Hamam Kültürü

Geçen tanıştığımız biri ailesinden bahsederken ablasının ayda bir mutlaka hamama gittiğini söyledi. Şaşırdım. En son çocukluğumda gitmiştim o da kaplıca hamamıydı. Evet var böyle bir kültür ve böyle insanlar. Hamama gidiyorlar. Hatta ilginç hamam öyküleri dinleyebilirsiniz. Tellak muhabbetleri, anadan üryan dolaşan kişiler, hamam sohbetleri, hamam günleri vd.

Ne uzak kaldık bu kültüre diye düşündüm sonra. Yararlı mı uzak kalmamız zararlı mı o da ayrı konu. Böyle bir kültür yaşamalı mı bitip gitmeli mi? Veya ne diyebilirsiniz bu konu hakkında?

Zapata ve Zapatistalar

EZLN (Ejercido Zapatista de la Liberacion Nacional: Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) ya da daha yaygın adıyla Zapatistalar, adlarını 20. yüzyıl başlarının efsaneleşmiş köylü önderi Emiliano Zapata’dan alıyorlar. Peki, kimdi Zapata?

  1. yüzyıl başlarında Meksika köylülüğü, peonage adı verilen ağır toprak serfliği koşulları altında ezilmekteydi. Özellikle günümüzde EZLN hareketinin gövdesini oluşturan Maya yerlilerinin yoğun olarak yaşadığı Güney Meksika’nın Yucatan eyaleti, borç köleliğinin en ezici biçimlerinin yaşandığı bölgeydi. Bölgede hızla artan kenevir (sisal) üretimiyle, yerli hacendado’lar Meksika’nın kuzeybatısından Yaqui kızılderilerini getirterek neredeyse kölelik koşulları altında çalıştırıyorlardı. Demiryollarıyla merkeze bağlanmış, ve göreli daha büyük bir hareket serbestliğinden yararlanabilmekteydi. Topraksız pek çok köylü, geniş hacienda’ların çevresinde kümelenmiş, buralarda kiracı, ortakçı, yarıcı ve ücreti tarım emekçisi olarak geçimini sağlamaya çalışmaktaydı.

Ortak topraklara sahip köyler ise, 1856′dan sonra işlerliğe konan toprak reformlarının ardından topraklarının büyük bölümünü komşu hacienda’lara kaptırmış, ve yeni ağalarının yanında iş arar hale düşmüşlerdi. Yoksulluk, açlık, gırla gidiyordu.

Durum şeker kamışı üreticisi hacienda’ların köy topraklarını giderek yuttuğu Morelos eyaletinde büsbütün vahimdi. Buradaki köylülerin dedeleri bağımsızlık kahramanı Morelos ve liberal Juarez’in saflarında döğüşmüşlerdi; torunlarıysa hala silahlıydı. Kırsal ayaklanmanın başladığı Anenecuilclo köyü, 50 dönümden az arazisi ve 400 kadarlık nüfusuyla küçük bir mezra sayılırdı; savaşıyorlardı. 20. yüzyıl başlarındaysa, mezranın hemen yüm yetişkin erkekleri, hacendado’ların buyruğunda boğaz tokluğuna en ağır işleri yapmaktaydılar. Emiliano Zapata, Anenecuilco’nun en varlıklıları arasında sayılırdı; az da olsa toğrağı ve büyükbaş hayvanları vardı.

Ksylerle hacienda mülkleri arasındaki bunalım, 1909′daki kötü hasat ve bunun sonucu mısır fiyatlarının yükselmesinden sonra iyice derinleşti. Umutsuz köylüler en yakındaki hacendado’dan tartışmalı topraklar üzerinde mısır ekebilmek için izin istediler. Ne ki, aynı zamanda eyalet valisi olan ağa, yakınlardaki bir başka köye kiralamayı yeğledi topraklarını. Böylelikle Zapata ve köylüler silahlanıp yeni kiracıları topraklarından sürdüler. Meksika köylü devrimi başlamıştı. Kısa sürede, bir orman yangını hızırla Orta Meksika kırsalını kasıp kavurmaya koyuldu. Kendisi de bir hacendado olan ve köklü toprak reformu vaadiyle köylülerin desteğini kazanan Madero, köylü devriminin ürküntüsüyle, ilk dönemler sempati duyduğu Zapata’dan koparak büyük toprak sahipleri ve muhafazakar generallerle uzlaşma yoluna gidecekti.

Zapata bunun üzerine, başkan seçilişinin üçüncü haftasında Madero’ya karşı ayaklandı ve radikal toprak reformu vaadiyle ayaklanan General Pascual Orozco’yu desteklemeye koyuldu. Ne ki, Orozco Madero’nun generali Victoriano Huerta önünde bozguna uğrayacaktı. Ancak Huearta bir süre sonra silahını Madero’ya çevirdi ve Başkan’ı öldürerek, ABD’nin Meksika Büyükelçisi Henry Lane Wilson’un da desteğiyle kendi şefliğini ilan etti. Bu kez toprak reformu talepleriyle devrimin önüne düşme sırası, yine hatırı sayılır mülklerin sahibi olan Carranza’ya gelmişti. Chihuana eyaleti ise, Francisco “Pancho” Villa’nın önderliğinde ayaktaydı.

Açalr aş için, topraksızlar toprak için, haksızlığa uğramışlar haklarının alabilmek için savaşıyordu, ne Carranza ne de Villa adam devşirmekte güçlük çekmekteydi. Sıradan askerler toplumun tüm alt sınıflarından gelmekle birlikte, çoğu yoksul tarım işçileriydi; zaten Meksika nüfusunun çoğunluğu da onlardan oluşuyordu. 1913′te Meksika İhtilali’ni izlemek için ülkeye gönderilen ABD’li komünist gazeteci John Reed, izlenimlerini “İhtilalci Meksika’da (Ekim Yayınları, 1969, ss. 88-89) şöyle aktarır:

“İşte bu,” dedi Martinez, “Meksika ihtilalinin ta kendisi.” “Villa’nın Chihuana’da yaptığının bir eşi işte,” dedim. “Hepiniz bir çiflik sahibi olabilirsiniz artık.”

Keyifli bir gülüşme oldu çeverede. Başındaki saçlar dökülmül, kısa boylu ve sarı kırçıl bıyıklı biri ayağa kalkarak konuşmaya başladı:

“Bize ne bundan? Askerlere bir şey yazmıyor. İhtilal bittikten sonra askerlerin ne gereği var? Toprak döğüşmeyen pacifico’lara verilecek ve onlardan da öbür kuşaklara…” Bir an durakladı. Gömleğinin yırtık kollarını ateşe uzatarak sürdürdü sözlerini:

“İlkokul öğretmeniydim. Bu yüzden ihtilallerin de hükümetler gibi hayırsız ve vefasız olduğunu bilirim. Üç yıl savaştım. İlk ihtilalden sonra, o büyük adam, Peder Madero, askerlerini başkente davet etti. Bizlere yiyecek, giyecek verip boğa güreşi seyrettirdi. Evlere döndüğümüzde, iktidara gene bir aç gözlünün çöreklendiğini duyduk.”

“Savaştan kırkbeş pesos ile çıkmıştım,” dedi içlerinden biri. Öğretmen, “Şanslıymışsın,” dedi. “Basit askerler, aç kalır, iyi beslenmez ve böylece ihtilalden paylarını alamazlar. Subaylar -hele içlerinden bazıları- iyice semirirler vatan kanı emerek. Ama bize gelince, hiç!”

“Niçin savaşıyorsun?” diye bağırdım ona.

“İki küçük oğlum var,” dedi. “Onlar toprağa kavuşacak ve oğulları hiçbir zaman aç kalmayacak.”

Huerta’nın, havanın dönmekte olduğunu sezinleyen ABD’nin Veracruz’a müdahalesi sonucunda devrilmesi, liberal Carranza ve Obregon bir yanda, köylü devrimci Zapata ve Pancho Villa öbür yanda olmak üzere devrim güçleri arasında çetin bir çatışmay başlatacaktı. Villa-Zapata koalisyonu, 1914 Ağustos’unda Mexico City’yi ksıa süre de olsa denetim altına alacak kertede güçlemdi. Ne ki Carranza krunaz bir manevrayla içsi sendikalarının desteğini arkasına almayı ve köylü ayaklanmasını bir burjuva devrimine dönüştürmeyi başardı. Bu ‘başarı’da “kendisini modern silahlar ve mal” yardımıyla donatan ABD hükümetinin desteğini önemli payı olduğunu vurgulamak gerekir. General Obregon’un orduları karşısında yenilgiye uğrayan Zapata Morelos’a, Villa ise Chihuana’ya çekilecek, bu eyaletlerde gerilla eylemlerini bir süre daha sürdürdükten sonra her ikisi de öldürülecekti. John Reed’in öğretmeninin öngörüleri doğru çıkmış, tarım devrimi, yükselen Meksika burjuvazisinin belirlediği çizgiye çekilmişti. Ve gerek creol’lerin İspanya’ya karşı açtığı bağımsızlık savaşımının, gerekse Cmhuriyetçi yönetimin kuruluşunun toprak reformu vaadiyle harekete geçirilen köylülüğün, yani kızılderili ve mestizo’ların sırtından kazanıldığı, ancak her seferinde iktidara (ve topraklara) yeni egemen sınıfın el koyduğu ve köylülerin gerisin geriye, başkalarının topraklarında çalışmaya gönderildiği düşünülürse, bunun devrimin uğradığı ilk ihanet olmadığı görülecektir. (Dünyanın Balkonundaki İsyancılar, Öteki Yayınevi s. 48-52)

abrakadavra.wordpress.com

Tibet’in Gençlik Pınarı

Tibet’in Gençlik Pınarı, Peter Kelder’ın bir kitabı olmakla birlikte Tibette uygulanan bir ayini anlatıyor. Bu ayin 5 hareketten oluşuyor. Kitapta ismine “Beş Ayin” olarak değiniliyor. Kitapta bu ayinleri uygulayıcılarının yaşadığı mucizevi değişimler de anlatılıyor. Albay Bradford olarak bahsedilen emekli bir İngiliz subayı tarafından Batı’ya taşınan beş kadim Tibet egzersizinin öyküsü anlatılıyor. Bu “Beş Ayin” sayesinde gençlik pınarının sırrı açıklanıyor. Aynı adla iki kitap bulunmakta ve ikinci kitapta ayrıntılara değiniliyor. İkinci kitabın ikinci bölümünde Albay Bradford’un öyküsünün hayal ürünü mü gerçek mi olduğu sorusuna yanıt aranıyor. Tibet gezginlerinin en az Albay Bradford kadar inanılmaz anıları ve arşiv kayıtları incelendiğinde öykünün gerçekliğine inanıyoruz der ikinci kitabın sunuş kısmı. Üçüncü bölümde ise iyileşme ve gençleşme öyküleri anlatılmış. Yanılmıyorsam birinci kitapta da kısaca değinilmişti bu öykülere. Kitapta yazdığına göre uygulamaların devamı sonucunda inanılmaz değişimler yaşanıyor. Örneğin beyazlamış saçların siyaha dönmesi bunlardan biri. Bir diğeri kilonuz ne olursa olsun hareketleri uygulamanız sonucunda ideal kiloya dönüş. Yürüyemeyecek durumda fiziksel engelleri bulunan insanların yavaş yavaş hareketlere başlaması ve devam etmesi sonucunda yürüyebilmeleri ve daha bunun gibi birçok inanılması güç şeyler anlatılıyor. Gelelim bu egzersizlere… Her hareket ilk hafta 3 defa tekrarlanırken ikinci hafta 5, üçüncü hafta 7 olmak üzere; her hafta ikişer arttırılıyor. En son 10. haftada her hareketi günde 21 defa yapar konuma gelinince artık hareketler hergün 21 defa yapılıyor. Hareketlerin çakralarla ilgileri ve hangi hareketin hangi sağlık sorunlarına iyi geldiği, vücudun hangi bölgelerini şifalandırdığı da anlatılıyor kitapta. “Düşük viteste yaşlanmak” gözüme çarpan başlıklar aslında. Aslında beş ayine ek olarak bir de 6. ayin var. Kitapta yazdığına göre dikkat çekecek şekilde genç bir görünüş elde etmenin temel metodu cinsel perhizi içermesi. Açıklaması, genellikle kendini cinsellikte açığa çıkaran yaşamsal enerjinin, bedenin diğer enerji merkezlerine yeniden yönlendirildiği şeklinde olmuş. Videoda hareketlerin yapılış şekli mevcut. Bunun gibi birçok video var. Sizce anlatılan şeyler mümkün mü? Mümkünse nasıl gerçekleşiyor?

Ateistin Erdemli Olması

Bir Deist Arkadaş;

“Ateistin Erdemli Olma Çabası, Kendi Mantalitesi içinde Ahmaklığıdır…” Demişti…

Mesela Yolda Cüzdanını Düşürmüş Bir adamın Cüzdanını bulan Fakir 2 arkadaştan birisi Cüzdanı Sahibine Vermek isterken, Diğeri Ona “Ahmakmısın Oğlum, Bu Fırsat Birdaha Ele Geçermi” diyor…

Gençlerin İkiside Ateist. Cüzdanı Sahibine Vermek isteyen Genç, “Ahmak” Olmadığını Diğer Arkadaşına Nasıl Açıklar…?

Not: Lütfen “Ahmak” Kelimesini Salt Hakaret olarak Düşünüp Reaksiyon Göstermeyin…

Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin Fetvaları

Şeyhülislâm Ebussuud Efendi: “Kızılbaşların canları, malları helâldir, onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir”


Kanuni adıyla anılan I. Sultan Süleyman’ın 46 yıllık saltanatında (1520- 1566), Osmanlı ülkesinin en ünlü din adamları ona Şeyhüslamlık etmiştir: Zenbilli Ali Efendi (1520–1526), İbn-i Kemal (1526–1534), Sadullah Sadi Efendi (1534–1539), Çivizade Muhittin Mehmet Efendi (1539–1542), Hamidi Abdülkadir Efendi (1542–1543), Fenerizade Muhittin Efendi (1543–1545), Ebussuud Efendi (1545–1566). Şeyhülislam dini konularda en yüksek yetkiye sahip devlet görevlisiydi. Gerektiği zaman dini sorunlarla ilgili görüşlerini fetva yayınlayarak açıklardı. Bu fetvalar kanun niteliği taşırlardı. Bu şeyhülislamlardan en ünlüsü ve hem Kanuni döneminde, hem Osmanlı tarihinde en uzun süre görev yapanı Ebusuud Efendidir.

Kanunî’nin son seferi olan Zigetvar’dan yazdığı mektuptaki “hâlde haldaşım, sînde (mezarda) sindaşım, âhiret karındaşım, tarîk-i hakda (Hak yolunda) yoldaşım…” sözü, Ebusuud Efendinin itibarını göstermeye yeter. Ebusuud Efendi, kapitülasyonlarda yer alan, yabancıların mahkemelerde şahitliğinin kabul edilmesi hükmüne itiraz etmiş, “yasal olmayan bir şeyde sultanın hükmü geçersizdir” biçiminde anlaşılacak “nameşru nesneye emr-i sultani olmaz” yorumunu yapmıştır.

Ebusuud’un her zaman böyle adil olduğu söylenemez. Osmanlı yasalarına yaptığı katkılara rağmen Ebussuud Efendi, Anadolu’da Kızılbaş olarak nitelendirilen Türkmen Alevileri için verdiği acımasız fetvalarıyla (“Kızılbaşların canları, malları helâldir, onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir”) hatırlanır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi, bu kesimle ilgili diğer fetvalarında da, İbn-i Kemal ve benzeri Osmanlı alimlerinin suçlamalarını yineler.

Ebusuud, kurallara uyulması konusunda selamlaşmanın bile Müslümanlıkta alışıldığı gibi yapılmazsa dinden çıkılacağını (kâfir olunacağını) söyleyecek kadar katıdır:

MES’ELE : Zeyd, Amra selâm vericek “aşk olsun” deyip Amr dahi mukabelesinde “yâ hû” dese, Zeyde ve Amra ne lâzım gelir?

ELCEVAP ; Hak hazretinin ta’yîn buyurduğu tahiyyet-i beğenmeyip öyle ederse, kâfir olur. (Bu tür selamlaşmanın Bektaşilikte olduğu açıktır.)

Alevilerin Şıi olduklarını söyleyerek kendilerini savunduklarını söyleyen birine de, Peygamberin yalnızca Sünnilerin cehennemden kurtulacaklarını söylediği yanıtını verir:

Soru- Adı geçen topluluk Şii olduğunu ileri sürer, lâilâheillâllah derken bu aşamayı gerektiren davranışlar nedir, açık-seçik, geniş bilgi verile!

Cevap- Peygamber,’ehl-i sünnet topluluğunun da içinde bulunduğu yetmiş üç topluluktan yalnız ehl-i sünnet kurtulacak, ötekiler ateşe atılacaktır’ buyurmuştur. Bu Kızılbaş topluluğu o yetmiş üç topluluktan bile değildir. Her birinden biraz kötülük, biraz suç, biraz ortalığı karıştırıcılık almış, kendi inançlarına göre benimsedikleri küfre, sapkınlığa katıp karıştırmış, yeni bir küfür yolu yaratmışlardır. Gün geçtikçe de çoğalmaktadırlar. Şimdiye kadar sürdürdükleri bilinen kötülükleri, suçları konusunda şeriat kuralları gereğince geniş anlamlı yargı şudur: O acımasız kişiler yüce Kur’an’ı, yüce şeriatı, İslam dinini küçümsemekle, şeriat kitaplarını yermekle, ocağa atıp yakmakla, din bilginlerini kendi bilimleri uğruna acımasızca suçlamakla, liderleri (şeyhleri) olan arabozucu kötü kişiyi Tanrı yerine koyup önünde eğilmekle,haram olduğu kesinlikle ortaya konan, dince yasaklanan içkileri üretip içmekle, Ebubekir ve Ömer’e sövmekle kâfir olduklarından başka; Peygamber’e bile kötü sözler söyledikleri ortaya çıktığından, çağlar boyunca gelen bilginlerin ortak konuda birleşen yargıları gereğince katledilmeleri uygun görülmüştür. Suçlulukları konusunda kuşkuya kapılanlar da suçludur.“ (M. Ertuğrul Düzdağ: Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, İst. 1972,s. 110- 111)

Aleviler konusundaki fetvasında suçlamaları sürdürerek “bu topluluğun öldürülmesi, diğer kâfirlerin öldürülmesinden daha önemlidir” der. Şeyhülislam Ebussuud Efendi, Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedreddin gibi Batıni düşünce önderleriyle Yunus Emre gibi Sufi ozanları da, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen yeniden yargılar, şeriata göre mahkûm eder. “Mansur, şeriata göre kâfir olduysa, ona hak veren ve onun yolunda gidenlere şer’an ne lâzım gelir?” sorusuna şu fetvayı verir: “Mansur’a lâzım olan lâzımdır. ” Yani, onları da çarmıha gererek katletmek gerekir.

Ebusuud fetvalarını sorulduğu dilde ve biçimde verirdi.Kanuni Sultan Süleyman, bir beyitle Topkapı sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen suç olup olmadığını sormuş:

Dırahta ger ziyan etse karınca Günah var mıdır ânı kırınca?

Ebusuud Efendi, soruya beyitle cevap vermiş: Yarın Hakkın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Din adamı olan Ebusuud’un insanlara karınca kadar değer vermemesi sizin de yüreğinizi burkmuyor mu?

Alıntıdır-Kaynaklar: 1) Evrensel Gazetesi: http://evrensel.net/news.php?id=43790#.UM2tCalUoL4.twitter
2)Kaynak: Seyhulislam Ebussuu Efendi Fetvalari isiginda 16.asir turk hayati
Yayina hazirlayan: M.ertugrul duzdag
1972 istanbul
sayfa: 109-117