Faiz Nedir?

Dün akşam bir arkadaşla faizi tartışırken ne olup ne olmadığına, dini hükümler altında nasıl incelenmesi gerektiğini epey tartıştık.

Kafamıza takılan problem şu şekildeydi. Ben borç alacak kişiyim A ve B kişileri olmak üzere iki kişiye gidiyorum ve bana söyledikleri şu şekilde.

A- Sana 1000 lira veririm, 1 yıl sonra 1500 liranı alırım.

B- Sana 1000 ekmek parası veririm, 1 yıl sonra 1000 ekmek parası alırım. (Bu arada bir yıl sonra 1000 ekmeğin en az 1500 lira olacağı kesin olsun)

Bu durumda ikiside faizcilik mi yapmış oluyor?

Birde islami şartlara göre paranın para kazanması (yani emek olmadan kazanılan para) haramdır. Ama günümüzde bir ev alıp bunun kiraya verilmesi tamamen paranın para kazanması değil midir?

Yani ben 100.000 liraya ev alıp ayda 1000 liradan kiraya veriyorum.
Veya
100.000 lirayı bankaya yatırıp her ay 1000 lira faizini çekiyorum.

Aziz Nesin ve Soyadı Kanunu

1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı.Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı..Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar.Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘çevikel’ soyadını almıştı.Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her
türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğ im bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Kendiliğindenlik

Don Juan bir savaşçının hafif, esnek ve akıcı olması gerektiğini çok sık olarak vurgular. Don Juan’a göre çevresindeki dünyayla uyum içinde değişebilmelidir bir savaşçı. Böyle bir şeyin nasıl başarılacağı konusunu düşünmüşsünüzdür. Yaşam etrafımızda sürekli akıp duruyor. Her zaman bizi yeni kararlar almak durumunda bırakıyor. Sonu bir türlü gelmek bilmeyen bir süreç. Her kararımız sonucunda bir yöne doğru akmaya başlıyoruz veya akamamaya.

Yaşam akarken, onunla uyum içinde olmak, özgürce akmak için yapmamız gereken şeyin, kendimizi kendiliğindenlikli bir biçimde bırakmak olduğunu söylüyor Esperanza. Esperanza’ya göre İnsanlar, genelde bunu kafa yormadan hareket etmek olarak ele alıyorlar ve bunun sonucunda insanların edimlerindeki kendiliğindenlik, bir kendini bırakma edimi olmaktan çok, bir düşünce eksikliğinden kaynaklanıyor. Esperanza, kendiliğindenliği şöyle tarif ediyor:

Ama hangi Taha Akyol?

Sorup duruyor: Ama Hangi Atatürk? Mazallah biri cevap vermeye kalksa!.. Muhafazakarı mı,
liberali mi, yoksa Atatürksüz Türk milliyetçiliği yapan Taha Akyolu mu muhatap alacak?
Aslında çok takdir ediyorum; elalem ne der... meselesine hiç takılmıyor.
Hiç, Çelişki, faydacılık mevzuları derin, balıklama atlayıp boğulmak da var hesabı yapmıyor… Ben dahaAma Hangi Atatürk?diyemeden adamın biri çıkar daAma hangi Taha Akyoldiye sorar diye paniklemiyor…
Boşuna cevap vermeye kalkmayın. Hangi Atatürk değil zaten sorunu. Bir tatminsizliğin ifadesi olarak Ama hangi Atatürk?
Ebelemeye çalıştığı eser değil, eseri meydana getiren zihniyet. Dön dolaş Islak imza hangi elin ürünü meselesi işte. Ama hangi cumhuriyet?
Türkleşerek, Osmanlıda müslüman kavramına dayandığı için olmayan Kürt Meselesini yaratan Cumhuriyet mi?Orhan Pamuktan hallicesi yani…
Madem Resmi ideolojinin örtbas ettiği gerçeklerin peşindesiniz. Yolunuz açık olsun. Yolunuz açık olsun ki, devşirme saray tarihçilerinin, menfaatperest vezirlerin, siyasi iktidarların doldur boşaltlarıyla hazırlanan okul kitaplarının dayattığı ayrılıkları da sorgulayabilin…
Bir gün de Ama hangi Türk? diye sorun mesela… Ya da Ama hangi Müslüman? kurcalayın bakalım…
Olmaz mı diyorsunuz? Neden?
Hoşgörü ve diyalog ortamında mozaik içinde mutlu ve mesud yaşadılar masalı elinizde patlarsa çok mu kızar iktidarlı abiler?
Kurduğu devletin zulmünden kaçmak için kendi kendisine tehcir uygulayan, takıye ile derebeylerine sığınan mazlum insan hikayelerini mi anlatmak zorunda kalırsınız?
Başını kes, kanını dök, üzülme, Baban bile olsa Türkü katletdiyen saray dalkavuklarını anmak mı gerekir?
Kırmızı başlıklı Türkmenlerin, padişah fermanıyla
Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allaha gaza ve cihad, devlete kulluk ederlerse ödüllendirilecekleri vaad edilen kürt beylerinin önüne nasıl atıldığını görmek irkiltici mi olur?
Devşirme vezirler saltanatlarını sürdürebilsin diye sırayla Türklerin önce dillerinin, sonra topraklarının, sonra inançlarının, sonra da yaşam haklarının ellerinden alındığı, Etrak-i bi idrak diye hor görüldükleri mi çıkar ortaya?
İslamiyetle tanıştıktan sonra Kuranı Kerimden anladığını, anlatılanı yaşamaya çalışan o naif kültürün, siyasi hesaplarla nasıl yozlaştırıldığı, nasıl Arap emperyalizminin taşeronu yapılmak istendiği mi gelir akla?
Olsun varsın! Tarihin gerçekleriyle yüzleşmek değil miydi maksadınız?
Bu tarihi gerçekleri
Türk Milliyetçisihaykırmazsa, kim haykıracak dünyaya?
Kim kıracak Türk kimliğine takılan asırlık prangaları?
Türklük gurur ve şuuru…diye başlamıyordu sizin hikayeniz?
Bu kadarını dahi söyleyemeyecekseniz ne diye hala
12 Eylül döneminde MHP İdare Kurulu Üyesi olarak ünlü MHP davasında idamla yargılanan ve 14 ay hapis yatan Taha Akyoldiye anons ettiriyorsunuz kendinizi?Eğitipsokağa saldığınız binlerce cana yazık. Yoksa onlara da böyle mi anlattınız Türk Milliyetçiliğini? Bu yüzden mi çileye talip olmalıydı ölüme koşan binlerce genç? Bir Türk devletinde, Türk olmanın neden bedel ödemeyi gerektirdiğini sorgulamamak için mi?
İdeolojiler tuzak diyorsunuz ya kimi zaman yazılarınızda, yoksa ipin ucunu bahane ederek Türk Milliyetçiliğinin içini boşaltmak, Atatürksüz, Türksüz, tarihsiz, kimliksiz bırakmak, genetiğiyle oynamak, devletiTürkleşmekleitham eden milliyetçiler yetiştirmek de tuzak mıydı?
İyi ama kimin tuzağı?
++++++
Atatürk
ü daha çok okuyacaksınız
Ünlü Amerikalı gazeteci Clarence Streitin 88 yıl önce Mustafa Kemalle yaptığı söyleşinin, o gün bugündür açıklanmayan notları…
Streit, Tarih Mustafa Kemal Paşayı yeni Türk devletinin kurucusu olarak tanıyacakdiyor ve onu şu sözlerle tanımlıyor: Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest. Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini anladım.
İlginç olan, bu söyleşinin daha Kurtuluş Savaşının başında yapılmış olması. Ortada henüz ne Sakarya Zaferi var ne Büyük Taarruz. Ve o gazeteci, o gün karşısında, geleceği belli olmayan herhangi bir generali değil,Yeni Türk devletinin kurucusu`nu görebiliyor. Görebiliyor, çünkü söylediklerini, planladıklarını birer birer gerçekleştirecek irade ve kararlılıkta bir liderle konuşuyor. Görebiliyor, çünkü ülkesini işgal eden düşmanı kovmak için kolları sıvayan bir askerin, aynı zamanda ülkesini ve halkını, tarihin çarkları doğrultusunda ileri götürecek düşüncelerin sahibi olduğunu da görüyor.
Böyle bir kişiyi yaşamdan silmek mümkün mü?
Gelecek günlerde daha çok Atatürk okuyacak, Atatürk duyacak, Atatürk göreceksiniz.
* Hikmet Bila/ Vatan