Uyanamıyorum…

gökteki yayılan mavilikle
denizdeki sallanan mavi karışıyor bazen…
ufuk denen sonsuzluğun somutu
bir anda uyanıyorum rüyalardan…
sanki tekrar tekrar uyanıyormuşum gibi
soyut bir dünyada havada kalmalıyım
iki mavilik arasında yok olmadan…
güneşin sarısı üşütüyor içimi
mineral kaybediyorum her öksürdüğümde
ve her çığlığımda benliğimden bir hatıra daha eksiltiyorum…
bir gün ter içinde uyanıyorum
bitiriyorum diye seviniyorum rüyaları…
aynı akşam yorgunluğun haklı zaferi;
uyku, tıpkı anne kucağında huzurlu gibi…
aynı, sevgili koynunda yatar gibi…

ve geriye ne kalıyor
hiçbir canlı, isteyerek ölemediğinden
beklemek ve yine, uyanma rüyaları…
ve acıların içersinden sıyrılmalar
tıpkı hergün gömülürmüş (ölürmüş ) gibi

26.06.06
CosaCak

ah bu negatif enerji korkusu yokmu..

kimsede varmı bilmem de ; benim bu negatif enerji korkum son buldu artık.. nasıl korkardım ama biri ses yükselticek, biri içten içe olsada kızıcak, yok biri yanlıs algılayacak yahut içten içe bir hasetlik olucak.. sonra sebebi ben oldugum negatif enerjiyi yayıcak etrafa ve sonunda gelip beni bulucak bu aksilikler..

derken..

dedimki yahu sebebi aslen sen olmadıktan sonra yaysın dilediğince negatiflik.. hem değilmiydi küpüne zarar veren keskin sirke.. öfkeyle kalkanlar oturmamıs mı zararla..

negatifliği hissedilir boyutta olan insana karşı boş mu duruyor senin enerjin diye sorarken kendime; birden insanın bağısıklık sistemi geldi aklıma.. evet evet bu mikropların hasta etmeye calıstıkları anlarda bizi korumaya kalkan bağışıklık savaşçılarımızı düşündüm.. vucut hastalanmaya kalkar kalkmaz bu bağışıklık savaşcısı olan antikorların üretimi bir artar bir artar.. negatif dış etkenler geldikçe , hayır ben bu vucudu koruyacagım dercesine antikor artışı gözlemlenir..

sonra da; negatif enerji artıyor da senin pozitifliğin sabit mi kalıyor diye sordum.. fikrimce hayır.. pozitif enerji artısını tetikleyen olaylardan biride aslına bakarsak negatif enerjinin yükselişi oluyor bu durumda.. yeterki bağışıklığımız bozulmasın; antikor üretmek saniyeler alıyor..

e o zaman başkalarının pozitifliğinde var olabilmek oldukça kolayken; negatifliğinde hala gülüyorsak enerji kanserinden oldukça uzağız demektir..

yani şimdi beni birileri negatif enerjisiyle boğmaya kalktıgında; duraga gittiğim anda otobus gelicek, dopdolu olan otobuste bindiğim gibi boş yer beni bulucak, kapının zili çaldıgında en sevdıgım yemeği yapan üst komsu bi kase getirmiş olucak, pantolonumun cebınden unutlumus paralarım cıkıcak, tam karsıya gecmek ıstedıgımde arabalara kırmızı yanıcak..

evet bütün bunların olucagından şüphe dahi etmıyorum; birisi 3 eksi gönderıyorsa vucudum korunmak için 5 artı üretıyor; e bu durumda hem eksiler bana ulaşamazken yönlerini şaşırıp kürkçü dükkanı hesabı oluyorlar, hemde artılarım bana kalıp hayatımı kolaylastırıyorlar..

enerji böyle şey olsa gerek..

sadece BİR…

Gözlerimde ki yükler bile, su damlacıklarını oluşturmaya yetmiyor…
Kızarıp kızarıp şişiyorlar…

Bu kadar kolay yıkılmıyordu bedenim.
O da şimdi kanayıp kanayıp kuruyor…

Sevgi ile acımak duygusunu iç içe geçirdim sanırım.
Ruhum bile artık ayırt edemiyor…

İsteklerim ile amaçlarımın kaynaşması bile beni uyandıramıyor…
Ruhum ile egom arasındaki savaşta yenik ayrılan benim.
Yitik bir zihinde, silik bir kalp taşımanın bedeli bu olsa gerek…
Sevmenin bile zamanı değil artık..
Sadece düşünmenin vaktidir şimdi..

Senin oluşumun belli…
ruhunun hiçbir şeye ihtiyacı yok aslında…
bedenine hapsolmaktan başka da mahkumiyeti…
Bunu bilirsin; ama yinede ruhunu, bedenine köle etmekten geri durmazsın…
Onu doyurduğun kadar acıkır oysa…
Yinede bazı sınırları vardır. Kendi kendine öğrenebildiği söylenir.
Bedenine söz geçirmekte zorlandığın anda;
bilki özünü kaybetme yolunda bir adım daha atmışsındır.
Düşün… nerde olduğunu düşün… teksin… bütünsün…
–Tümsün… hepsinin parçası ve hepsi de senin parçan olmalı ki
Kim olduğunu düşün… seni oluşturan şeyleri düşün…
Hala bugününde misin ? yoksa zamanın eridiğinin farkında mısın ?
Ruhunda eksilmelerin olması normal.
Eklenenlerin belirtisi de göze çarpmalı; ne de olsa iyi olmalıki kendine eklemeye karar veresin…
Gittiğin yerde bilgiler sana gelecek. Erişemediğin veri olmayacak.
Bırak kendini, bedeninin zincirlerinden kurtulma zamanıdır.

Cosacak
09.11.09

Tuva Sanat ve Gelişim Atölyesi

Tuva;

Hayatlarının bir noktasında öncelikleri değişen ve artık gerçekten istediği ve sevdiği şeyleri yapmaya karar veren insanların bir araya geldiği bir oluşumdur…

Bir yere varmayı değil yolda olmayı sevenlerin mekânıdır…

Bize bu keyifli yolculuğumuzda eşlik etmek ve heyecanımıza ortak olmak isteyecek tüm dostlarımızı;
22 Mayıs C.tesi günü Tuva’ya bekliyoruz…

AÇILIŞ KOKTEYL: 16:00- 21:00 arası

TuVa Sanat…
İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sok. No: 16/3 BEYOGLU

dilenci şapkası değildi o!

son bilmem kaç haftadır -belki olmuştur 1-2 ay- taksim meydan metro çıkısı merdivenlerinden çıkarken bir şapkaya çarpıyor gözüm;

yerde, eski,hüzünlü ve çokça utanan bir şapka..

sahibine bakmak için hafif yukarı kaldırıyorum gözlerimi.. merdivenin basamağını işgal etmemek ve insanların kolay geçmesine yardımcı olabılmek için öylece köşeye sıkışmış,büzüşmüş bir amca. genç mi yaşlı mı bilemem, niye mi? dizlerinin arasına doğru eğmiş kafasını eğebildiğince, elleriyle kapamış yüzünü, görmesin kimseler beni buralarda diye.. önüne koymuş şapkasını ; bir buyum var dercesine..

sanki tükenmiş,bitmiş herşeyi. çocukları var sanki okul okuyan. eşi var sanki hergün işe giden bir eşi oldugunu düşünen. aylar olmuş işten çıkarılalı da , araya araya iş bulamamış ,ailesinede bişey diyememiş hani; en çok insan burda var diyip bir köşe seçmiş kendine; kuytularda..

ne “allah rızası için” şeklinde başlayan cümleler kuruyordu nede gelip gecenlerin attıkları paralı alıyordu. sanki bi tanıdık çıksa birden tabi eğer olurda yüzünü görmeden tanıyabılceği kadar yakın birisi çıkarsa; şapkamı düşürmüştüm de alıyordum diyecek..

utanıyordu..

evet ortada bir utanç meselesinin olduğu bir hakikat lakin sanki yanlış kişi utanıyordu burda.. o nerden bilecekti ki birgün birileri çocuguna okul harçlığı verme mutluluğunu çok görecek ona.. bilemezdi evine ekmek götürme mutluluğuna göz dikenler olduğunu..

ne çok insan geliyor geçiyor önünden , aynı şeyleri mi görüyorum diğerleriyle her bakışımda şapkaya ve amcaya.. bilsem ki yanına gidince çekinmeden,utanmadan,sıkılmadan konusacak dökecek derdini; dinlerdim seni amca..