Milliyetçi hindi eti, bölücü Noel ağacı
GENCER ÇAKIR* – [email protected]
Hindi eti yemenin günah bir tarafı yok ama bunu ‘o gece’ yapmayın diyor emekli müftü. Dinleyelim: “Onların âdetini yapmayın! Ben bir gün önce yiyorum, bir gün sonra yiyorum”
Televizyonla aram yok denecek kadar az. Ama bu sabah, kahvaltı esnasında izlediğim bir VTR, televizyon izlememenin aslında ne kadar büyük bir eksiklik olduğu hissi uyandırdı bende. Zira şu “kamuoyu oluşturma” denilen şey, yazılı ve görsel medya ya da sosyal medyayla değil, çoğunluğun izlediği dizi, yarışma programları ve sabah programlarıyla sağlanıyor.
Müslümanların yılbaşısı
Seda Sayan’ın ‘Seda Sultan’ programına takılıyorum. Programın ilerleyen dakikalarında konu yılbaşı tartışmalarına geliyor. Sorular çok “yakıcı”: “Dinimizce yılbaşı kutlaması caiz midir?”, “Yılbaşında hindi yemek günah mıdır?”, “Yılbaşında dua etmek günah mıdır?”, “Müslümanlar yılbaşını nasıl kutlamalı?”…
Burada sorulan soruları küçümsemek ya da “tartışılan konuya da bakın” gibi bir tavır takınmak değil amacımız. Sorulara verilen cevaplarla konunun nasıl olup da antisemitizm, anti-Hıristiyanlık ve Batı düşmanlığı gibi bir noktaya geldiğine dikkat çekmek.
Programın sunucusu, karşısındaki emekli müftüye çam ağacının eve alınmasının ne gibi bir sakıncası olduğunu soruyor. Sorulan soruya oldukça yumuşak bir ses tonuyla giriş yapan “uzman” kişi, meselenin basit bir ağaç alma ya da dikme olmadığını anlattıktan sonra, konuya “derinlemesine” girip yer yer Kur’an-ı Kerim’e de referanslar vererek, özetle şunları söylüyor: “Kur’an’a göre Yahudi ve Nasrani’den dost olmaz. Onlar birbirlerinin dostudur.”
Buradan yola çıkarak konuyu güncel politik olaylarla ilişkilendirip şöyle devam ediyor: “Birleşmiş Milletler’de görüyoruz, Gazze olaylarında görüyoruz. İsrail ’i kim destekliyor? Suriye olaylarında dünya seyirci. Aynı şey Hıristiyan devletlerinde olsaydı barış güçleri gider ve yanan ateşi söndürürdü. Bizim dindaşlarımız Bosna’da kırılırken ses çıkarmadılar” vs. Çam ağacı meselesine geleceğiz ama önce kaldığımız yerden devam edelim.
Düşmanlarla dost da olunur, ama nasıl? Cevap çok basit. Aynı kişiden başka bir aktarma daha yapalım: “Şöyle dostluk yapacağız: Alışveriş yapacağız. Ticaret yapacağız. Onun (yani Yahudi ve Hıristiyan Batı’nın) bilgisini alacağız, ilmini alacağız. Geldi, ev kiraya vereceğiz…”
Demek kıstaslar bunlar! Kur’an’a başka bir atıf daha: “Sizden olmayanları dost, sırdaş kabul etmeyin!” Yapılan yorumu dinleyelim şimdi de: “Yani onların hiçbir âdetini (Noel ağacı kastediliyor) kendi âdetiniz yerine özenti yapmayın. Onları uyarlamayın.”
Ardından programın sunucusuna dönerek uyaran bir ses tonuyla, “Bu ağaçları evine dikme, koyma! Onların âdetini evinden uzaklaştır! Dostlarımızı düşmanlarımızı iyi bilelim. Müslümanların en büyük düşmanı Yahudilerdir, onlardan uzak dur!” öğüdü veriyor. Peşinden de Seda Sayan’a parmağını sallayarak, “Sen erkek gibi Müslüman bir kadınsın!” deniliyor. Erkek gibi?!
Gelelim hindi etine…
Çam ağacı ile ilgili meramını anlattıktan sonra sıra “hindi eti”ne geliyor. Hindi eti yemenin günah bir tarafı yok ama bunu “o gece” yapmayın diyor emekli müftü. Dinleyelim: “Onların âdetini yapmayın! Ben bir gün önce yiyorum, bir gün sonra yiyorum.” Tüm bu söylenenlerin gerekçesi de şuna bağlanıyor: “Ben Türk milletiyim. Beni zamanında arkadan vurmuş. Yıllarca benim ecdadıma kurşun sıkmış bir zihniyetin o gece ne hindisini yerim ne ağacını dikerim!” Asıl korkunç olanı da insanların hemen ardından konuşanı onaylarcasına “bravo hocam” çekmeleri ve alkışlamaları!
Emekli müftü içini döktükten sonra konuşma sırası “mütedeyyin” kadına geçiyor. O da mealen şunları söylüyor: Evde ağaç olabilir ama o ağacı sadece yılbaşı için alıyorsan bu bir sorun! Hıristiyan ve Yahudilerle her ne kadar ticaret yapsak da şunu unutmayın, onlar bizim üzülmemize seviniyor, zor anlarımızda mutlu oluyor. Tam o an Suriye’deki durumdan örnek verecekken sunucu araya giriyor ve bizim burada soracağımız soruyu soruyor: “Ben size hindiyi, ağacı soruyorum, sizler konuyu nerelere getiriyorsunuz!” Ağaç ve hindiden “medeniyetler çatışması”na… Kadın devam ediyor: “Bizim gösterdiğimiz hoşgörüyü onlar gösteriyor mu ama?” Seda Sayan araya girip “Ama siz de neredeyse Haçlı Seferi çıkaralım diyeceksiniz, olmaz ki…” diyor. Kadın da cevaben, “Keşke çıksa, keşke çıksa…” diye üsteliyor! Şaşırtıcı olan bir başka şey de Seda Sayan’ın yaptığı bu müdahalenin de alkış alması! Kafalar gerçekten de çok karışık.
Düşman kim?
Simgelerden ne olur, demeyin. Bazen bu, bir “Haçlı Seferi” başlatabilen bir kıvılcım olabilir ve günün birinde kendimizi “medeniyetler çatışması”nın orta yerinde bulabiliriz! En basit bir konuda bile böylesine gırtlak gırtlağa gelebiliyor olmamız, içinde bulunduğumuz vahamet hakkında sanırım fazlasıyla bilgi veriyor.
Ama bize her geçen gün demokraside “ileri” bir boyuta sıçradığımız, muhafazakârlaşsak da aslında hoşgörünün aramızda gittikçe arttığı vs. söylenmiyor mu? Hatta bunlar araştırmalarla, anketlerle ortaya konulmuyor mu? “Öz” ile “görünüş” arasında bir fark yok mu sahiden de? O zaman baktığımız gerçeklik bize neden tersini söylüyor? Bu arada “gerçek” düşmanımız kim ya da kimler?
Suriye’deki savaşta dahli olanlar arasında AKP hükümeti, Katar ve Suudi Arabistan yok mu? Filistin sorunu konusunda kimler şapkasını önüne alıp düşünüyor? Peki ya Kürt meselesi? Roboski’de hâlâ kanamakta olan yara? Van depremine neden bu ülkenin “Batı”sındakiler sevindi, seviniyor? Peki ya Dersim’in kayıp kızları? Peki ya Hrant’a ya da gözaltında Engin Çeber’e yapılanlar, ya Pınar Selek? Neredeyse her gün iş cinayetlerine kurban giden işçiler? Faili ayan beyan ortada cinayetler?
Kısaca dostumuz kim düşmanımız kim, bilmek istiyoruz!
Not: Bu yazı 23/12/2012 tarihli Radikal İki‘de yayınlanmıştır. Bkz. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1113373&CategoryID=42