Günün getirdikleri

Gün bana şunları anımsattı, vesile olanlara teşekkürlerimle:

  1. En kolay, en zevkli yapabildiğiniz şeyi bulun. O sizin işlevinizdir. Onu hep birlikte pişirdiğimiz yemeğe, tercih ettiiğiniz bir yolla katın. İşlevinizi başkalarının işlevleriyle kıyaslamayın, tartıya vurmayın.

  2. Haklı çıkmak için enerjinizi çarçur etmeyin.

  3. Seyyal olun, yerinize bağlanıp kalmayın. O yeriniz ki sizin kendiniz sandığınız anlaşmalar bütünüdür ve bir roldür. İstediğiniz zaman ordan kalkabilir, gezebilir, istediğinizde yeniden yerinize dönebilirsiniz.

  4. Övünme ya da dövünme damganız hangisi olursa olsun, ne kendinizde teşhis ettiğinizde ne de başkalarında gördüğünüzde onu önemsemeyin.

  5. Tek başına gidilecek bir yer yok. Hapisaneden kaçış ancak yardım alarak, yoldaşlar sayesinde mümkün olur. Sonuçta özgürlüğe açılan kapıdan hangi sırayla çıktığınızın hiç bir önemi olmayacak. Önce gidene madalya takılmıyor.

Ayak Fetişizmi

Genel haliyle fetişizm özelde ayak fetişizmi ilginç bir konudur. Değişik psikologlar tanımladıysa da veya sebeplerini araştırdıysa da henüz ortada neden böyle bir durum olduğuna dair net sonuçlar yoktur. Mesela Freud’a göre gizli eşcinsellik içerirken, başka bazı psikologlarca çocukluk döneminden yaşanan bir takım olayların sonucudur. Bazı reenkarnasyona inananlar açısından ise önceki hayatımızdan getirdiğimiz bir özelliktir.

Genel olarak fetişizm türlerinin içinde en çok üyeye sahip olan grup, ayak fetişistleridir. Erkeklerde daha fazla rastlanır. Erkeklerin %5 oranında fetişist, bunların da %2 oranını ayak fetişizmi olduğu istatistikleri, google aramaları ve yahoo grupların oranları gibi bazı verilerce de desteklenir. Benim de iki sevgilim ayak fetişistiydi ve onları yakından inceleyebilme fırsatım oldu.

Algımı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakıyorum.

“Algılamanızı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakmalısınız – ağaç bir ağaçtır ve tamamen enerjidir – bu bir pragmatik harekettir. Şamanın uğraştığı şeyler fazlasıyla uygulanabilirdir. Normal tarihi gerçekliğin karakteristiklerini kıran sihirli geçişler, bunun için, yalnızca bir tavırdır.”

“Kartalın Armağanı, kitabına göre, don Juan Matus ölmemişti, o ‘içten yanmıştı’. Sen ölecek misin, yanacak mısın?”
“Ben bir geri zekalı olduğumdan, eminim ki öleceğim,” diye cevapladı Castaneda. “Keşke onun yaptığını yapabilecek bütünlüğe sahip olabilseydim… Yapamayacağım korkusu var bende. Keşke yapabilseydim. Kafamı –her iki kafamı- bununla yoruyorum.”
*

“Genç ve dinç olmak bir şey değil,” dedi Castaneda. “Yaşlı ve dinç olmak, işte bu büyücülüktür!”

İyi ve güzel için çabalarken kötü ve çirkine de ulaşırız.

Var olmanın aşkın tamlığı ya da hiçliği (Pleroma) ile insanın birleşme ve yeniden bütünleşme arzusunu dile getirmiştir. Bütünleşmiş ama birey olarak da kalabilmiş dengedeki bilinci yaşamaktır amaç. Egoyu öldürmeyi, kendini yok etmeyi değil, kendine hâkim olmayı, kendini her yönü ile tanımayı önemsemiştir. “Yapacaksın…, yapmayacaksın…” ahlaksal hegamonik sarmalından çıkıp özgürce kendi farklı yolunda yürümeyi önermiştir. Bu, ceza, tehdit, ahlakçı korkutma vesveselerinin dışında ama erdemli ve özgür bir yoldur. Jung, sadece iyilik ve ahlaksal tamlığın var olmanın bütünlüğünün yerini alamadığını fark etmiştir. “İyi ve kötü olarak yapay ikiye bölünme kişide tamamlanmamışlık hissi uyandıracaktır. İyi ve güzel için çabalarken kötü ve çirkine de ulaşırız.” İki kutbun arasında üçüncü bir kutup bulunduğunu belirtir. Jung’a göre, kötülüğü de bilmek (yapmak değil) zorundayız.(gerektiğinde ona hâkim olabilmek için) Kendini her yönü ile tanıma ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir. Bütünleşmiş ancak birey olmanın farkındalığını da aynı zamanda hissedebilmiş şekilde kalabilmiş bilinci yaşamaktır amaç. “Ölülere yedi vaaz”da şöyle geçer: “Kendimizi karşıt çiftlerden nasıl birer ayrı varlık haline getireceğimizi bilirsek kurtuluşa ulaştık demektir. İnsan Tanrıların özünü paylaşandır, tanrılardan gelir, tanrılara gider.”