Parti ile Devlet İlişkisine Dair…

Parti, ideolojik bir aygıttır. Parti, ideolojisini kitleye yayar, politikleşecek ve yönetecek olan ise kitledir.

Krallıklarda bile Kilisenin özerkliği söz konusudur. Kilisenin özerkliği demek, ideolojinin özerkliği demektir. Din, gücünü ve etkisini biraz da buradan alır. Din de ideolojidir. O, devleti değil halkı etkiler. Her Cuma veya Pazar halka hitap etmek ona gücünü verir mesela, yayınları ve sözcüleri verir. Kültüre ve etiğe olan etkisi ona gücünü verir. Sokaktaki canlılığı verir.

Devleti etkilemenin yolu halka sözünü dinletmektir; devlet içinde kadrolaşıp o hiyerarşiye sıkışmak değil. Böylesi sadece yozlaşma doğurur.

İdeoloji devletin ellerine bırakılmamalı.

Reel sosyalizm bu açıdan hata yaptı. Parti ile devleti birleştirip büyük bir hata yaptı. İdeoloji ancak özerk olursa devleti denetleyebilirdi ve topluma kendi istediği gibi özgürce etki yapabilirdi ama reel sosyalizm ideolojiyi devletleştirerek onu iktidar ilişkilerinin cenderesine sokup yozlaştırdı.

Devlet bir yabancılaşmadır; ideolojini ondan uzak tutacak, onu dışarıdan denetleyeceksin. Başka türlü onu sönümlendiremezsin. İdeolojiyi devletleştirmek ile dinleştirmek arasında fark yoktur. İkisi de benzer bir hatadır. İdeolojimiz zaten yabancılaşmalardan kurtulmayı hedef alırken, ideolojimizi devletleştirmek (yani bir yabancılaşmanın içine sokmak) akılsızca bir yönelimdi.

Reel sosyalist deneyimde devlet içinde parti üyeleri sallabaş memurlara döndüler ve ideoloji güncel devlet politikalarının girdabında boğuntuya getirildi.

Sosyalizm için devleti değil halkı politikleştirmek gerekir. Halk politikleştikçe devlet daha da demokratikleşip git gide sönümlenir. Bu yüzden parti, devlete değil halka yöneliktir.

İdeolojik organ devletten bağımsız olmalı ki devletin sözcüsü durumuna düşmesin. Çünkü böyle olursa bir süre sonra ideoloji unutulup iktidarın çıkarlarına göre içi boşaltılmaya başlanacaktır. Nitekim yaşanan da bu olmuştur. SSCB’nin çözülüşünün başlıca sebebi budur.

Devlet, kendi hiyerarşi ve iktidar ilişkilerinde kendini yeniden üreten ve kendine bulaşanları da dönüştüren bir sapmadır. Onu partinin tahakkümüne sokamayız, ancak parti onun tahakkümüne girerek yozlaşır.

İdeoloji toplumu ikna edip bilinçleri yükseltmeli, politikayı belirleyen ise demokrasi vasıtasıyla toplumun kendisi olmalıdır. İdeoloji devleti kullanamaz; yönetimin kendine has kuralları ve hiyerarşisi, iktidar hırsları v.b. ideolojiyi sönümlendirir. Parti, devlet işlerine bulaşmamalı, yüzü sokağa-topluma dönük olmalı, devlete etki eden ise toplumun kendisi olmalıdır.

Parti, devlet üzerinden toplumu yönetmek derdinde değil, toplumun bilinçlenerek devlete ihtiyaç kalmadan kendini yönetir hale gelmesini sağlamak derdindedir. Bunu da ancak devletten özerk bir varlık kazanarak yapabilir. Burada ideolojinin kendine has bir etik ortaya koyması ve topluma bunu benimsetmesi önem kazanıyor. Toplum bu etiğe göre düşünmeye başladığında zaten sağlıklı bir sosyalizmi kendisi kurup devleti günden güne devreden çıkaracak, özyönetimi kuracaktır.

Aslında sosyalistler masonluk gibi dışa açık olmayan bir örgütlenmeye gidebilirdi. Başka örgüt ve platformların, sendikaların, yerel hareketlerin ve kimlik hareketlerinin v.b. içinde çalışan, amacı halkın kendini yönetmesi olan, her mücadele aracında yer alan ama bu araçlarının iktidarlaşmasına engel olan, yatay örgütlenmiş kadrolar birliği gibi bir şey düşünülebilirdi. Bu kadroları birbirine bağlayan en başta devrimci bir etik olurdu.

9 yorum “Parti ile Devlet İlişkisine Dair…”

  1. SSCB’yi bu konuda hatalı bulmamak lazım. Keza tam olarak bahsettiğiniz sivil toplum örgütlerinin oluşması için bi ülkenin modernizasyonun ileri seviyelerde yer alması lazım. Türkiye modernizasyon sürecini tamamlamadığı için iktidar ile sivil toplum örgütleri arasındaki çatışmayı halen görmek mümkün. Bu yüzden SSCB gibi avrupa’nın o dönem daha gerisinde olan bi ülke için “devlet” ve “otorite” kavramlarının birincil öneme sahip olmasını biraz normal karşılamak lazım. (Bu, devlet eliyle öldürülen veya sürülen binlerce insanı suçlu sayıp devleti aklamak anlamına gelmiyor tabi).

    Temelde en maddi açıklama bu şekilde olur. Keza insan algısı gibi devlet yapısı da bu maddi koşulların değişimiyle değişir. Yeri geldiğinde halk ile devlet arasında uzlaşılan konular uzlaşılmayanlara göre daha da artacaktır. (Halkın da bu konuda son derece aktif olması gerekir. Aksi halde tarihsel indirgemecilik yapmış olurum.)

  2. Fırat Bayram yazdi; “…..Parti, devlet işlerine bulaşmamalı, yüzü sokağa-topluma dönük olmalı, devlete etki eden ise toplumun kendisi olmalıdır….”

    basta gülen hoca (gamaro,lfettos/mettos dalgasini gece dursun) olmak üzre cemaatlerin yaptigi tam da bu..

    valla sosyalistlerin su cemaatlerden özellikle de türkiyeli sünnilerden ögrenecegi cok sey var baksaniza onca ideolojik ablukalara ragmen adamlar iktidar oldu gitmek bilmiyorlar;)

    slm.

  3. Ebubekir,

    Cünup şehit sahabi Hanzala’nın tüyler ürpertici öyküsünü bilir misin?

    Toplumu etkilemek baabında hani, he he:)

  4. Bence öğreneceği hiçbirşey yok. Çünkü materyalist olmak her ne kadar dar bi alanı kapsasa da, dünyayı dindar ve onun kafasından farklı algılar. Fettoş cennet der, ibadet der, tartışma orada kalır, herkes hemfikirdir zaten.

    Materyalist insan, dünya ve onun getirdiği zorluklarla bilimsel bi platformda uğraşır. Bütün bir tarih onun uğraşı alanıdır.
    Bütün felsefi doktrinlerden beslenir. Onları eleştirerek (bi kenara atmadan) düşüncelerini geliştirir. Hegel’e, Feurbach’a, hatta Descartes ve Lock’a bile çok şey borçludur. Onu bırakın anarşistlerden bile öğrendiği birçok şey vardır.

    Yeterli olup olmadığı tartışılır ancak kavramlara ve olgulara korkakça yaklaşmaz.

  5. Sevgili wallace, eğer lezbiyen olmasam tanımak isterdim gerçekten seni.

    Yani işte..

    🙂

  6. bwallace4ever,cennet de,ibadet de basta t.c.´nin ardindan dünya gündeminin ortasina kurul hatta belirle bu kadar basit
    demek iyimis valla:)

    basitti de marksist materyalist nicin basaramadi/basaramiyo ?

    slm.

  7. gamaro,

    bugüne gel örnegin 1930 model zihniyetin müsebbibi oldugu güncel sorun ve baris sürecine marksist/ateist cözüm nasil
    olur/olmali ona cevap ver das kapital´den örnek verebilirsin mesela..

    bosver hanzalayi belki de yasamamistir:)

    slm.

  8. Fırat Bayram’ın yazısını beğendim.

  9. politikleşen ve yöneten gerçekte kitlemi? kitle olabilir mi? yada cumhuriyet ve demokrasi gerçekte halkın yönetimimi? bu konuya ve sorgulamalara daha önce bahsettiğim robert michelsin “oligarşinin tunç kanunu” cuk oturuyor.güzel cevaplandırıyor.gerçekçi bir görüştür.toparlayabilirsem bir ara yazarım.kısaca ve kabaca diyor ki parti devlete değil,halka da değil,gruba yöneliktir.oluşum şekli ve yapısı bunun ötesine geçemez diyor.politik aygıtlar içinde her ne kadar halkı barındırsalar da bunlar söylemdir.cumhuriyet dahi bir oligarşidir.politik olan her zaman oligarşiktir öyle olacaktır diğer türlüsü olamaz gibi söylemler ve bunların siyasi ve reel dayanakları mevcut bu görüşte.yazı için önemli olabilir.hatta siyasi açıdan da bir çok şeyi anlamak için çok kilit bir görüş bence.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.