NASA’s Kepler mission

In February 2011 NASA’s Kepler mission has discovered its first Earth-size planet candidates and its first candidates in the habitable zone, a region where liquid water could exist on a planet’s surface. Five of the potential planets are near Earth-size and orbit in the habitable zone of smaller, cooler stars than our sun.

This artist’s conception shows the Kepler-11 planetary system and our solar system from a tilted perspective to demonstrate that the orbits of each lie on similar planes. (Credit: NASA/Tim Pyle)

Kepler, a space telescope, looks for planet signatures by measuring tiny decreases in the brightness of stars caused by planets crossing in front of them. This is known as a transit.

Since transits of planets in the habitable zone of sun-like stars occur about once a year and require three transits for verification, it is expected to take three years to locate and verify Earth-size planets orbiting sun-like stars.

The Kepler science team uses ground-based telescopes and the Spitzer Space Telescope to review observations on planetary candidates and other objects of interest the spacecraft finds.

Candidates require follow-up observations to verify they are actual planets. Kepler also found six confirmed planets orbiting a sun-like star, Kepler-11. This is the largest group of transiting planets orbiting a single star yet discovered outside our solar system.

“In one generation we have gone from extraterrestrial planets being a mainstay of science fiction, to the present, where Kepler has helped turn science fiction into today’s reality,” said NASA Administrator Charles Bolden. “These discoveries underscore the importance of NASA’s science missions, which consistently increase understanding of our place in the cosmos.”

Sarmaşık İnançlar

Hayatımızı farkında olsakta olmasakta inançlarımızla şekillendiriyoruz. Neye inanıyorsak evrensel mekanizma onu bize yansıtıyor. Şimdi ben bu yazdıklarıma inanıyorsam ben bunu yaşıyorum ve yaşamımda bu düşünçe tarzımı yansıtıyorum demektir. Benim düşünçelerim bana göre doğru olandır zaten bana göre doğru olmayanlar benim düşünçelerimde olamaz. Sizlere göre benim düşünçelerim veya inancım sizin inançlarınıza ve düşünçelerinize ters geliyorsa ben yanılgı içindeyimdir. Ters gelmiyorsa ben sizler tarafından doğru yoldayım demektir. Size göre benim doğru veya yanlış yolda olmamın önemi varmı? Neden fikirlerimizi diğer insanlara kabul ettirmeye çalışırız? Acaba onaylanma isteğimizden mi, öyleyse neden onaylanmaya ihtiyaç duyarız? Yoksa ben herşeyi en iyisini bilirim diye egomuzu tatmin etmeye mi çalışırız?

Rüyalar, Hayaller ve Gerçekler

Hepiniz çocukları bilirsiniz en azından çocukluğunuzu bilirsiniz. Onların dünyasında rüya ile hayal arasında fark yoktur. İkisi de aynı gerçekliktedir. Hatta onlara göre ikisi bazen gerçeklerle karışır. Bir çocuk rüya gördüğünde veya hayal kurduğunda bunu gerçekten olmuş sanabilir. Bu yüzden bazen inanılmaz yalanlar söyleyebilirler. Onları suçlamak yerine henüz gerçeklik algılarının tam oturmadığının farkına varmamız gerekir.

Nedir peki insanın gerçekliğinden hayallerinin kopmasının zamanı? Ne zamandır aradaki fark açıldı? Şu bir gerçek ama. Hayalleri ve rüyalarını kendi gerçekliğinde yaşamayı sürdürenler çok yaratıcı oluyorlar. Mozart, Einstein bunlardan bazıları. Belki bizim daha sonraları 3 kategoriye ayırdığımız bu dünyalar aslında aynı yola çıkıyor.

Ego Dağı

Sonunda kendini yüceltmeyi amaç edinen her türlü çaba felaketle sonlanmaya yazgılıdır. Bedelini şu anda ödüyoruz. Bir dağa, ne kadar büyük olduğunuzu kanıtlamak için tırmanıyorsanız, hemen hemen hiç bir zaman sağlayamazsınız bunu. Tırmansanız bile içi boş bir zafer olur bu. Zaferi sürdürmek için kendinizi tekrar tekrar başka yollarla kanıtlamak, sahte bir imajı tekrar, tekrar, tekrar oluşturmak; peşinizde bu imajın doğru olmadığı ve birinin bunu anlayacağı korkusuyla sonsuza dek bu imajı sağlamak zorundasınızdır. Bu çıkar yol değildir.