Rüya Kontrol Teknolojisi REMEE

Lucid Rüya Nedir?

Aslında pek çoğumuzun belkide bir çok kez deneyimlediği fakat bunun isminin ve işlevlerinin farkında olmadığı bir durumdur.Rüya gördüğünüz zaman rüyada olduğunuzun farkına varmanız durumuna Lucid Rüya adı verilir.

Küçüklüğünüzden beri bir çok lucid rüya deneyiminiz olmuştur, fakat bunu bilinçli bir şekilde lucid rüya görmek için yapmaya çalıştınız zaman gerçekleştirilmesinin oldukça zor olduğunu görürsünüz.

Neden Lucid Olmak İsteriz?

Bu kolay bir soru. Uçuk bir film izlediğimizde kendimizi filmin kahramanlarının yerine koymak isteriz. Bunu hayal ederiz. Tabi ki bunu uygulamaya koymak normal bir insanın yapacağı türden bir şey değildir. Artık bu hayalinizi yaşamanın bir yolu var.

Düşünün; galaksiler arasında uçuyorsunuz, dev bir yaratıkla boğuşuyorsunuz, hayranı olduğunuz ünlüyle fantastik bir akşam yemeğindesiniz kim bunları yaşamak istemez ki? Remee ile artık kabuslar yok fantastik düşlere kapanan gözler var. Lucid rüyalarınızda kendi maceralarınızı yaratabilirsiniz.


Unutmayın:Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür.Hayal gücü ise her yere!

                                                  "Albert Einstein"</strong>

Remee Nedir?
Remee lucid rüya görmenizi sağlamak için geniş çaplı araştırmalar sonucu geliştirilmiş özel bir cihazdır. Lucid rüyanın anahtarı rüya gördüğünüzü uyku sırasında fark edebilmenizdir. İşte remee burada devreye giriyor. Normal bir uyku maskesinin içerisine bir mikrokontrol çipi yerleştirilmiştir.
Uyku devreniz sırasında remeenin sensörleri sayesinde kişiye göre ayarlanan ışıkları yanar, bu ışıklar sizi uyandıracak güçlükte değildir. Uyku devreniz sırasında beyniniz bir anormallik olduğunu sezecek ve böylece lucid dünyasının kapısından içeri gireceksiniz. Tebrikler siz artık lucidsiniz. Remee’nin yardımı ile bu maceralar dünyasında vakit geçirmeye başlayabilirsiniz.
Biz Kimiz?
Remee Türkiye resmi dağıtıcı ve satış ortağı olan ARM Dış Ticaret Türkiye’deki Remee kullanıcılarına satış öncesi ve satış sonrası hizmeti vermektedir.

Sormak istediğiniz sorular için buradan ya da özelden mesaj atabilirsiniz.

15 Yaşındaki Kıza Töre Cinayeti

15 YAŞINDAKİ KIZ TÖRE CİNAYETİNE KURBAN GİTTİ

Batman Çayı’nda geçen hafta boğularak öldürülmüş halde cesedi bulunan 15 yaşındaki kızın Diyarbakır’da 2 kuzeninin tecavüz etmesi sonucu hamile kaldığı ve aile meclisinin töre kararıyla öldürüldüğü ortaya çıktı. Kıza tecavüz ettikleri iddiasıyla 2 kuzen aranırken; ölen kızın dedesi ve 2 amcası tutuklandı. İddiaya göre kuzenlerinin tecavüzüne uğrayan genç kız tecavüzü korkudan hiç kimseye söyleyemedi, ancak bir süre sonra karnının büyümesiyle hamile olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yakınları aile meclisi kurarak, genç kızı sorguladı. Babası yıllar önce ölen genç kız, amcası ve halasının kocasının yüzüne bakarak, “Sizin oğullarınız bana tecavüz etti. Bu yüzden hamileyim. Çocuğun hangisinden olduğunu bile bilmiyorum” diyerek ağladı. Aile meclisi kuran yakınları kıza, “Hazırlan, seni başka yere götüreceğiz” diyerek evden alıp yola çıkardılar. Amcaları tarafından Batman’a götürülen kız, Batman Çayı’nda boğularak cesedi burada bırakıldı.

Mevzu bahis kürt dili, kürt kültürü olunca ırkçılığı dillerinden düşürmeyenler böyle olaylarda neden sesini keserler? Sözümona sosyalist geçinenlerin kürdistanı bu törelerle mi kurulacak?

Milliyetçi hindi eti, bölücü Noel ağacı

Milliyetçi hindi eti, bölücü Noel ağacı

GENCER ÇAKIR* – [email protected]

Hindi eti yemenin günah bir tarafı yok ama bunu ‘o gece’ yapmayın diyor emekli müftü. Dinleyelim: “Onların âdetini yapmayın! Ben bir gün önce yiyorum, bir gün sonra yiyorum”

Televizyonla aram yok denecek kadar az. Ama bu sabah, kahvaltı esnasında izlediğim bir VTR, televizyon izlememenin aslında ne kadar büyük bir eksiklik olduğu hissi uyandırdı bende. Zira şu “kamuoyu oluşturma” denilen şey, yazılı ve görsel medya ya da sosyal medyayla değil, çoğunluğun izlediği dizi, yarışma programları ve sabah programlarıyla sağlanıyor.

Müslümanların yılbaşısı

Seda Sayan’ın ‘Seda Sultan’ programına takılıyorum. Programın ilerleyen dakikalarında konu yılbaşı tartışmalarına geliyor. Sorular çok “yakıcı”: “Dinimizce yılbaşı kutlaması caiz midir?”, “Yılbaşında hindi yemek günah mıdır?”, “Yılbaşında dua etmek günah mıdır?”, “Müslümanlar yılbaşını nasıl kutlamalı?”…
Burada sorulan soruları küçümsemek ya da “tartışılan konuya da bakın” gibi bir tavır takınmak değil amacımız. Sorulara verilen cevaplarla konunun nasıl olup da antisemitizm, anti-Hıristiyanlık ve Batı düşmanlığı gibi bir noktaya geldiğine dikkat çekmek.
Programın sunucusu, karşısındaki emekli müftüye çam ağacının eve alınmasının ne gibi bir sakıncası olduğunu soruyor. Sorulan soruya oldukça yumuşak bir ses tonuyla giriş yapan “uzman” kişi, meselenin basit bir ağaç alma ya da dikme olmadığını anlattıktan sonra, konuya “derinlemesine” girip yer yer Kur’an-ı Kerim’e de referanslar vererek, özetle şunları söylüyor: “Kur’an’a göre Yahudi ve Nasrani’den dost olmaz. Onlar birbirlerinin dostudur.”
Buradan yola çıkarak konuyu güncel politik olaylarla ilişkilendirip şöyle devam ediyor: “Birleşmiş Milletler’de görüyoruz, Gazze olaylarında görüyoruz. İsrail ’i kim destekliyor? Suriye olaylarında dünya seyirci. Aynı şey Hıristiyan devletlerinde olsaydı barış güçleri gider ve yanan ateşi söndürürdü. Bizim dindaşlarımız Bosna’da kırılırken ses çıkarmadılar” vs. Çam ağacı meselesine geleceğiz ama önce kaldığımız yerden devam edelim.
Düşmanlarla dost da olunur, ama nasıl? Cevap çok basit. Aynı kişiden başka bir aktarma daha yapalım: “Şöyle dostluk yapacağız: Alışveriş yapacağız. Ticaret yapacağız. Onun (yani Yahudi ve Hıristiyan Batı’nın) bilgisini alacağız, ilmini alacağız. Geldi, ev kiraya vereceğiz…”
Demek kıstaslar bunlar! Kur’an’a başka bir atıf daha: “Sizden olmayanları dost, sırdaş kabul etmeyin!” Yapılan yorumu dinleyelim şimdi de: “Yani onların hiçbir âdetini (Noel ağacı kastediliyor) kendi âdetiniz yerine özenti yapmayın. Onları uyarlamayın.”
Ardından programın sunucusuna dönerek uyaran bir ses tonuyla, “Bu ağaçları evine dikme, koyma! Onların âdetini evinden uzaklaştır! Dostlarımızı düşmanlarımızı iyi bilelim. Müslümanların en büyük düşmanı Yahudilerdir, onlardan uzak dur!” öğüdü veriyor. Peşinden de Seda Sayan’a parmağını sallayarak, “Sen erkek gibi Müslüman bir kadınsın!” deniliyor. Erkek gibi?!

Gelelim hindi etine…

Çam ağacı ile ilgili meramını anlattıktan sonra sıra “hindi eti”ne geliyor. Hindi eti yemenin günah bir tarafı yok ama bunu “o gece” yapmayın diyor emekli müftü. Dinleyelim: “Onların âdetini yapmayın! Ben bir gün önce yiyorum, bir gün sonra yiyorum.” Tüm bu söylenenlerin gerekçesi de şuna bağlanıyor: “Ben Türk milletiyim. Beni zamanında arkadan vurmuş. Yıllarca benim ecdadıma kurşun sıkmış bir zihniyetin o gece ne hindisini yerim ne ağacını dikerim!” Asıl korkunç olanı da insanların hemen ardından konuşanı onaylarcasına “bravo hocam” çekmeleri ve alkışlamaları!
Emekli müftü içini döktükten sonra konuşma sırası “mütedeyyin” kadına geçiyor. O da mealen şunları söylüyor: Evde ağaç olabilir ama o ağacı sadece yılbaşı için alıyorsan bu bir sorun! Hıristiyan ve Yahudilerle her ne kadar ticaret yapsak da şunu unutmayın, onlar bizim üzülmemize seviniyor, zor anlarımızda mutlu oluyor. Tam o an Suriye’deki durumdan örnek verecekken sunucu araya giriyor ve bizim burada soracağımız soruyu soruyor: “Ben size hindiyi, ağacı soruyorum, sizler konuyu nerelere getiriyorsunuz!” Ağaç ve hindiden “medeniyetler çatışması”na… Kadın devam ediyor: “Bizim gösterdiğimiz hoşgörüyü onlar gösteriyor mu ama?” Seda Sayan araya girip “Ama siz de neredeyse Haçlı Seferi çıkaralım diyeceksiniz, olmaz ki…” diyor. Kadın da cevaben, “Keşke çıksa, keşke çıksa…” diye üsteliyor! Şaşırtıcı olan bir başka şey de Seda Sayan’ın yaptığı bu müdahalenin de alkış alması! Kafalar gerçekten de çok karışık.

Düşman kim?

Simgelerden ne olur, demeyin. Bazen bu, bir “Haçlı Seferi” başlatabilen bir kıvılcım olabilir ve günün birinde kendimizi “medeniyetler çatışması”nın orta yerinde bulabiliriz! En basit bir konuda bile böylesine gırtlak gırtlağa gelebiliyor olmamız, içinde bulunduğumuz vahamet hakkında sanırım fazlasıyla bilgi veriyor.
Ama bize her geçen gün demokraside “ileri” bir boyuta sıçradığımız, muhafazakârlaşsak da aslında hoşgörünün aramızda gittikçe arttığı vs. söylenmiyor mu? Hatta bunlar araştırmalarla, anketlerle ortaya konulmuyor mu? “Öz” ile “görünüş” arasında bir fark yok mu sahiden de? O zaman baktığımız gerçeklik bize neden tersini söylüyor? Bu arada “gerçek” düşmanımız kim ya da kimler?
Suriye’deki savaşta dahli olanlar arasında AKP hükümeti, Katar ve Suudi Arabistan yok mu? Filistin sorunu konusunda kimler şapkasını önüne alıp düşünüyor? Peki ya Kürt meselesi? Roboski’de hâlâ kanamakta olan yara? Van depremine neden bu ülkenin “Batı”sındakiler sevindi, seviniyor? Peki ya Dersim’in kayıp kızları? Peki ya Hrant’a ya da gözaltında Engin Çeber’e yapılanlar, ya Pınar Selek? Neredeyse her gün iş cinayetlerine kurban giden işçiler? Faili ayan beyan ortada cinayetler?
Kısaca dostumuz kim düşmanımız kim, bilmek istiyoruz!

  • Sosyolog

Not: Bu yazı 23/12/2012 tarihli Radikal İki‘de yayınlanmıştır. Bkz. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1113373&CategoryID=42

Levent Kırca’ya yapılan hücumlar haksız!

Levent Kırca, Sanatçılar Girişimi’nin düzenlediği gecede yaptığı konuşma yüzünden yazılı ve görsel basınımızın malesef yeni boy haline getirilmiş durumda.Konuşmasında dikkat çekici, düşünülmesi ve tartışılması gereken başka şeyler söylediği halde bunlar bir kenara bırakılıyor

Eleştiriler ”….Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu dü…….” cümlesine yoğunlaştırılıyor.

Bir bakıyorsunuz kocaman bir koro saf tutmuş ”efenim kadınlara bu şekilde nasıl hitap edebilir?….öyle önemli bir gecede bu laf edilir mi?…alenen kadınları aşağılıyor..” şeklinde toparlayabileceğimiz pek değerli fikirlerini paylaşmak için yarış ediyorlar.

Toplumun bu refleksinden nedense hiçbir zaman hoşlanmadım..Yani bin tane önemli meselede bir araya gelemeyen sürü böyle abidik gübük bir mevzu olduğunda organize atışa geçmiyorlar mı? gıcık oluyorum..İnsanın sizin ahlakınızın da, örfünüzün de, değeryargılarınızın da içine tüküreyim diyesi geliyor.

”Karı düzmek”

Bu sözün neresi çirkin? Bir komedyen çok önemli bir toplantıda söyleyince çok mu yakışıksız oluyor?

Bu milletin derdi nedir?

UFO dosyasını açalım.

Geçen Haktan Akdoğan’nın bir tv sohbetini izledim.. İnsanoğlunun Mars’ı merak edip oraya araçlar göndermesi ne kadar makul ise başka gezegenlerde yaşayan canlıların da dünyayı araştırmak için araç(Ufolar) göndermesi aynı şekilde makul kabul edilmeli anlamında açıklamalarda bulundu.

Düşüncenin bir mantığı var kabul etmek lazım.

Fakat insanların gönderdiği araçlar gittikleri gezegenlerde kalıyorlar, geri dönemiyorlar..Şimdiye kadar bir kaç müphem ufo düştüğü ve kalıntılarının bulunduğu iddialarını hesaba katmazsak, dünyayı ziyaret eden ufoların ise hep geri döndüklerini biliyoruz.

Bu hal herhalde onların yüksek teknolojisine yorumlanıyor olabilir ki,henüz varlıklarını kesin olarak ispatlamamış olduğumuz uzaylıların bir de bizden yüksek teknolojiye sahip olduklarını iddia etmek rasyonel düşüncenin sınırlarını biraz zorlamak olmuyor mu?

Yüksek teknolojiye sahip olabilirler ve makul bir sebepleri varsa bizden gizlenebilirler fakat ‘sebep’ ne olabilir? Onu da bilmiyoruz.

Yine de düşüncenin hikayede güzel bir yere oturduğu ve bazı kafalar için birşeyleri açıklama kapasitesinde olduğu yadsınamaz.

Siz ufo olaylarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?