Homunculus

Hayatın anlamı manası sizce ne olabilir hayat her gün düşünmeden yaşanmadan da olsa geçiyor , gerçekten niye buradasın niye buradayım gerçeklikte bunlar cevaplamak imkansız gibi geliyor fakat nasıl cevaplarız ben kimim gerçekten yalnızca ;
35 litre su, 20 kg karbon , 4 lire amonyak , 1,5 kg kireç , 800 gr fosfor , 250 gr tuz , 100 gr ptasyum nitrat vesaire tüm bunlar insanı oluşturan elementler insan sadece bu mudur ? gerçekten sizce insan olmak nedir ?

Alexander Grothendieck

“” yaşayan en iyi matematikçi…””

yaşayan en iyi matematikçi ve şu an pek kimsenin bilmediği bir yerde çobanlık yapıyor

neden mi?

yaptığı bilimin savaşlara alet edileceğini biliyor , vicdanı tüccar insanların neler yapacağını biliyor …

bu duruşa saygı için bu konuyu açıyorum.

Nedir Bu Rahatsızlık?

Kahramanımızın damarlarındaki kanda hemen hemen %10 kayıp oluyor.

Daha az yeme ve içme ihtiyacı hissediyor ve dolayısıyla kilo kaybediyor. Baş dönmesi, terleme ve bulantısı da var. Kalp dolaşım sisteminde , kemik ve kaslarda zayıflama var.

Ancak birkaç gün sonra hiçbir ilaç ve tedavi görmeden iyileşmeye başlıyor ve eski sağlığına kavuşuyor.

Bu nasıl oluyor?

Tarihte Bugün : 30 Mart 1972 Kızıldere Katliamı!

Ertuğrul Kürkçü çıkmazı…

Aslında bu konu üzerinden kimi sosyalist cenahta sevilmeyen Ertuğrul Kürkçü’yü tartışmak istiyorum. Özellikle çoğu Cepheliler Ertuğrul Kürkçü’nün katliamdan önce polisle işbirliği yaptığı konusunda hem fikirdirler.

Ama öncelikle, Kızıldere’nin suyu neden “kızıl” akar bir bakalım..

“Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 12 Mart darbesinden sonra idam edilmelerini engellemek için, Mahir Çayan ve arkadaşları NATO üssünden kaçırdıkları İngiliz ve Kanadalı teknisyenlerle birlikte Tokat’ın Kızıldere köyüne geldiler. Mevzilendikleri muhtarın evinde devlet güçleri tarafından imha edildiler; katliamdan sadece Ertuğrul Kürkçü kurtulabildi. Samanlığa saklanarak kurtulduğu biliniyor. ”

Olayın vuku bulduğu gün hakkında anlatılanlar tüyler ürpertici… Eski MİT mensubu Mehmet Eymür, konuyla ilgili yaptığı konuşmada yorgun olduklarını ve o yüzden herkesi öldürdüklerini düşündüklerini söylemişti. Köydeki görgü tanıklarının iddiasına göre, Türk askerleri ve NATO amblemi taşıyan askerler köyü kuşatmıştı. Ardından Mahir’lerin saklandıkları muhtarın evine yaylım ateşi açıp herkesi hunharca katletmişlerdi!

Kayıtlara geçen isimler bildiğim kadarıyla : Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Ertan Saruhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy ve Ertuğrul Kürkçü..

Kızıldere Katliamının önemi, bence Denizlerin tutuklanıp idama mahkum edilmesinin ardından hala “bir umut” olarak nitelendirilen Çayan hareketi devlet terörü tarafından sindirildi. Bu bir kırılma noktasıdır. Halkın gerek psikolojin gerekse refleksif destekleri de bu katliamdan sonra şekillenmiş gibi görünüyor.

“Söz yeniden Ertuğrul Kürkçü de… Kürkçü, 1979’da Niğde Cezaevi’nde Uğur Mumcu’ya, Mahir Çayan’ın öldürüldüğü an’ı şöyle anlatır:

“İlk ben çıktığım için sabah, daha sonra da Mahir ‘Sen çık şunlarla konuş’ dedi. Ben çıktım, arkadan da Mahir, Cihan, Saffet çıktılar yukarıya… Evin çatısı var, topraktan, kiremit çatı, oradan merdivenle çıkılıyor, tek katlı bir ev. (…) Birlikler mevzilerine girmeye başladılar, makineli tüfek yuvalarının arkasına girmeye başladılar ve bizimle konuşmak isteyen adamlar geri geri gitmeye başladılar. ‘Ne oluyor?’ deyip, biz bir ölçüde geri çekildiğimiz zaman dört bir yanımızdan makineli tüfeklerle eve ateş açıldı. Önceden iki üç arkadaş kendini aşağıya attı. Ben onların arkasından, en arkada Mahir kalmıştı. Baş aşağı düştüm. Merdivenlerden yuvarlandım. Toparlanıp, doğrulmaya çalışırken yukarıdan kanlar boşalıyordu. Tam deliğin ağzına Mahir’in kolu sarkmış, kafası da kısmen sarkmış ve kanlar akıyordu, ben fırladım… Bir iki el bombası attım dışarıya. Makineli tüfek ateşi sürekli devam ediyordu. Fakat bir şey göremiyorsun, zaten. Ayrıca tesir sahası dışına çıkmışlardı. Bir şey kestirmek mümkün değil. Ve Mahir’i indiremedim.”

4+4+4 üzerine Ali Nesin’in söyledikleri (sol) muhalefetin tavrı

Geçenlerde açılan “türkiyede sosyalist parti ne yapmalı” konusuna paralellik ve somut örnek sunması açısından bu konuyu açıyorum:

“Her sistemin oldugu gibi bu sistemin de avantajları ve dezavantajları vardır. Ama ülkemizde çoğu zaman olduğu gibi problemin kendisi değil, türevleri tartışılıyor ve adı anılmadan tartışılıyor. Şu anda yapılan tartışma 4+4+4 ile ilgili değil, imam hatip okullarıyla ilgilidir. Bu iki problem birbirinden bağımsızdır, daha doğrusu bağımsız olmalıdır.


Önce imam hatip okullarıyla ilgili düşüncelerimi söyleyeyim de bir kesimin hücumunun önünü keseyim: Laik ve demokratik bir ülkede devlet doğrudan dinî eğitim veremez. Nokta! Benim düşüncem böyle ve bu düşüncemi de yakın zamanda değiştireceğe hiç benzemiyorum. Öte yandan devlet vatandaşın ihtiyaçlarını da karşılamalıdır ve vatandaşın da anlaşılan dini eğitim gibi bir ihtiyacı vardır. Tartışılması gereken bu ikilemdir: Devlet nasıl doğrudan dinî eğitim vermeden vatandaşın bu gereksinimi karşılayabilir? Benim çözümüm şöyle: Vatandaş örgütlenip, çevreden para toplayıp, öğretmen ve mekân tayin edip, devlet tarafından belirlenebilecek bazı koşullara uyma kaydıyla çocuklarına dinî eğitim verebilmeli; devlet de bu konuda vatandaşa destek olabilmeli. Yani devlet doğrudan dinî eğitim veremez ama dinî eğitim vermek isteyenlere dolaylı yoldan destek olabilir. Böylece devletin doğrudan dinî eğitim vermesinin önü kesilmiş olur. Bu tartışma bu ya da başka bir biçimde halledildikten sonra 4+4+4 eğitim sistemi sağlıklı bir biçimde ele alınabilir, aksi halde konuyla ilgili olmayan imam hatip okulları konusu bu önemli eğitim sorununu bulandırır, içinden çıkılmaz bir hale getirir.

Gelelim 4+4+4’ün kendisine… Muhalefet eleştirilerinde haksız sayılmaz. Her sistem gibi bu sistemin de zaafları vardır. Ama ne sadece zaaflar sayılarak ne de sadece olumlu taraflarına bakılarak karar verilebilir.

Tartmak lazım.

4+4+4 sisteminde kız çocuklarının eğitimi ve çocuk işçilerin artışı bir sorun olabilir gerçekten. Olumlu taraflarına bakalım:

1. Sistemin küçük parçalara ayrılması çocuğun ve gencin toparlanmasını sağlayabilir. Okul, mekân, öğretmen, arkadaş çevresi değiştirmekte her zaman yarar vardır. Bu değişiklik çoğu zaman kötüye doğru değil, iyiye doğru olur.

2. Küçük okulların açılmasına, köy okullarının canlanmasına, eğitime çeşitlilik gelmesine neden olacaktır.

3. Eğitim sistemi, ergenlik öncesi, ergenlik çağı ve ilk gençlik olarak üçe bölünmesi doğrudur, bu da aşağı yukarı 12 yaş öncesi, 12-16 yaş aralığı ve 16-19 yaş aralığına tekabül eder.

4. Robert Kolej, Saint Joseph gibi kalburüstü eğitim veren okulların çocukları 12-13 yaşlarında bünyelerine almasında büyük yarar görüyorum.

5. Bana kalsa, eğitim sistemini 5+3+4 olarak parçalardım ve hatta öğrencilerin 20 yaşından önce üniversiteye gitmelerini elimden geldiğince engellemeye çalışırdım.

Muhalefetin çekinceleri ciddiye alınmalı ve bu tehlikeleri bertaraf etmek için gereken önlemler alınmalıdır. Ama her şeyden önce imam hatip okulları sorunu oy kaygısı olmadan ve hiçbir şeyden çekinilmeden masaya yatırılmalıdır, aksi halde sağlıklı bir tartışmanın yürütülemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir.

Eğitim sisteminde en büyük devrim, eğitimde merkezileşmenin önü kesildiğinde ve milli eğitim bakanlığı hükümetlerden olabildiğince bağımsız bir kurum hale getirildiğinde gerçekleşecektir. O zamana kadar yapılan her şey çirkin bir surata vurulan makyajı tazeleme etkisinden öteye geçemez.

“

Ali Nesin

ali nesinin yazdıklarını katılırsınız katılmassınız veya bir fikir beyan etmeye bilirsiniz ama
bu yazıda ali nesin türkiyede ki (solcu) muhalefetin , paragraf aralarında, akıl buhranları iyi bir şekilde yansıtmıştır

örneğin şu paragrafa bakarsak:

”
Muhalefetin çekinceleri ciddiye alınmalı ve bu tehlikeleri bertaraf etmek için gereken önlemler alınmalıdır. Ama her şeyden önce imam hatip okulları sorunu oy kaygısı olmadan ve hiçbir şeyden çekinilmeden masaya yatırılmalıdır, aksi halde sağlıklı bir tartışmanın yürütülemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir.”

Evet burda sorunun merkezi durmaktadır , oy kaygısı için muhalefet asıl rahatsız olduğu noktayı ortaya koymamamaktadır , kendini zeki sanıp olayı dolandırmaktadır , dürüst olmadığı için kendiyle çelişme noktasına kadar varmaktadır!

Muhalefet, asıl karşı olduğu noktaları ortaya koymalıdır .