Düşünce Sözcük İlişkisi

sonsuz:
Bugün bir tartışma vardı arkadaşlarla.
Kelimeler mi düşünceyi oluşturur yoksa düşünceler mi kelimeri oluşturur?
Önce hangisi vardı?

Gamaro:
Dil ve düşünce…
Hangisi önceldi diye mi aranıyor yani?:)
Yok, dil ve düşünce demek pek doğru olmayacak..dil bi kere ortaya çıktı mı düşünceden farklı kanunlara tabi olur..
Kavram ile kelime, hüküm ile cümle aynı şey değildir..özdeş değillerdir daha doğrusu..

Gamaro:
konu güzelmiş ama bana kalırsa soru yanlış..kelimeler zaten düşünce oluşturmaz..

Gamaro:
ama geç oldu, hepinize iyi geceler:)
günaydın

Hüseyin AKTAŞ:
Günaydın:)

sonsuz:
Evet güzel konuydu. 🙂

Hüseyin AKTAŞ:

atomu parçalamak kadar zor:)

xenix:

İki şeyin sonsuzluğuna inanırım: Evren ve insan aptallığı. Aslında birincisinden o kadar emin değilim.

animation

Tesadüfen denk geldi ve paylaşmak istedim. Aslında detaylıca bakamadım, daha doğrusu çok kısa bir süre içinde ve hızlıca göz atabildim, ama görsel yanı ağır basıyor ve hoş..

Evolution

12 Eylül Referandumu

12 Eylül Referandumu gibi önemli bir konuda tartışmalara daha geniş açıdan yaklaşmak gerektiğini düşündüm. Bu sebepten dolayı kim ne demiş, ne zaman nasıl demiş daha iyi değerlendirilebilmesi için; bu başlık altında siyasi/politik yorumlar için kopyala/yapıştıra izin verilmiştir.

Önemli gördüğünüz yazıları ekleyebilirsiniz.

varlık analojisi

Katolik felsefenin temel metodolojik kavramıdır.

Varlık analojisi, varolan herşeyin (maddi nesnelerin hatta fikirlerin) bir şeyle aynı anda hem benzerliğini hem benzemezliğini belirtir ve katolik felsefe tabiatta hiyerarşik dercelenme tesis etmek için bu terimi kullanır.

Skolastik metafiziğe göre benzerlik ve tek formluluk asli ve belirleyici olduğundan, varlığın nitelikçe çeşitliliğinin sebebi ve ilk kaynağı ancak tabiat üstü bir dış kudret, yani bütün ayrımların birleştiği tanrı olabilir. (Bknz. Aquinalı Thomas) Bu bakımdan varlık analojisi kavramında şeylerin ve fenomelerin özdeşliği ve benzerliği mutlaklaştırılır ve niteliksel farklar niceliksel farklar olarak indirgenir. Bir anlamda karşıtların diyalektik birliğinin karşı kutbudur.

Felsefe budur.

Siperde patlayan bombanın sağa sola saçılan atom ve elementleri tanımından yola çıkarak ve bunlar bölünemez şeyler olmakla beraber kesin ve değişmez tanımlı olgular olduğundan hareketle gibisinden absurtlükler yapıp ahiret parendeleri atmak filan değildir.

Türkiye’de futbol neden çok sevilir?

Türkiye’de futbol neden çok sevilir?

2010 FİBA Dünya Basketbol Şampiyonası başlamışken bu konu güzel gider diye düşündüm. Hangi takımı tutuyorsunuz diye sorduklarında, “Efes Pilsen” diye cevap veririm ben, karşımdaki birkaç sn.liğine dumura uğrar, anlamaz, kendine geldiğinde de “takım derken futbolu kastediyorum” der sonunda. “Niye başka spor, başka takım yok mu memlekette” dediğimde, bu bir firmanın müşteri temsilcisiyse “sistemde böyle bir cevabı girecek bölümümüz yok.” der. “Diğer” şıkkı bile açılmaz anketlerde bu soru için.

Neyse Dünyada bireysel ya da takım halinde yaygın olarak yapılan sporların Türkiye’de de federasyonları, ligleri var. Ama spor deyince akla ilk gelen şey futbol olur. Zevkler ve renkler tartışılmaz elbet, ama ben futbol izlerken sıkılırım. 90 dk. şanslıysanız topu topu 3 gol görmek neden bu kadar zevklidir, herşeyi unutturur insanlara, donunu bile ters giydirir.
Yenen taraf, yenilen tarafı işte, okulda, otobüste dolmuşta sürekli taciz eder, ama en şaşırtıcı olanı yenilen taraftar belki hiçbir polemikte kullanmadığı kıvrak zekasını konuşturarak üste çıkmayı başarır. Sonra 90 dk. maç izlemek yetmez kimseye, bir de o maç kare kare oynatılarak, yorumlar eşliğinde bir daha izlenir…