İyi Adam !

İyi olmaya çalışan biri ; özde kötü biridir!

iyi olmaya çalışan biri iyi olmak için çaba göstermektedir ve er ya da geç yorulup bu çabadan vazgeçecektir, çünkü bu kişi iyi olmak için kötülükle savaşmaktadır. Sonsuza kadar savaşmak doğamıza aykırı olduğu için
bunu sürdüremez.

Gerçek iyilik, çaba olmadan gelen iyiliktir.

Sonradan eklenen meziyetler yüksek erdemler bile , fazla tutunamadan düşer…
Çünkü bunların temeli zayıftır.

Evladiyelik

Bu deyimi yaşı büyük olanlar daha iyi hatırlayacaktır. Benim çocukluğumda satıcılardan sıkça duyduğum, ailemin de alışveriş yaparken çokca önem verdiği bir ifadedir “evladiyelik”.

Yani kullan kullan, evladın dahi kullansın anlamındadır.

Elbette her şeyde olduğu gibi alışveriş ve ticarette evrim geçirmiş evladiyelik ürünler ve deyimin kendisi rafa kaldırılmıştır. Şimdi moda “tek kullanımlık”, “kullan at” şeklinde ürünlerdir.

Ama asıl dikkat çekmek istediğim nokta “evladiyelik” kültüründe yetişen insanların evlerinin bir süre sonra “çöp ev” olmasıdır. Ne varsa biriktirip atmaya kıyamaz hale geliyorlar. Mala daha çok önem ve değer veriyorlar. Yeni nesil ise malı daha çabuk ve hızlı tüketip daha az değer veriyor.

Ben sanırım yeni nesilin tüketim anlayışına sahibim. Belki insanın geliriyle de yakından ilgilidir bu durum.

Siz hangi noktadasınız bu konuda?

Bilinçli rüya makinesi…

arkadaşlar ben bu konu üstünde çalışıyorum…bu beyne bağlanacak bi sistemle rüyaları kontrollü, daha gerçekci ve daha uzun görmemizi sağlayacak…bu kişisel deneyim ve araştırmalarım sonucu projeleşti diyebilirim…ama astral seyahat gibi metafizik uydurmalar değil tamamen bilim!

sizinle bu konuda tartışalım istiyorum buyrun hoşgeldiniz…xenix özellikle sen özel mesajım ulaşmadığı için burda tartışalım istiyorum.

not=özel mesajlarım ulaşmıyor sanırım yöneticiler lütfen bi göz atsın.

NİETZSCHE’Yİ MARX İLE ANLAMAK

Hemen korkmayın, elmayla armutu kıyaslayacak değilim. Felsefe ile ilgili kafama takılanları bu 2 filozof çerçevesinde sizlerinde katılımıyla ortaya koymak ve nacizane görüşlerimi beyan etmek isterim. Hem de din tartışmalarından başını kaldıramayan sonsuz.us sakinlerini farklı bi felsefi konuyla meşgul etmek niyetindeyim.

Nietzsche’nin güç istenci kavramını bir akış olarak nitelendirmekteyim. Öyle ki Platon’dan beri süregelen metafizik geleneğin yıkılması için onun bu kavramı ortaya koyması zorunluydu. Keza Nietzsche için Marx’ın materyalizminden tutun, pozitivizme kadar bütün bir materyalist felsefe geleneği de aynı metafizik sürecin bir ürünüdür. Nietzsche için “metafizik” tanımı çok genişlemiştir, neredeyse bütün “-dır” ların ardında aynı hatalı metafizik çıkarımlar vardır.

İşte kanımca onun genişlettiği bu metafizik karşıtı tutum Nietzsche’yi ister istemez bir akış olarak gördüğü güç istenci kavramına yöneltecektir. Bütün uzayın, organik ve ya inorganik farketmeksizin belirli bir oluş durumları vardır. İnsan gibi bir akıl bu oluş içerisindeki enerji alanlarına deney ve ya gözlem amaçlı herhangi bir yaklaşımda bulunduğu zaman tıpkı kuantum mekaniğinde olduğu gibi, bu durumlar, gerçek olmayan biçimlerde kendisini gösterecektir. Sürekli oluş bizzat maddenin gerçekliği olduğundan, nesnel ve statik bir gerçeklik tanımı o maddenin gerçek varoluşunu bozar. Madde nedir sorusunun cevabı oluş sürecinin kendisi (güç istenci) olduğu için biyoloji, ahlak, epistomoloji gibi diğer farklı alanlar da bu ontolojik çıkarımın sonucu haline gelirler.

Diyalektik materyalizme göre bilinç tarihi değil, tarih bilinci oluşturur. Nietzsche’nin tarih sahnesine çıkışıyla birlikte birçok filozofu etkilediği biliniyor ancak günümüzde kendisinin bir popüler kültür ikonuna dönüşmesi (facebook ve aforizmalar sağolsun) sebebiyle dillerden düşmemesinin sebebinin de yine günümüz tarih koşullarına bağlamamız gerekecektir. Günümüz koşullarında insanın proaktif olarak hayat sürecine katılımı söz konusu değildir. Ekonomik ve sosyal koşullara, bundan 20-30 yıl öncesine göre daha az tepki gösterirken, günümüzde insan, kendi aktif yaşamına odaklanmıştır. Nietzsche’ye duyulan sempati de bu pasifize olmuş güncel insan tipinin hayata bakış açısını yansıtmaktadır.

Nietzsche, maddeyi kabul ederken, arka planda seyreden bir oluş sürecine yaptığı vurguyla aslında günümüz bireysel insanının yalnızlığı ve karamsarlığına bir çıkış yolu öneriyordu. Benim şahsi düşüncem Nietzsche’nin Buda’yı nitelikli ve daha ele avuca sığar hale getirmeye çalıştığıydı. Ancak maddeye bağlı gibi gözüküp maddeden ayrı çıkarsamalarda bulunmak metafiğin ta kendisidir. Özellikle sosyal koşulların insan ve insanın algıladığı madde üzerine etkisini, yani bir başka değişle materyalizmi, metafizik bir çıkarım olarak suçlayıp yerine soyut, ele avuca gelmeyen bir güç istenci kavramının getirilmesi, metafiğin daha bir irrasyonel yoludur. Günümüz reikicileri, zen’cileri, tasavvufçularının artış oranına baktığımız zaman Nietzsche’nin de nasıl bir ikona dönüştüğünü anlayabiliriz. Keza insanın materyali ve dolayısıyla evreni cansız olarak algılaması kolay değildir. Az önce saydıklarımın (Nietzsche dahil) hepsinin evrende, insan aklından bağımsız bir şekilde kendini insanda gösteren a priori bir madde bilinçliliğini savunduklarını söyleyebilirim. Tek fark biri tanrının varlığı önsavından diğeri ise olmadığı önsavından hareket eder. Sistemlerini bu savlara göre kurarlar.

Nietzsche’nin elle tutulamaması ve Marx’ın diyalektikteki haklılık payı beni daha çok Marx’ın felsefesine yaklaştırmış durumda. Keza onun günümüz toplumunu eksik olsa bile doğru tanımlayabileceğini düşünüyorum . Keza tek tanrıları bırakıp Nietzsche gibi panteist tanrılara tutunmak benim nasıl hayatta kalacağım ile ilgili bir bilgi veremez. Günümüz dünyası sosyal koşullardan bağımsız düşünülemez. Hayatın kuantum mekaniksel bir güç istenci olması, gözle görünür alandaki kuralların da o şekilde yüreyeciğini göstermez(güç istenci alanıyla, görünür alan birbirinden ayrı olmak zorundadır). Nietzsche’nin düşüncesi edebi ve sanatsal faaliyetlerle, rakının beyaz peynirle gittiği gibi, çok güzel gider. Ancak sanatsal değeri olan bir düşüncenin felsefi bir platformda dizgeleştirilmesi, ister istemez felsefi alanlar arasında çelişkiye sebebiyet verecektir.

Not: Nietzsche’nin başta güç istenci olmak üzere, kendine özgü birçok kavramını daha iyi anlamak isteyen arkadaşlara, William Plank’ın Nietzsche ve Varlık adlı kitabını tavisye ederim. Akabinde yukarıdaki konuyla ilgili görüşlerinizi de beklerim.

Kadınlarla başarılı olmanın en iyi yolu

“Kadınlarla başarılı olmanın en iyi yolu, kadınlarla başarılı olmaktan daha iyi yapacak bir şeylere sahip olmaktır.
Eğer, yaşamının sebebi kadınlarla başarılı olmaksa, kadınlarla başarılı olamayacaksın.
Kadınlarla başarılı olmak, mutluluğa giden yol değil.
Kadınlarla başarılı olmak, kendi hayatında mutlu olmanın bir yan ürünü
Evliliğin işe yaramamasının bir çok sebebinden birisi de bu.
İnsanlar diyor ki, benim bir sürü sorunum var. Ben bu sorunlarla başa çıkamıyorum.
Öyle bir adam ya da bir kadın bulacağım ki bütün bu sorunları sırtlamama yardımcı olacak.
Farkında değiller ki bu iki insan bir araya geldiği zaman iki katı problem var ve sırtlayacak kimse yok.
Bu yüzden de başarısız oluyorlar.
Gerçekten sağlıklı kadın/erkek ilişkisi çok daha özgür bir şey olmalı.
“Sennle çok iyi vakit geçirdim, yine görüşelim” diyorsun. Bunu o anda orada olmak için değil de, bir yere imza attığın için söylüyorsan problem var demektir. Bu şu demek değil; bugün tanıştığın biriyle önündeki 30 yılı beraber geçirmeyeceğin anlamına gelmez, ama bunu her sabah istediğin için yapmalısın. “

Başlık kadınlarla başarılı olmanın en iyi yolu olarak atıldı. Kadınlar için de erkeklerle başarılı olmanın en iyi yolu olarak düşünülebilir. Orjinali böyle olduğu için değiştirmedim. Bazı yerlerine rötuş yaptım. Orjinalliği bozuldu ama daha iyi oldu bence.
Belki bazıları bu yolu bilmeden fark etti. Fakat yanlış yönelimde bulunduklarını düşünüyorum.
Quantum fiziği, spiritualizm, felsefe, bilim vs. gibi yönelimlerde bulunursam olur diye düşündü. Niye öyle olmuyor peki? Hepsi bu değil çünkü. Önemli detaylar var. Kadın ve erkek olarak ortak özelliklere sahip makinalar olduğumuz gibi, pek çok farklı özelliklerimiz de var. Makinaların tuşlarının yeri farklı. Başlıktaki ilk ve temel kuralı anladıktan sonra, çalışma prensiplerini anlayamasak da makinalardaki tuşların yerlerini bulup doğru tuşlara basmak önemli hale geliyor.

Yukarıdaki alıntının sahibi pek çok noktaya değinmişti. Serbest bıraktığı ve değinmediği bazı noktalar vardı. Onlardan birine de İlhan Güngören parmak basıyor. 73 yaşında yazdığı “Yumuşak Sevişme” isimli kitabının önsözünden bir alıntı; “Bilgisizliğin, cehaletin ceremesi hiç bir konuda cinsellikte olduğu kadar ağır ödenmiyor. Çünkü cinsellikteki başarı ya da başarısızlık yaşamımızın her yönüne yansıyor. Yaşamımızın çizgisini değiştiriyor”

Karşı cinsle başarılı olmak mutluluğa giden yok değil tabi ki. Bence mutluluğun yan ürünlerinden biri de değil. Yan ürünlerin yarısından fazlası…