tırnak içinde cahiliye dönemi

Ne zamandır şu “cahiliye devri” tanımlaması üzerine kafa yoruyorum.

Arabistan tarihini pek okuma fırsatım olmadı, daha doğrusu onu okumaya sıra gelmedi, başka şeyler daha öncelikliydi.(Ayrıca arap yarımadasının Muhammed öncesi yüzyıllarına ait yeterli ve güvenilir tarihi kaynak var mıdır, onu da bildiğimi söyleyemem)

Ama biraz da sezgilerime güvenerek söyleyebilirim ki, bu “cahiliye dönemi” atfı sanki dünya tarihçileri arasında ortak kabul görmüş bir tanım olmaktan ziyade, islamın kendi “resmi tarih tezinin” ideolojik bir parçası…gibime geliyor diyeyim.

Kız çocuklarını diri diri gömmek ve benzeri başka bazı sosyal uygulama ve alışkanlıkların (eğer doğru iseler tabi ki) dönemin arap kültüründeki karşılıkları gerçekten de “cahiliye” ile mi izah edilmelidir, yoksa başka birşey midir, ben açıkçası emin değilim.

Kabaklar…

Yazdığım ilk resmi yazı, orta okulda verilen ilk kompozisyon ödevimdi. Sadece sınıfımızda değil okul çapında beğeni görmüş ve bolca alkışlanmıştı.

Ödevimin başlığını unutmadım (hafızam iyi değildir pek); “Kabaklar”! Ne alaka değil mi? O sıralarda annemin görevi nedeni ile köyde oturuyorduk ve ben her gün şehre okula gidip geliyordum. Bir önceki köyümüzde yoğun olarak kabak üretimi yapılıyordu, ben de o süreçleri gözlemlemiştim, çektikleri zahmetleri (on yaşındaymışım) ve bana ilginç gelen hususları aklımda tutmuşum demek ki 🙂

İlk resmi yazım diyorum çünkü, çok daha küçükten beri masallar uydururdum, yazmayı öğrendikten sonra ise kendi hayali gazetemde sahip olduğum küçük köşede günlük yazılar yayımlardım. Bunlar kısa ama çarpıcı bir uslupla gündemi vurgulardı. Tek okuyucum da babamdı 🙂

Elmaların altında…

Bir gün ben de resimdeki kız gibi fırsatını bulduğumda elma ağacı ile konuşmak istiyorum. Ona bazı sorularım olacak, örneğin:

  1. Elma verdiğin için taşlanmak nasıl bir duygu?

  2. Taşlandığında verim kaliteni nasıl etkiliyor?

  3. Seni neden cennetten kovulmanın simgesi seçtiler? Bunun için biir yarışmaya filan katıldınız mı? Ya da cennette bir anket düzenlenmiş miydi?

  4. Seni cennetin ortasına dikip, sulayıp bakımını yapıp büyüten kimdi?

  5. Şeytanı tanır mısın?

  6. Meyvelerinin rengi, kırmızı-yeşil ve tadları tatlı-ekşi, bir anlam ifade ediyor mu? Örneğin cenetteki ilk varoluşunda elmanın rengi ve tadı hangisindendi?

  7. Son bi soru (şimdilik, yorduysam kusura bakma lütfen), dallarının altında uyuyup kalmış şu kızı  tanıyor musun?

Carl Gustav Jung

Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” Carl G. Jung
“Vocatus adque non vocatus, deus aderit” “Çağrılsın veya çağrılmasın… Tanrı vardır.” (C. G. Jung’un evinin kapısının üzerinde yazdığı belirtilen Latince cümle.)

Jung şöyle der: “Ben inanmam, bilirim…”

Carl Gustav Jung 1875 – 1961 yılları arasında yaşamış İsviçreli psikiyatrdır. Analitik psikolojinin kurucusudur. Öğretisi, analitik ruh bilim adıyla anılır. C. G. Jung’un insan ruhunun derinliklerini inceleyen yapıtlarının, Hermetik özellikler taşıdıkları kabul edilmektedir. Semboller, mitler, arketipler ve kolektif bilinçaltı konularındaki fikirleriyle katkılarda bulunmuştur. “Sembol, bilinçdışı enerjisi tarafından harekete geçirilen ipuçlarıdır. Bilinçdışının kontrollü olarak bilince taşınması, sağlıklı bir süreçtir. Jung psikolojisinde hasta, tanrısal imgeler taşıyan arketiplerle özdeşleştirilir. Bu özdeşleşme, hastanın benlik boşluğunu dolduran önemli bir süreçtir.” “Akıl hastaları ve mitoslar arasındaki benzerliği araştırmıştır. Bunun sonucunda, akıl hastasının hayallerinin, arkaik simge ve imgelerden oluşan kolektif bir fondan yararlandığını keşfetmiştir.” “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını açmakta özgürsün.”der Jung.