Bu çeviridir.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yol başlarında geceyi, günü tütünlere sarmış insanlar görürdüm, sarılığa sarılı kızlara sevgili diye bakarken hürriyet isimli bir vapura kaptan olan münibüs şöförlerinin pervasızlığında uçarı kızlardı bunlar, gemistop yerleşmemişti henüz ve ruhçuluk gümrüğe tabiydi…Yani gördüğü gibi düşünürdü , taş taştı ama taşırsan , ağaç ağaçtı ancak gölge istersen ya da meyve. Mayatakvimlerinden önce masa takvimleri vardı , evlerde saat yerine kullanılan horozlar vardı ve de ezan ve çanlar birbirine karışırdı , imamlara şu ayini idare et sevgilim oldu benle buluşacak diyen papazlar tanıdım, kiliselerin ve camilerin arka bahçesinde kazılar yaparken görülebilirdi ancak insanlar , yeryüzü kendi ismini çağırmadan önce cinler,periler bir de vampirler(*).

VARDIYDIDA , VARACAKMIŞ GİBİ TAM BAŞLANGICINDA HER ÇAĞIN KIYAMETSEVERLER VE YAŞLANDIKÇA ARTAN KEHANET İSTEĞİ.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yolları tutan bir sfenski, ben Mısır’dan çıkarken ve suyu yaran bir kudurmuşluktan ibaretken insanoğlu bir sabun köpüğü içinde ve hijyen ve sağlık taramasından geçerken firavunların aşılarını tam yaptırmadıkları ortaya çıkınca Sekar’a atılmaları nedeniyle bir başvuru kaynağı niteliğinde ki Tanrı gündüz bulut gece fener , hahamların hamlıklarını örten hamallar ve sandığa doğru her adım zincirlenmiş ölüler vardı , çöllerin nasıl olupta olduğu en temel sorusuydu doğanın ve kimse suyun ışık fazlası olduğunu anlayamazdı.

ANLAMADIDA,ANLAYACAKMIŞ GİBİ DERİSİNE TAPAN VE TAPILAN MABET OROSPULARININ, IŞIKLI TENLERİNDE TERLERİ DAMLA DAMLA AKARKEN ,
YORGUNUM GÖKLERE BAKMAKTAN NİYE GECİKTİN, OYSA KEHANET KİTABINDA BİR POSTERİM VAR.

dip not: cinler ,periler gitti bir kısım ve çok kısım vampirler ,insan kılığına girdi.

Sansüre protesto

Çin, 1 temmuzdan itibaren ülkede bilgisayarların internet sansürü yazılımıyla satılacak olmasını, internete girmeyerek kınayacak.

Çinli internet kullanıcıları, 1 temmuzdan itibaren satın alınacak bilgisayarlarla gelecek olan “yerleşik sansür” yazılımı Green Dam’i protesto etmeye hazırlanıyor.

Pekin‘in sembolü haline gelen “kuş yuvası” olimpiyat stadını tasarlayan sanatçılardan Ai Weiwei, (yakın zamanda ülkede yasaklanan) Twitter‘dan gönderdiği bir girişte, Çinli kullanıcılardan interneti boykot etmelerini istedi. “İş de yapmayın, sohbet de etmeyin, oyun da oynamayın, e-posta da atmayın,” diyen Weiwei’nin önerisi, Çin internet ahalisi arasında yavaştan yayılıyor.

Uygulamaya bir tepki de Cajing dergisinden geldi. Dergi editörü “Uygulamanın, toplum ahlakına hizmet olduğu söyleniyor. Hizmet, almaya gönüllü insanlara verilir. Toplumun onayını almazsa, kabul edilmeyeceği kesindir,” anafikirli yazısıyla uygulamayı eleştirdi. (Milliyet)

Neo’suz Matrix’ten çıkış

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.Matrix’i kuranlar Neo’yu, ajan Smith’i türettikleri kazandan döktüler. Neo oyunun içinde herkesin içindeki mücadeleci potansiyeli aşan yapısıyla ajan Smith’ten daha işlevsel değildir. Tek farkı daha eğlenceli ve kahraman olarak sunulmasıdır. Keanu’nun canlandırdığı karakter bir misyonun lideri gibi görünen, ama aslında tek kaleli maçın amigosu olmaktan öteye geçmeyen bir kimliktir.   Devamını oku “Neo’suz Matrix’ten çıkış” →

Nesnelerin Hakimiyetindeki İnsan

Sahip olduğumuz nesnelerin, zamanla bize sahip olmaya başladıklarını hiç fark ettiniz mi? İlk önce yaşamımıza sessizce girerler, sonrasında yavaş yavaş bize hakim olmaya ve yaşamımıza yön vermeye başlarlar. Bizim için büyük anlamlar taşıyan bu nesneler, kimi zaman bir sevgilinin armağanıdır, kimi zaman da baba yadigarı eski bir saat. Ne olursa olsun, her şeyden çok değer veririz onlara, bazen kendimizden bile çok..!

Alacağımız yeni ayakkabı, sevdiğimiz kahverengi pantalona uygun olmalıdır, gideceğimiz yerde arabamıza uygun bir park yeri bulunmalıdır, çocuğumuzun yeni okulu evimize yakın olmalıdır. Tatile çıktığımızda çiçeklerimize su dökecek birisi ayarlanmalıdır. Her biri masum görünen bu isteklerin görünmeyen kahramanı nesnelerdir.

Sahip olduğumuz nesnelere derin anlamlar yükleriz. Zamanla bağlanır, yaşamımızda söz sahibi yaparız onları. Hayatımızın kontrolünü sessizce ele geçirmelerine ve kararlarımızı etkilemelerine izin veririz. Sonunda onların hakimiyetindeki bir yaşama adım attığımızı göremez hale geliriz.

Nesneler, yaşamımızı anlamlı kılmanın araçlarından birisi olmuştur günümüzde. Bir şeylere sahip oldukça yaşadığımızı hisseder hale gelmişizdir. Masum görüntüsünün altında, statünün ve belli bir yaşam biçiminin de göstergesi haline gelmiştir nesneler. E. Fromm, sahip olma güdüsünün olumsuz etkilerini ve sahip olunan nesneyle özdeşleşmenin “ben o şeye sahip olduğum için benim” anlayışına dönüşen biçimiyle tehlikeli olduğunu belirtmiştir.

Bir şeylere sahip oldukça özgürlüğümüzün arttığını düşünürüz hep. Bir telefon, iletişim özgürlüğüdür bizim için, bir araba ise seyahat özgürlüğü. Peki, telefonu evde unuttuğumuzda kaçımız geri dönmez? Ya arabamızı, bıraktığımız yerde bulamazsak? Ayrıca, ne kadar çok şeye sahipsek o denli güvende hissederiz kendimizi. Ev üstüne ev alırız. Doğduğumuz günden bu yana bunun doğru olduğu öğretilmiştir bizlere. Ancak sahip olduğumuz şeyler arttıkça, sırtımızda bir yük varmış gibi hantallaşır, hareket alanımız sınırlanır ve düşüncelerimizi onlarla meşgul etmekten kendimizi alamayız.

“Büyük bir servet büyük bir köleliktir” demiştir Seneca. Ne kadar çok şeye sahipsek, onları kaybetmekten o kadar korkar hale geliriz. O kadar korkarız ki, onları korumak için evimizi demirlerle örer, sigortalar yaptırırız. Sahip olduğumuz serveti tehlikelerden korumak için yine bir servet harcarız.

e-motivasyon

Gerçek ve Gül

Gerçekler gül gibidir, sadece kısa bir an için güzelliğin doruğuna erişirler. -S.Atasoy

Bu kadar geçici olmaları yine de kıymetlerini düşürmez değil mi? Biz onu elden geldiğince uzatırız bi yolla; parfümü ile, reçeli ile, fotoğrafları ve bilimum resimleri ile hayatımızın tümüne yaymaya çalışırız 🙂

Aslında dünyadaki hemen herşey gibi çiçekler de bize tüm oluşu özetlemek için her an canla başla uğraş veriyor. Bahçesi olan ve onun bakımıyla uğraşırken zevkten kendini kaybeden isanlara gıpta ile bakıyorum. Onlar bir anlamda çobanlar gibi ulvi bir iş yapıyorlar. Bizim gibi (sanatçılar, filozoflar, vs) gerçekliği saklama ve yayma gayreti içinde değiller, hatta belki bu iş onlara gülünç geliyor olabilir. Mevsimler ve gerçekler birbiri peşisıra gelip geçiyor onların önünden. Sadece çok kısa bi an parlamaları için diplerini çapalıyor, gübreliyor, ilaçlıyor ve hepsinden öte her an onlara dokunuyor ve sevgilerini paylaşıyorlar.

Bir de Çin Bahçesi kavramı var:

Çin bahçelerinde mistik bir anlayış içinde gizlilik, içe dönüklük ve doğal elemanlara öncelik tanıma ön plandadır. Birçok anlatımlar taş ve kayalarla ifade edilir, örneğin, çam-erik-bambu ‘soğuk mevsimin üç dostu’; şeftali tek başına ‘ölmezlik’; çam ve bambu ‘uzun ömürlülük’: muz ise Verimlilik’ simgesi olarak değerlendirilir. Ancak, Krizantem, mor salkım, sarmaşık güller ile ‘çiçeklerin kralı’ olarak isimlendirilen şakayık (Poenia suffruticdsa) ve Budıstlere göre temizliği, berraklığı temsil eden nülüferler avlu bahçelerinin vazgeçilmez çiçekli otsu bitkileridir.

Çin bahçesinin doğrudan resimden kaynaklanan bir özelliği vardır. Bu nedenle, Çin bahçesi genellikle şair, ressam ve rahip gibi doğaya ilişkin duygularını yazı ve çizgilerle ifade eden kişiler tarafından gerçekleş tiril mistir. Bunun doğal bir sonucu olarak, Çin’de şiir, resim ve bahçe sanatı birbirleriyle ilişkili sanat dalları olarak gelişmiştir. Çin bahçeleri, doğanın bazı görüntülerini betimleyen, ancak tamamlanmamış izlenimini veren Çin resimlerine büyük bir benzerlik gösterirler. Sembolizmin Japon bahçelerinde daha fazla yeri olmakla birlikte, Çin bahçelerinde de kullanılan elemanların dinsel ve felsefi yönü vardır.