Buhran

Bu şiir, sonsuzus’un nadir gördüğümüz üyelerinden yunus’un bulduklarından.. Ona da, tüm üyelere de selam olsun. Hüzün iyidir, açın kollarınızı damardan giriversin.

Buhran
çok fazla
çok az
ya da çok geç

çok şişman
çok zayıf
ya da çok kötü

kahkaha
ya da gözyaşı
ya da kusursuz
kayıtsızlık

nefret edenler
sevenler

ellerindeki şarap şişelerini sallayarak
önlerine çıkanları süngüleyip
kadınların ırzına geçen ordular

ya da ucuz bir pansiyon odasında
Marilyn Monroe’nun fotoğrafıyla yaşayan bir ihtiyar

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu saatin kollarının ağır hareketlerinde
bile görebilirsiniz.

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu Vegas’ta, Baltimore’da ya da Münih’te
yanıp sönen neon ışıklarında görebilirsiniz.

insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış.

yeni hükümetlere ihtiyacımız yok
yeni devrimlere ihtiyacımız yok
yeni kadınlara ihtiyacımız yok
yeni yollara ihtiyacımız yok
şevkate ihtiyacımız var.

müşfik davranmıyoruz
birbirimize.
müşfik davranmıyoruz.

korkuyoruz.
nefretin gücü simgelediğini
sanıyoruz.
cezalandırmanın
sevgi olduğunu.

daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler.

bir odada
bir başına acı çeken
öpülmemiş
dokunulmamış
bir başına bitki sulayan
olsa da çalmayacak
bir telefondan yoksun
insanın dehşetini unutuyoruz.

müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize

boncuklar sallanır, bulutlar örter
köpekler gül bahçesine işer
bir çocuğun kafasını koparır cani
dondurma külahından bir ısırık alır gibi
okyanus bir gelip
bir giderken
anlamsız bir ayın esaretinde.

müşfik davranmıyor insanlar birbirine

Charles Bukovski

Deli Dumrul’un Bilinci- M.Bilgin Saydam

Aşağıdaki mesaj tahmin ettiğim gibi yerine ulaşmadığı için buradan yayımlıyorum, eminim bi zaman sahibini bulur 🙂

Merhaba Bilgin Bey,

Az önce Deli Dumrul’un Bilinci isimli kitabınızı bitirdim. Genelde çok beğendiğim kitaplar için özet çalışmalar yaparım. Yol’da olan bir kişi olarak, hoşuma gidenleri paylaşmak daha gelişkin bir fayda ve zevki de beraberinde getiriyor. Kitabınızı gerçekten çok sevdim. Beğendim kelimesi hafif kalacağı için bunu bilerek kullandım. Binlerce kitap okumuş (ve bikaçtane de yazmış) biri olarak, bu kitabı bunca geç okumuş olmaktan hayıflanıyorum. Kitap geçen hafta bir araştırma yaparken önüme çıktı, onunla ilgili uzun bir açıklamanızı okudum ve hemen edinmek istedim. Maalesef baskısı tükenmişti. Yine de arayışımı sürdürdüm ve internette ikinci el satıştan buldum. İşte hikayesi böyleydi onu edinişimin.
Kitabınız gerçekten harika bir lezzette. Belki  Jung hayranı olduğum için belki de Gurdjief öğrenciliğinden geçmiş olduğum, ya da Yaqui yerlilerinden şamanizmi öğrendiğim (öğrettiğim de aynı zamanda, ikisi birlikte işliyor bu mekanizmanın) için bana şahane göründü. Bu bence oldukça hassas konuda, tüm sözler ve yorumlar yerli yerince, kararınca kullanılmış, bilimsel tavırdan ayrılınmamış fakat buna rağmen (genelde olduğu gibi) kuruyup kalmamış bir yapıt.
Kitabın yazarı olan size tebriklerimi ilk elden takdim etmek ve hatta imkan olursa tanışmak ve sohbet etmek isterim. Bu gönderinin elinize geçeceğinden emin değilim, yine de şansımı deniyorum.
Umarım başka çalışmalarınızı da bulmak ve okumak mümkün olur, sevgilerimle
Sibel Atasoy
03.12.2010

Pir Sultan Abdal

Let me burn with divine love

Let them return, ı never return my way. Pir Sultan Abdal

Koyun Beni Hak Aşkına Yanayım

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan 

**

Pir Sultan Abdal (ca. 1480 – 1550) was a legendary Alevi poet, whose direct and clear language as well as the richness of his imagination and the beauty of his verses led him to become loved among the Turkish people. Pir Sultan Abdal reflected the social, cultural and religious life of the people; he was a humanist, and wrote about resistance, love, peace, death and God. He was also rebellious against authoritarian rule which led him into problems with the Ottoman establishment.

His verses and calls for the rights and freedoms of the peasant folk soon attracted a lot of support among the masses who supported these ideals. As a result he was hung by Hizir Pasha.

But the tradition of his poetry and his struggle have remained alive till this day. His poetry was sung accompanied by the baglama, or saz, throughout the ages by folk singers. Today in modern Turkey the Baglama is one of the most loved instruments of the people and is extremely popular and widely used.

Many poets acquired his name to keep ‘Pir Sultan’s voice’ alive. According to literary historians, there were at least six other poets bearing the same name.

Poetry

Dostun en güzeli bahçesine bir hoyrat girmiş

Korudur hey benli dilber korudur

Gülünü dererken dalını kırmış

Kurudur hey benli dilber kurudur

Şu meydanda serilidir postumuz

Çok şükür Mevlâ’ya gördük dostumuz

Bir gün kara toprak bürür üstümüz

Çürütür hey benli dilber çürütür

Kendisi okur da kendisi yazar

Hak hilâl kaşına eylemiş nazar

Senin akranların cennette gezer

Hürüdür hey benli dilber hürüdür

Hangi dinde isen ona tapayım

Yarın mahşer günü bile kopayım

Eğil bir yol ak gerdandan öpeyim

Beri dur hey benli dilber beri dur

Pîr Sultan Abdal’ım başından başlar

İyisini yer de kemini taşlar

Bin çiçekten bir kovana bal işler

Arıdır hey benli dilber arıdır

Koyun beni hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Benim pirim gayet ulu kişidir

Yediler ulusu, kırklar eşidir

Oniki imamın server başıdır

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Kadılar, Müftüler fetva yazarsa

İşte kemend, işte boynum asarsa

İşte hançer, işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Ulu mahşer günü olur divan kurulur

Suçlu, suçsuz gelir anda derilir

Piri olmayanlar anda bilinir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz

O da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakka teslim olsun garip canımız

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Translation

To the garden of my love there came an evil louder

The shrubs now lie there, my fair one, shrubs lie

While gathering the roses, he broke their stems to moulder

They are all dry, my fair one, they are all dry.

We’ve spread our prayer hide all over this place

We saw our dearest one to Holy God in grace

One day, all of us will come into the earth’s embrace

We’ll putrefy, my fair one, we’ll putrefy.

God Himself reads the fate, Himself he scribes

He closed the crescent lashes of her beautiful eyes

Your peers are walking now with you in Paradise

houris they are, my fair one, houris, fair my.

Whatever your creed be, I will adore it and pray

To be awaken together with you on Judgement Day

Rise up once more to kiss your white throat that I may

Don’t pass for one more trice, my fair, don’t pass by.

I am Pir Sultan Abdal, the first of the firsts,

I feed my soul with the best and remedy the worst

I’ll pool honey from thousand blooms to one comb till it bursts

I am the bee, my fair one, the bee am I.

Şeytan’ın Yan Sanayisi misin?

“Şeytan diyor ki; git dikil karşısına, bağır çağır kus öfkeni yak gemileri, yık köprüleri sonrada yüze yüze dön deniz yoluyla.”

Hmm yani şeytan demese, bunları yapmak istemiyorsun öylemi? Aslında sen meleksin, lakin şeytan karıştı işe o yüzden aceleye geldi ve tutamadın kendini. Başka bahanen var mı? Bu pek akla uygun gelmiyor da.

Şeytan; birçok dinde insanları kötülüğe teşvik eden, adaletsizliğin önderi bir varlığın ismi…

“Yaa işte gördün mü şeytan beni kışkırttı, işimdekileri fışkırttı !!!”

Vay canına nasıl kışkırttı peki? Ne dedi sana kış kışşş mı dedi? Sen tavuk musun kardeşim kışta pışta kanıyor içindekileri döküveriyorsun orta yere. Kendine hakim olamıyorsan şeytan ne yapsın. Sarımsak bağla kıçına yaklaşamasın sana o zaman oldu mu? Yok olmadı süsün püsün bozulur dolanamazsın o şekilde ortada değil mi? Sarımsak acayip koku da salar etrafa ayrıca .

Hayal dünyamızı ve bilinçaltımızı kontrol altına almaz disiplin edemezsek, bizi bilincimiz ötesinde birilerinin yönetmesine izin vermiş oluruz ama bunun adı şeytan değil.

“Bilincimi şeytan aldı götürdü…”

Tabii tabii şeytanın da işi gücü yoktu tek derdi senin o ne i düğü belirsiz bilincini kaçırmaktı. Ya iyi misin sen ? ne yapsın senin gibi akıl fukarasını şeytan. Zaten onun işi şaşırtmak değil miydi? Yoldan çıkartmak fln fıstık. Sen yoldan gönüllü çıkmışsın zaten. Cıksss değil değil olmayan bir şey için uğraşmaz o bence=))) ay gülesim geldi tam burada.

“İnanın hâkim bey içimdeki şeytan o masum kıza tecavüz etmemi istedi. İnanın benim hiç bir suçum yok.”

Amanın külliyen yalan. Vallahi de billahi de şeytan bile düşünüyordur, ya bu insan denen varlıkla ben ne yapacağım? Nasıl başa çıkacağım. “Kardeşim benim de kendime göre bir haysiyet şerefim var. Şeytansak bu kadar da ucuz numaralarla kandırmıyoruz insanlığı yani. Yok artık, bu işin de suyu çıktı, şeytanlığın raconu bitti …” ben senin içinde filan değilim kardeşim. İstifa ettimmm Gitt pısttt gitttt bulaşma bana. (burada elinle git işareti yapar şeytan) Hele adımı kullanıp kendini savunma. Yareppim ben cehenneme geri dönmek istiyorum lütfen al beni buradan…

“kadın şeytandır”

Hadii yaa. Şeytanın cinsiyeti mi var da kadına yapıştırdın hemen “şeytan” damgasını? Beyninin her iki lobunu çalıştırma yeteneği verildi diye kadına “şeytan” diyen şeytan sensin bi kere. Cazibesini kullanıp etkisi altına alıyormuş insanları. Alır, almaya çalışır sende istemiyorsan verme o zaman hayret bir şey. Sanki kendi sütten çıkmış ak kaşık hıhhh. Eğer kadına şeytan diyorsan merak etme sende onun kuyruğusun kesin ehehee… Yani Adem’in canı elma çekti diye Havva da ona iyilik edip elmayı yedirdiyse neden şeytan oluyormuş??? Adem bilmiyor muydu o elmanın yasak olduğunu yemeseydi efendim :o))

Bak bak şeytana bak… Sen varya senn tam bir şeytansın. İşler kötü gidip etkileyecek müşteri bulamadın mı ;söv şeytana, say şeytana, suçu at şeytana, uyuz ol kız şeytana. İyi de;

Ne kızıyorsun ki şeytana ??? neden uyuz oluyorsun??? Bir iyilik yap da madem o sana uyuz olsun değil mi ama???

Ayşe ÖZEN

Labirent sembolü

LABİRENT
Sembole özellikle, Avrupa’daki katedral döşemelerinde, Girit’teki saray …duvarlarında, Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş olan Etrüskler’in vazolarında, Roma evlerinin döşemelerinde, bitki kümelerinden oluşturulmuş biçimde İngiltere’de (bunlara Truva labirenti denir), Maya çanak çömleklerinde, Arizona’nın Pima kızılderililerinde, Çin’de, Mısır’da, Anadolu’da ve mezarlarda rastlanır. Terimin Anadolu kökenli “çift ağızlı balta” anlamına gelen labryus sözcüğünden geldiği sanılmaktadır. (Anadolu’nun eski dilleri olan Luwi ve Pelasg dillerinde labra sözcüğü “balta” anlamına gelir. “Labarna” ise Proto-hatti dilinde hükümdar anlamına gelir.)
Bilinen en eski labirent yapılar Mısır’da ve Girit’te keşfedilmiştir. Fakat eski metinlerde sözü edilen Etrüsk labirenti ile Heredot’un sözünü ettiği, Mısır’ın kilometrelerce uzunluktaki, “piramitleri gölgede bırakan dünyanın en büyük labirenti” henüz bulunamamıştır. Birçok inisiyasyonda mağaralar ve yeraltı odalarının yanısıra labirent yapıların da kullanılmış olduğu bilinmektedir.
Grek mitolojisine göre, “yasa koyucu” lakaplı ve öte-âlem’in üç yargıcından biri olan kral Minos Girit’te bir labirent yaptırmış. Bu labirentin içinde boğa başlı canavar Minotauros varmış. ‘Cehenneme iniş’ (<) olayını deneyimleyen kahramanlardan Theseus bu canavarı Ariadne’nin yardımıyla labirentte öldürmüş. Ariadne’nin ona yardımı, labirentte geri dönerken yolunu kaybetmeden çıkışı bulabilmesi için ilerledikçe açacağı bir ip yumak vermesiymiş. (Ariadne’nin altın tacı gökteki bir yıldızdır). Buradaki, Theseus’u ışığa kavuşturan ip sembolü hem varlığın yolu bulmasını sağlayan iç rehberini, yani hem vicdanını, hem de kendisinin Gök ile, yani yüksek ruhsal planlar ile irtibatını, sezgi kanalını simgeler.> İp. Minotauros ise ejder (<) sembolü ile boğa (<)sembolünün birleştirilmesiyle oluşmuş olup, bu sembollerin olumsuz anlamlarına eş anlama sahip bir semboldür. Theseus’a bu işte ikinci yardım eden kişi Daidolos’tur (Daedalos). Daha sonra Daidolos ve oğlu İkaros, labirente hapsedilirler. Fakat Daidolos bir çift kanat icat eder ve oğluyla uçarak, labirentten kurtulurlar. Bir başka versiyona göre, Daidolos oğluna fazla yüksekten uçmamasını, Güneşe fazla yaklaştığı takdirde kanatların yapıştırıcı maddesi olan balmumunun eriyebileceğini söyler. Fakat oğlu babasını dinlemez ve aşağı düşer. (İkaros’un düşmesi sembolizminde tedriç ilkesi ve bu ilkeye uyulmaması halindeki sakıncalar simgelenir. Yani, yükselme sıçramalar tarzında değil, varlıkların liyakat, yetenek, kudret ve kapasitelerine uygun olarak derece derece gerçekleşir. Kişinin bu ilkeyi gözardı etmesi birtakım tehlikelerle karşılaşmasına yol açabilir.)
Mandalayı anımsatan labirent çizimlerinde genellikle dairesel veya kare, kimi zaman da sekizgen planın esas alındığı görülmektedir. Labirent sembolünün anlamları ele alınmadan önce labirentin içerdiği özellikleri anımsamak sembolün anlamlarının anlaşılmasında yararlı olacaktır:
• Biçimi ne olursa olsun bir merkez içermektedir.
• Biçimi ne olursa olsun, eş merkezli halkaların ya da dolanımların söz konusu olduğu bir spirallik özelliği gösterir.
• Giriş ve çıkışı hep tektir.
• Doğru yol bir tanedir.
• Doğru yoldan başka, herhangi bir kestirme yol yoktur; kestirme sanılan yollara girilirse ya çıkmazla karşılaşılır ya da aynı yerde dolanıp durulur.
• Labirent’te hedef dıştan içe ve içten dışa olmak üzere ikili görünümdedir: Dışındaki kimse için hedef merkezdir; içindeki kimse için hedef özgürlüğünü sağlayacak çıkışı bulmaktır.
• Labirentin planını bilmeyen biri hatalar yapmadan hedefine varamaz.
• Labirent, planını bilmeyenler için bir hapishane gibidir.
• Kolay labirent yoktur; labirentlerin zor olmaları ortak özelliklerinden biridir.
• Labirent onun sırrını bilmeyen ve sırrına erecek kapasitede olmayan kimseden merkezdeki kutsal bir şeyi, bir sırrı saklamak, korumak üzere zorluk içerir.

Kullanıldığı tradisyona göre farklı anlamlara gelen labirent sembolünün tradisyonlardaki başlıca anlamları şöyle açıklanabilir:
• Labirent “düalite”lerin (<) bulunduğu tezahür alemini, labirentin merkezi ise, çark sembolizmindeki ‘kutup’u (<), yataylıktan dikeyliğe geçişi, ruhsal tekamülün hedefini simgeler. > Merkez, Çark, Kutup
• Labirent, inisiyasyon serüvenini, inisiyatik hedefe ulaşmadan önceki eprövleri , “kendini arama”daki zorlukları simgeler; labirentin merkezi, ‘uyanış’ı, bir hapishane olan yeryüzünden ‘kurtuluş’u sembolize eder. > Merkez, Çark, Kutup
• Ruhsal tekamülün tedricen (yavaş yavaş) gerçekleştiği ilkesini simgeler; insan sıçramalar tarzında değil, hatalar yapa yapa kurtuluş ve özgürlüğü bulacaktır. Tekamülün dolambaçlı yollarını gösteren labirentin her parçası bir deneyimi, spiralin her halkası tekamülün yeni bir aşamasını simgeler. > Spiral.
• Ölüm’den (<) sonraki serüveni ve cehenneme iniş (<) deneyimini simgeler. Labirentin girişi ‘cehennemin kapısı’nı, labirent ‘cehennem’i, merkez ise saf şuur halini ve ‘ikinci doğuş’u (<) simgeler. > Cehenneme İniş, Cehennem Ateşinde Yanma.
• Ruhsal araştırmayı simgeler. “Hakikat”in (verite) aranması yolculuğunu üçlü biçimde simgeler: 1- Çıkmaz yollar, aynı realiteye saplanıp kalmayı, dogmatizmi (bağnazlık) simgeler. 2- Aynı yerlerdeki tekrarlarla boşuna dönüp dolaşmalar, öz-bilgisi edinilmiş realitelerde boşuna zaman kaybetmeyi simgeler. 3- Merkez, hakikati simgeler.

Kaynak : Semboller Ansiklopedisi