Ensest İlişkiler

Ensest (yasaksevi) kısaca, yakın akrabalar arasında gönüllü ya da gönülsüz cinsel ilişkidir. Çoğu kültürde ensest yasak olarak görülür. Bir tarafın gönüllü diğer tarafın gönülsüz olduğu ve cinsel istismara giren kısmını bir kenara bırakalım. O zaten zorbalıktır, suçtur.

İnceleyeceğimiz kısım iki tarafında gönüllü olduğu yakın akraba veya kan bağının olduğu cinsel ilişki türüdür. Bunun ahlaki açıdan tabu olmasının sebepleri nelerdir? Yapanların hoş görülmediği, cezalandırıldığı “ensest ilişkilerin” kökeninde ne vardır?

Bugün Türkiye’nin doğusunda ve çoğu ortadoğu ülkesinde çok nüfuslu aileler tek odalı evlerde yaşamaktadır. Bundan dolayı çocuklar ergenlik dönemine kadar aynı odada kaldıkları aile bireyleri ile ensest ilişki yaşamaları ve akraba evlilikleri yapmaları istatistikleri fazla çıkmaktadır.

İslam dini de çok yakın kan bağı olmadığı sürece (1. ve 2. dereceden) ensest ilişkilere izin vermektedir.

Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Ahzab (50)

Bu kadar yaygın olan ensest ilişkinin ahlaken yasak olmasını doğru buluyor musunuz? Ensest ilişkilere bakış açınız nedir? Eski kültürlerden bu yana ensest ilişkinin yasak olmasının altında çok ilkel zamanlardan bir korku mu yatar? Bugün bazı ülkelerin (örneğin İsviçre) ensest ilişkiyi serbest bırakması sizde ne gibi duygular uyandırıyor?

Aşk

Aşk bir kavuşmadır. Yankı bulup bulmadığı ne kadar bulduğu merak edilir,düşünülür. Acı veriyor olması bu yüzdendir. İnsan ruhundaki bu patlamaların karşıda yankı bulup bulamaması ifade yollarının açık olması halinde bu ifadelerin değil ama altındaki içtenliğin gücüne bağlıdır. Aşk , en çok bastırıldığı noktada patlama yapar . İnsan,doğa,sanat veya bastırılmış bir alana akar. Ama orada kalmaz . Çünkü insan bir bütündür . Denge kurmaya çalışır . Eğer bir aşkta bu bütünlük yerli yerine oturmuşsa , aşk hem kendisini geliştirir hem de öznelerini. Güncel ve sorunsal olan da bu patlama içinde yer alır ve zaman zaman aşkın önüne geçer . Aşkı söndürmeye baskı altına almaya öldürmeye kadar varır . Aşkın gücü onları aşabildiği ölçüde hayatı güzelleştir. İki kişi arasında yaşanan aşk ne kadar güçlüyse ve bilinçliyse , güncel ve sorunsal alan aşkın önünde adeta eğilir veya yaşamın içinde o aşk başarı kazanır yaratıcı olur .Her aşkta bu farklı olur. Ama yenilmiş, kısa süren, yanlış ve benzeri deyimlerle anlatılan aşklarda bu tersine bir etki yaratır. Toplum ise bireyin yarattığı aşkı tüketme eğilimindedir. Yaşayan aşk toplumda bir yer edinmek isteğiyle yüklüdür. Bu yeri tarafların bilinci ile normalize ettikleri oranda bulur. Yani aşkı normalize ettikçe büyüme şansı artar.İnsanın içinde yeni yaratıcılıklara sebep olur .

                 Aşkın yapısı gereği kavuşması da  ayrışması da şiddetli mutluluk ve üzüntülerle olur . Yaratıcılıkların kaynağı olarak aşkın gösterilmesi bu yüzdendir . Aşk gelişirken , kopuşurken , sönerken  çok çeşitli yeteneklerimizi canlandırıp geliştirir.

               Aşkla yaşanan  cinsellik ise bambaşkadır !

Cinsellik tek başına hiçbir zaman bulunamaz ve yaşanamaz. Bazı yaklaşımlar bu yüzden bütünüyle çökmüştür denebilir . O’na göre cinsellik üreyimin sadece hayvanlaştırılmış bir ifadesidir . Oysa üreyim bütünüyle insanlaşmıştır ve aşkla el ele olmadan artık bir hiçtir . (Örneğin Avrupa’nın nüfusu yaşlanmaktadır,sebebi ise üreyimin olmaması değil, aşksız bir üreyimin artık istenmemesidir. Dolayısıyla asıl sorun aşk üretememektir.)

Aşk yıkar ve olgunlaştırır !

Aşk kavuşma anında olsun ayrışma anında olsun muazzam bir enerjiyle yaratmaya ve yıkmaya kaynaklık eder. Bu yüzden aşk , bireyin olgunlaşmaya başladığı yer ve zamanda ortaya çıkar. Hazır olmayan için aşkın saati gelmemiştir. Ortaya çıktığı yer ve zamanda bireyi olgunlaştırıp geliştirir . Çünkü o anlarda birey kendisi ve bir başkasıyla dolu dolu ilgilenmiş olur . Bir kişiyle bile dolu dolu ilgilenen aslında bütün evrenin sırlarıyla ilgileniyor demektir

Aşkın da bir tarihsel gelişimi var !

Aşk doğuyor,gelişiyor ve ölüyor . Bireyin gelişmediği yerde bilinen güzel aşklardan söz etmek imkansızdır . Aşk gelişkin bireylerin toplumunda yaratıcı güzellikte olmuş, geri bireylerden oluşan toplumlarda ise tatsızlaşmış, sönmüş , cinsel bir araç haline gelmiştir .Toplumsal yasaklar arttıkça aşk yaşanamaz bir baskı ortamına girdikçe efsanevi aşklar doğup yayılır . Özgür ruhlu gelişmiş bireyler ise bu yasaklara pek aldırmazlar. İşte güçlü, efsanevi aşkları yaratanlar bu özgür ruhlu bireylerdir. Aşkın insan belleğinden kovulması,bir araç haline getirilmesi ise belli tarihsel dönemlerde daha yoğun yaşanmış bir gerçektir. Günümüz buna en son ve en yaygın örnektir . Temiz aşklar da vardır,ama !

             En ilk ve temiz aşklar gençlikte  veya  yaşlansa bile  yaşayamadığı için (bu açıdan)  genç kalmış ruhlarda  yaşanabilir . Bunun dışındaki aşklarda   hesap, çıkar ve  bencillik kol gezer . Artık bu aşk değil kişi çıkarlarının aşkı kullanarak basamak atlayışı sözkonusudur. En temiz aşklar bile bu bataklıkta boğulmaya yüz tutar .(örnek,günümüz) Tek istisnası ise kişiliklerin denk olgunlukta ya da güçte olması halidir. Bilgi,birikim,duyarlılık düzeyi,duygu ve düşünce derinliği gibi birçok etkenin kişiliklerdeki yansıması eşit olmalıdır. Eşit olmasa bile iki insan arasında uçurum olmamalıdır. Aşk ne kadar ateşli başlarsa başlasın  kişilikler arasında bir uyum ve denklik kurulamazsa sonu hüsran olur . Kadının ezilip  güçsüzleştirildiği, bastırıldığı, erkeğin ve erkekliğin kışkırtıldığı toplumlarda gerçek aşklar da yaşanmaz . Sayısız örnek hep bunun üzerinedir . Kişilikli olmanın  insanlaşmanın  bilinçli olmanın kimse önüne geçemeyecekse gerçek aşkın da önüne kimse geçemez . Kadın ve erkek uyumlu,denk kişilikler haline geldikçe bilinçli aşklar  eskisinden çok daha uzun ömürlü ve mutlu olacaktır . 

          Ne sorarsın ne de söyler. Söz konusu olan bir kadınsa hele bir çift söz bile edemezsin. Onun ateşi başını döndürür. Bir başka alemin yıldızı ya da güneşi gibi....yakar. Ateşinden duramadığın bir yana bu sırrı da çözemezsin. Her an gözünün önünde olmasına rağmen görememenin kahrını duyarsın. Bilemezsin hangi güneştir…Yüreğini onun bakışları deler ama sen yine de bunu arzularsın. Şaşarsın gördüğün düşlere...onu bir yar,bir kadın değil ayıramadığın bir parça gibi yaşar durursun.

           Yüreğin bir yerinde onu anlatmaya çalışan bir şair olduğu halde şairi bir türlü konuşturmak mümkün olmaz ve buna şaşarsın. Aşk dediğimiz hep ve sürekli şaşırmaktır biraz da. Bütün acılarının yokolması için ona doğru gitmeye çabalarsın. Gittikçe acıların artar. Buna da şaşarsın. Acının bittiği yer de ise aşk yoktur. Ne tuhaftır ki aşk acı verdiğinde acıyı bitirmeye çalışırsın. Acı bittiğinde ise aşk olmaz.

Adalet ve Siyaset

Seçimlerin hemen ardından gelen iki dalgayı biliyorsunuz. Fenerbahçe soruşturması ve Deniz Feneri davası. Bunların seçimden hemen sonra olması ise dikkat çekici. Neden seçimden önce ikisi de gündemde değildi?

Bu neyi gösteriyor. Adalet siyasi partilerin elinde bir araç mı? Adaleti istedikleri zaman yönlendiriyorlar mı? Siyasetten bağımsız bir adalet olsaydı seçimleri bekler miydi yoksa gerektiğinde hemen soruşturmalar ve davalar açılır mıydı?

Bu iki dava seçimden önce açılsaydı, oy oranlarında ne gibi değişiklikler olurdu?