Fringe

Fringe dizisi 12 Nisan’da birinci bölümden TNT kanalında verilecekmiş.

X Files tadındaki bu dizi, kuantum teorileri, holografik evren, zihin kontrolü, paralel evrenler, vs vs konularını ele alıyor, bence oldukça zevkli.

DigiTürk olup da zaten izleyenler için Çarşambaları bir cennet 🙂 Flash Forward ve Fringe peş peşe.

TEMBELLİK HAKKI – YIKICI BIR DOGMA

TEMBELLIK HAKKI

YIKICI BIR DOGMA

Sevme, içme ve tembellik disinda,
Tembellik edelim her seyde

Lessing

Kapitalist uygarligin egemen oldugu uluslarin isçi siniflarini garip bir çilginlik sarip sarmalamistir. Bu çilginlik, iki yüzyildan beri, acili insanligi inim inim inleten bireysel ve toplumsal yoksunluklara yol açmaktadir. Bu çilginlik, çalisma aski; bireyin, onunla birlikte çoluk çocugunun yasam gücünü tüketecek denli asiriya kaçan çalisma tutkusudur. Rahipler, iktisatçilar ve ahlakçilar bu akil sapincina karis çikacak yerde, çalismayi kutsallastirmislardir. Bu gözü kapali, bu dar kafali adamlar, Tanrilarindan daha bilge olmaya kalkistilar; bu güçsüz ve zavalli yaratiklar, Tanrilarinin ilendigi seyi yeniden sayginliga kavusturmak istiyorlar. Ben ki, ne Hiristiyan, ne iktisatçi, ne de ahlakçiyim; onlarin yargilarini Tanrilarin yargisina; din, ekonomi ve özgün düsünce konusundaki vaazlarini da, kapitalist toplumdaki çalismanin korkunç sonuçlarina havale ediyorum.

Kapitalist toplumda çalisma, her türlü düsünsel yozlasmanin, her türlü örgensel bozuklugun nedenidir. Iki elli usak takiminin baktigi Rothschild ahirlarinin safkan atlarini; Normandiya çiftliklerinin topragi süren, gübreyi tasiyan, ekini ambarlayan agir yük hayvaniyla karsilastirin bir. Ticaret misyonerlerinin henüz Hiristiyanlikla, frengi ve çalisma dogmasiyla kokusturamadiklari soylu vahsilere, sonra da, bizim o zavalli makine usaklarina bir bakin hele. (3)

Bizim uygar Avrupamizda, insanin dogal güzelliginin izini bulmak isteyince, onu, ekonomik önyargilarin henüz çalisma düsmanligini kökünden söküp atamadigi uluslarda aramaniz gerek. Ne yazik ki, simdi yozlasan Ispanya, bizden daha az fabrika, daha az tutukevi ve kislasi olmakla övünebilir. Ama sanatçi, kestaneler gibi esmer, çelik bir çubuk gibi dümdüz ve esnek, gözüpek Endülüslü’yü seyretmekten zevk duyar; hele delik delik “capa”sina görkemle bürünmüs dilencinin Ossuna düklerine “amigo” diye seslenisi karsisinda insanin yüregi yerinden oynar. Içindeki ilkel hayvanin körelmedigi Ispanyol için çalisma, köleliklerin en kötüsüdür. (4) O büyük çagin Yunanlilari da, çalismayi hor görüyorlardi; yalnizca köleler çalisabilirdi; özgür insan, bedensel devinimlerden, zekâ oyunlarindan baska sey bilmezdi. Bu, ayni zamanda, Aristoteles’in, Phidias’in ve Aristophanes’in üyesi olduklari bir ulusun içinde insanin dolastigi, soluk alip verdigi bir dönemdi; bu, çok geçmeden Iskender’in fethedecegi Asya’nin göçebe sürülerini bir avuç yigidin Marathon’da yenilgiye ugrattigi dönemdi. Eskiçag Yunan filozoflari, özgür insani alçaltan çalismayi asagi görüyorlardi. Sairler, Tanrilarin armagani olan tembelligi övüyorlardi: O Melibae, Deus nobis hoec otia fecit. (5)

Isa, Dagdaki Söylev’inde tembelligi ögütlemisti:

”
Tarlalardaki zambaklarin gelisip serpilisine bakin. Onlar ne çalisiyor, ne de yün egiriyorlar. Buna karsin söyleyeyim size, Süleyman, o görkemi içinde daha göz alici giysilere bürünmüs degildi. (6)”

Sakalli ve ürkütücü Tanri Yehova, hayranlarina ideal tembelligin en üstün örnegini vermis, alti günlük çalismadan sonra sonsuzluga dek dinlenmistir. Buna karsilik, çalismayi organik bir zorunluluk sayan irklar hangileridir? Overnyalilar (Auvergneliler); Britanya adalarinin Overnyalilari Iskoçlar, Ispanya’nin Overnyalilari Gallegoslar, Almanya’nin Overnyalilari Pomeranyalilar, Asya’nin Overnyalilari Çinliler. Bizim toplumumuzda çalismayi çalisma olarak seven siniflar hangileridir? Toprak sahibi çiftçilerle küçük kentsoylular. Birileri topraklari kapmis, öbürleri dükkânlarina siki sikiya baglanmis, yeralti dehlizlerinde köstebekler gibi devinip dururlar, gönüllerince dogaya söyle bir bakmazlar hiç.

Ne var ki, isçi sinifi, bütün uygar uluslarin üreticilerini bagrinda toplayan o büyük sinif, bagimsizlasarak insanligi kölece çalismadan kurtaracak ve insan-hayvani özgür bir varlik durumuna getirecek olan isçi sinifi, tarihsel görevini unutup içgüdülerine ihanet ederek, kendini çalisma dogmasina kurban etmistir. Cezasi sert ve korkunç olmustur. Tüm bireysel ve toplumsal yoksulluk, çalisma tutkusundan dogmustur.

Peygamberler insan mıdır?

“Peygamberler Tanrı tarafından seçilmiş ve tarihin değişik dönemlerinde değişik toplumlara gönderilerek Tanrı’nın varlığını ve ilahi buyruğunu insanlara tebliğ etmekle görevlendirilmiş kişilerdir”

(Sanırım en genel haliyle doğru bir önermedir bu değil mi?)

Eğer öyleyse, benim buradan çıkarabildiğim ve çıkaramadıklarım var, onları paylaşmak istedim.

Öncelikle söylemeliyim ki, peygamberlerin Tanrı’nın elçileri olarak ilahi tebliği insanlığa ulaştırmakla görevlendirilip dünyaya gönderilmelerinde bir problem yok, buraya kadar anlıyabiliyorum.

Ama buradaki “seçilmiş” ifadesi benim kafamı biraz karıştırıyor. Adı üstünde seçim, seçenekler arasından yapılan bir işlemdir.Ama aynı zamanda bütün seçeneklerin yaratıcısı olan bir iradenin yine kendi yarattığı seçenekler arasından birisini seçmesinden insan aklı neyi anlamalıdır?

Zaten soru da şu ki; peygamberler bu amaçla “seçilmişler kişiler” midir, yoksa daha en başında bizati bu iş için mi tasarlanıp yaratılmışlardır?

Farz-ı misal ben bahçeme gül ekiyorum. Ekerken ve onları büyütürken hepsine aynı önemi göstersem de bazıları diğerlerinden daha güzel açıyor ve ben de bu daha güzel açmışların arasından bir ya da iki tanesini “en güzel” olarak seçiyorum. Sonra da onlarla konuşuyor ve benim sözlerimi diğer çiçeklere fısıldamalarını istiyorum. Ama yok.. sanırım peygamberlik durumu buna uymuyor, öyle değil mi?

Yani ekimi takiben bir gözlem ve herkesin çiçek açışına göre değerlendirilmesinin ardından yapılmış bir seçim yok, bilakis bir kaç tanesinin tohumu daha en başından çok daha özel bir ruhani DNA ile tasarlanmış ve hal böyle olunca da daha güzel açmışlar. Ve sonra gün gelip de peygamberlik ilanı resmileştirildiğinde de şöyle denmiş oluyor sanırım ; “”Dinle ya kulum, ben seni zaten bu iş için yaratmıştım, artık günü gelmiştir, bundan böyle varlık sebebininin gereğini yapma ve çalışmaya başlama vaktidir. Şimdi git ve sana söylediklerimi yap, sonrasında yapman gerekenleri de ara ara özel ulakla ileteceğim, hadi hayırlı olsun, benden haber bekle”

Eğer böyle ise, o zaman ben peygamberlerin insan olup olmadığının tartışmaya açık olduğunu iddia ediyorum.

Çünkü eti kemiği vücudu cinsiyeti vs bi kenara bıraktım. Ama burda hiçbir şekilde yadsınamayacak ve bizzat üretimden kaynaklanan bir yapısal farklılık var. Ve bu farklılık o kadar temel ve büyük bir farklılık ki, sadece tanrı katındaki değerimizi ya da önemimizi filan etkilemiyor, aynı zamanda varlık nedenlerimizi ve varoluş biçimlerimizi de farklı kılıyor.

Mesela böyle bir seçilim ve dağılım tablosu içerisinde bizim işimiz yaşamak ve yaşarken seçim yapmakken, onun işi ise seçim yapmak durumunda olan bizlere doğru seçeneği fısıldamak oluyor.. O bunu yapmakla görevli çünkü “biliyor” , biz ise ona kulak vermek durumunda kalıyoruz çünkü “bilmiyoruz”. O “biliyor” çünkü kendi özel üretimi bilmeyi gerektiriyor ve zaten bilsin de bildiğini duyursun diye yaratılmış. Ama bizler “bilmiyoruz” ve zaten de bilmememiz gerektiği için “bilmiyor” olarak yaratılmış ve imtehana yollanmışız. O’nun işi ve gönderilme nedeni “zaten bildiği şeyi” tebliğ etmek, bizim işimiz ve gönderilme nedenimiz ise önce o’nun bildiği şeye inanmak sonra da bu inancın klavuzluğunda “bilmemiz gereken şeye” ulaşmak.

Akıl, mantık, hepsini kullandım işte dostlar..Ve anlattığım üzredir ki, aklım ve mantığım beni şu kavrayışa getirdi “peygamberler insan olamazlar, onlar daha başka bir şeydirler” Sebebi de belirttiğim gibi gayet açık, ne ruhani yaratılışımızdaki öz ve iç tasarım, ne varoluş nedenlerimiz, ne görevlerimiz, ne “bilip / bilmediklerimiz”, ne de tabi kılındığımız kanunlar arasında hiçbir benzerlik yok. Hepsi bambaşka.

Ve şimdi olaya böyle bakınca, ben de sizin gibi bir insanım diyen hiçbir peygamberin gerçeği söylemediğine, ama varlığını hristiyan inancında ifade edildiği şekliyle bildiren İsa Mesih’e hem yürekten hem de akıl ve mantık yoluyla inanıyorum, artık hiç şüphem kalmadı.

Baba oğul ve kutsal ruh adına.
Amen.

Soru

Çok ilginç bir soru var. Bu soruya üniversite mezunlarının yüzde 25″i doğru yanıt vermis ve kreş çocuklarının yüzde 75 üzeri doğru yanıt vermiş.

Dört tane soru var ve bir yanıtı var;

1- Tanrıdan büyük ne vardır?
2- Şeytandan büyük ne vardır?
3- yoksullar ona sahiptir?
4-Sen onu yersen ölürsün?