağmurun sebebinin bu peri olduğunu nereden biliyorsun?
A: Çünkü başka birşey olamaz. Sen söyle o zaman yağmurun neden yağdığını?
B: Yağmurun neden yağdığını bilmiyorum. Ama yağmurun sebebinin elindeki peri olduğuna inanmam için başka deliller gerekli.
(Dikkat ediniz, artık bu noktada, B dahi perinin varolup olmadığını veya niteliklerini sorgulamaktan çıkıp, varlığının delillerini tartışmaya başlamıştır).