Charles Darwin’in kurduğu asıl teori, “organik dünyanın tarihi gelişme teorisi”dir. Darwin bu teoriyi kurmak için çabalarken aslında tek bir şey yapma niyetindeydi; genelleme. Evet, genelleme, Cambridge üniversitesinde eğitim görmüş bir tabiat bilgini olarak çağdaş biyolojik bilgiyi ve biyolojide pratiği genelleştirmek istedi.
Sokakların bilgelerle dolup taştığı, vahyin messenger yoluyla alınmaya başladığı ve Harun Yahya ve Hüdai Çakmak gibi şarlatan ve mukaddesatçı ideolojik nesnelerin her yerde cirit attığı şu günlerde böylesi kavramları biraz daha enli boylu tartışmanın (veya en azından diğer okuyucuların da bilgilerine sunmanın) gerekli olduğuna inanıyorum.
Peki nedir bu genelleme? Genelleme denilen şey en sade anlatımla, tikelden tümele (veya daha az genel olan bir bilgiden daha çok genel olan bir biligiye) geçişin ifadesidir. (Örneğin ısı kavramından enerji kavramına geçiş gibi) Ama sadece bir geçiş süreci değildir genelleme, beraberinde bu sürece ait mantığı ve yine bu sürecin ürünü olan genellenmiş kavram, hüküm, yargı, bilim kanunu ve teoriyi de ifade eder. Bu bakımdan genelleme ve onun sonucunda elde edilen genellenmiş bilgi gerçeğin/realitenin özüne nüfuz edişin bir ifadesidir aslında.
Ama burda önemli bir kaç püf noktası var. Örneğin yukardaki örnekte de belirttiğimiz gibi, ısı kavramından enerji kavramına geçiş bir genellemedir şüphesiz. Peki ama ısı kavramından enerjiye ve ordan da tanrı kavramına geçmek isterse birisi, bu da bir genelleme mi olur? Aslında öyle olur ama hemen anlaşılabileceği gibi mantıkları farklıdır. Birincisinde gözlenebilir ve ölçülebilir durumlar varken, ikincisinde ilişki kurulmak ve genellemeye dahil edilmek istenen durumlardan birisi gözleme ve ölçüme kapalıdır. Çünkü ne kadar yürekten inanırsanız inanın, tanrı denilen şey şu ana kadar hiçbir kontrollü deneyde karşımıza çıkmamış ve doğrudan gözlenmemiştir. Sevgili xenix ” bilimsel açıklamalar, evrim ve tanrı” adlı çok eski bir formda oldukça detaylı ama bi o kadar da sade bir şekilde açıklamış aslında. Genelleme yapılırken ölçüme ve gözleme açık olmayan ve bilinmeyen bir etkenin sisteme ve işlem mantığına dahil edilmesinin getireceği tek şey; üretilen kavramı veya genellenmiş bilgiyi olgusal olmaktan çıkarmak olacaktır ki, bunun anlamı alan değişikliğidir. Yani evet, ısı kavramından enerji kavramına geçiş yapılabileceği gibi ısı kavramından tanrı kavramına da geçiş yapılabilir ve beraberinde daha farklı genellenmiş bilgi, kavram ve hükümler üretilebilir. Peki ama alan? Yani hangi alanda duracağız o zaman, bilim mi, teoloji mi?

Teoloji derseniz tamam, yani en azından bi iç tutarlılık sağlanır ve ilave teolojik kavram ve önermeler eşliğinde teolojik bir tasvir ve genellenmiş bilgi üretiminde bulunmanın önü açıktır. Ya da bu durum bir tencereye kaynayan suyun içine bir damla kızgın yağ damlatmak gibi olur, sessiz sedasız kaynar gider. Ama bilim derseniz eğer, işte o zaman biraz sıkıntı doğar, ve deyim yerindeyse bu kez bir tencere kızgın yağın içine bir damla su damlar ve patlar.. Çünkü ölçülebilir/gözlemlenebilir bir takım parametrelerle varlığı/olgusallığı izlenebilen bir şeyi (örn enerji, yaşam, canlılık) bilinmeyen ve gözleme-ölçüme kapalı bir etki (örn. tanrı) üzerinden genellemeye çalışmak, sevgili xenix’in de belirttiği gibi artık semantik problemdir ve bu durumda “enerjiyi ve yaşamı tanrı var etmiştir” demekle “enerji ve yaşam vardır” demek arasında hiçbir fark kalmaz. (Bilimin “etki gereksizliği” şeklinde tanımladığı bu durumu teoloji önemli, hatta mutlak gerekli bulabilir elbette, ama soru hala aynıdır, hangi alanda duruyoruz? Bilim mi yapacağız yoksa teoloji mi? )
İşte Darwin’in yaptığı veya yapmak istediği asıl şey böyle değerlendirilmelidir. Darwin’in ulaştığı canlı tabiatın evrimi fikri ona bir anda ya da bir gece rüyasında ilham edilmedi şüphesiz. (Zaten ben bugüne kadar hızır aleyhissalamından noel babasına kadar hiç bi ak sakallı amcanın bir bilim adamının rüyasına girip de formüldeki eksik kimyasalın adını veya önemli bir matematik probleminin çözümü fısıldadığını filan duymadım, varsa yoksa git şurayı kaz içine bi elma koy, sonra o elmanın çekirdeğiyle bilmem ne yap falan filan) Neyse..Canlı tabiatın evrimi fikri Darwin’in yıllara yayılan eğitim ve bilgi birikimi ve organik dünyanın tarihi gelişim teorisinin, onun 1831 ve 1836 arasında yaptığı dünya gezilerini takiben elde ettiği sayısız malzeme eşliğinde zenginleştirilmiş ve genelleştirilmiş bir halidir. (Oysa kendinden önceki dönemde özellikle biyoloji ve tabiat bilimleri alanında hakim olan bakış açısı bütünüyle teleolojikti. Örneğin tersinim ve benzerleri bu teleolojik hakimiyetin Darwin öncesi dönemde biyoloji alanında ne tür kepazelikler ve absürtlüklerle dansettiğini hiç dile getirmezler nedense.)
Ama Darwin de nihayetinde bir insandı.. Ben ne zaman Darwin’in özel hayatına dair birşeyler okusam, farklı zihinsel kurculamalar ve bir takım duygusal muharebe izlerini görüyorum onun dünyasında.. Bir yanda bilimin kendisine düşündürdükleri, diğer yanda ise tanrı gibi çocukluğundan beri tanıdığı ve biriktirdiği çok yoğun, ağır ve yapışkan psişik etkileri bulunan bir kavram..Ve o bunları birleştirmeye çalıştığında, deyim yerindeyse bocaladı (ama bocalamasını da yadsımadı.) Örneğin labaratuvarına girdiğinde ateist ve materyalistti, ama akşam yemeğinde yine de tanrı hakkında düşünmeden edemezdi ve tüm bunların üzerine kafa yorduğu gündüz yürüyüşlerinde ise kendini agnostik olarak tanımlamayı belki daha uygun gördü. Hepsi saygıyı hakeder. Ama Darwin’in ortaya koyduklarıyla onun duygu dünyasındaki çalkantıları karman çorman etmeye çalışmanın sebebi hikmeti nedir acaba? Yani ille de karman çorman edilecekse bişeyler, bu durum evrim taraftarlarına değil, bilakis dini mukeddesatçılara zarar verir ancak, çünkü Darwin’in yaşadığı şey açıktır; buldukları ve bulduklarının ona düşündürdükleriyle inandıklarını eşleştirememiş ve bunun sıkıntısını çekmiştir. Ama dedim ya, tüm bunlar onun özelidir ve hepsi de saygıyı hakeder, çünkü o hepsini de tam bir beyefendi gibi, sukunetle ve hatta bilgece yaşamıştır.

Peki ya buna bile saygı göstermemek ve sınır tanımaz bi iştah ve ihtirasla herşeyi ters yüz etmeye çalışmak nasıl bi şeydir? Darwin’in annesini ve bir kaç yakınını genç yaşta kaybetmiş olmasından ve sözüm ona bu gibi olayların yarattığı psikolojik travmalardan filan yola çıkarak onun tanrıdan uzaklaştığını ve bunun sonucunda da kendi kendine ve saplantılı bir şekilde evrim teorisine yöneldiğini filan çıtlatmaya çalışmak..Evet ya, bu nası bir densizlik ve saygısızlıktır? Yani hakkaten, bu nasıl bir salyacılıktır ? Darwin öyleydi ondan böyle oldu, e Freud da zaten ensest ilişki kurbanıydı o da ondan ateist oldu.. Saygı ya, saygı.. Allah kimseyi ne sizin saygınıza ne de adaletinize muhtaç etmesin.
Darwin’in başardığı asıl şey biyolojiyi o güne kadar ki teleolojik bütün yaklaşımların ötesinde gerçek bir bilim olma yolunda sıçratmış olmasıdır. Ha bu arada Darwinizm diye bişey yoktur, canlı tabiatın evrimi kuramı vardır, ve bu da yukarda belirttiğimiz gibi organik dünyanın tarihi gelişme teorisinin zenginleştirilmiş bir parçasıdır.
Sosyal Darwincilik ise başka bişeydir. Doğadaki biyolojik varolma mücadelesi ve doğal seleksiyonun sosyolojiye uygulanmış halidir ve 19. yüzyıl sonlarında adını duyurmuştur.(İlk uyarlayıcılar Friedrich Lange, Otto Ammon ve Benjamin Kidd’tir) Daha sonraki yıllarda Elmer Pendell ve Francis Montagu gibi doğal seleksiyonun halen devam ettiğini iddia edenler olsa bile, sosyal darwincilerin büyük bir kısmı doğal seleksiyon en son bir kaç yüzyıl öncesine kadar en katıksız haliyle var olduğuna, ancak bilim ve teknolojinin gelişip uygarlık kriterlerinin değişmesiyle bu var olma mücadelesinin de yatıştığına ve bu şekilde sadece dayanıklı ve başarılı olanların değil, daha öncesinde hayatta kalmaları mümkün olmayan ve yok olmaya mahkum olan bireylerin de bu göreli yatışmış ortam içerisinde hayatlarını sürdürebilir hale geldiklerine inanırlar. Onlara göre bütün kötülüklerin sebebi bu tür ikinci sınıf insanlardır ve bunların sayıları da gün geçtikçe artmaktadır. Buna karşın milyarderler ve diğer güç odakları ise bir nevi kahraman ve üstün insandırlar, zaten hakettikleri için güçlü ve muzaffer olmuşlardır. Kapitalizmin ve faşizmin ruhunu şadetmenin bir yolu daha işte.. Ama lütfen, bu materyazlim değil, bilakis katıksız bi idealizmdir.
Daha öncesinde de bir başka forumda da dile getirmiştim, biyolojik yaklaşımların tarih alanında uygulanmaları insanı materyalizme değil idealizme götürür. Darwin’in teorisi biyolojik bir teoridir ve bir takım biyolojik parametrelerle insanın diğer hayvanlardan farkları ve benzerliklerini genellemiştir. Ancak insanı diğer hayvan sürülerinden farklı kılan emek, anlamlı konuşma ve bunlara eşlik eden ilkel sürü hali gibi sosyal farklılıklar teoriye dahil değildir, çünkü bu biyolojinin meselesi değildir. Oysa materyalizmi madde ve maymundan ibaret sayanlar.. bilimum ışıkçı, aynacı ve spotçular.. Neydi o sahi, bi-hal oluş mu demiştik? Efenim herkese iyi günler.