Bir Başka Gerçekliğe Giriş – 2

Daha önce bahsedilen “benlik” (ego) tanımına göre, yeni bir gerçekliğe uyumlu olacak bir şekilde yeniden yapılandıracak alıştırmaların tekniklerini açıklamaya başlayabiliriz;

Ölümün Farkındalığı
Genelde tüm çağdaş toplumlarda bireysel benliğin ana “yapmalar” dan biri Ölümün yadsımasıdır. Genç yaşlarda ölüm bize unutturulur, her ne kadar bu unutma bilinmeyenden kaynaklanan korkuları yatıştırsa da yaşamın büyülü doğasını unutmak bunun bir yan etkisi olarak karşımıza gelir.
Bu “yapma” lar arasında, hayat sigortası satın alma, kendi cenaze masraflarını taksitlendirip ödeme gibilerini sayabiliriz. Yakın geçmişte hristiyan kilisesinin cennette arazi satışı gibi oldukça aşırı olayların da olmasına rağmen genelde her dinin amacı ardıllarının cennete gitmesi için gereken yolun tarif edilmesidir de diyebiliriz. Tabi bu yolda “ideal insan” olma dışında farklı algılanabilecek birçok uygulamanın da olduğu aşikardır. Kiliseye veya başka bir dinsel kuruluşa bağışta bulunmak cennette bir yer ayrılması için verilmiş en kaba anlamı ile bir rüşvettir. Reenkarnasyon da, “bu sefer olmasa da gelecek sefer cennete gidebilirim” düşüncesi için iyi bir nedendir.
Ölümden korkan “benlik” tir, çünki ölüm bilinmeyendir ve hiçliği temsil eder. Ölüm yaşamın yok sayılması değil, benliğin yok sayılmasıdır. Yaşam ise ölümle beslenir; bedenimiz hayvan ve bitkilerin ölümü ile beslenir, tıpkı bizim ölümümüzün onları besleyeceği gibi. Ölümün farkındalığı, bizi canlı olarak benliğin sınırlarının ötesine taşıyabilecek tek yoldur ve varlığın farkındalığına açılan kapıdır.
Ölümsüzlük sıradan insanın başlıca “yapma” larından biriyse, bunun karşıtı olan “yapma-ma” ölümün farkında olmaktır. Don Juan’ın kullandığı şekliyle “büyüklenme” kendini önemseme anlamındadır ve kendimizi ölümsüz olarak hissetiğimizde oluşur. Bilinçli ölümlüler, kısa ve geri dönülmez zamanlarını yıkıcı çoşkulara heba etmezler ve her edimlerini bir meydan okumaya dönüştürebilirler. Her edimleri onların yeryüzündeki son edimiymiş gibi erkleri yettiği ölçüde kusursuzlukla ve tadını çıkararak yaşamayı şeçerler.

Asla şunları yapmayı seçmezler;
• bugün yapılacak işleri belirsiz bir yarına erteleme,
• kendine ait olan imajı savunmak,
• kendini nefret, kin, gücenme ve bayağılık hislerine kaptırmak,
• depresyona girecek ve derin acı çekecek kadar hayıflanmak,
• sabırsız davranma, yakınma ve yenilmiş hissetmek,
• her şeyi “çirkin” olarak görmeyi öğrenmek,
• sevgiyi bastırma ve onu ifade etmeyi yadsımak,

Ölümüm farkındalığı zihinsel bir kavram değildir, o bir beden bilinçliliği olayıdır ve öteki özün farkındalığının özelliklerinden biridir, ona yalnızca “yapma-ma” uygulamaları ile ulaşabiliriz.

Bir Danışman Olarak Ölüm
Ölümü bir danışman olarak benimsemek gündelik yaşam konularında, sıradan bir insana oranla, daha ölçülü, etkili, ve gerçekçi bir yaklaşım imkanı verir. Yaşamın sizi yıprattığı ve parçaladığı bir anda ölümü hatırlayın, bu şekilde durumun gerçekliğini daha doğru değerlendirebilirsiniz. Büyüklenmenin herhangi bir çeşidine düştüğünüzde, zamana ve kişiliğiniz üzerinde egemen olmaya başladığınız anlarda bu daha da önem kazanır; çok değerli bir şeyi kaybetmekte olduğunuzu hissettiğinizde, bir şeye gücenip intikam hissi ile yanıp tutuştuğunuzda, kortuğunuzda ve eyleme geçmekten ürktüğünüzde; bu anlar ölüme bakıp onun öğüdünü almanın tam zamanıdır. Ölümün yanında gündelik sorunların tamamının, en ağırının bile, hiçbir değeri olmadığını göreceksiniz. Yaşamaktasınız; ve ölüm hangi köşede saklandığını bilmediğiniz halde, her an sizi beklemektedir. Önemli olan tek şey budur.

İskeletin Uyandırılması
Bu çalışma tek veya grupla açık havada ve gece yapılmalıdır. Herkes tamamen hareketsiz ve gevşemiş bir halde ayakta durarak başlanır. Başta fark edilemeyecek kadar yavaş hareket etmeye başlayın, mesela bir parmağınızı oynatarak başlayın, daha sonra diğer parmakları, kolları ve giderek tüm bedeni ağır çekimdeymişçesine harekete geçirin. Burdaki en önemli nokta her hareketin fiziksel olarak farkına varmaktır.
Ayağa kalkar gibi hareketlerle önce yavaş gittikçe hızlanarak hareket edin, hereketlere uygun ritimde nefes alın ve hızlanmayı 15 dakikada doruğa ulaşacak şekilde artırın, süre sonunda duygusal boşalım anını bekleyin. Buna ulaştığınızda bunu vurguluyan güçlü bir çığlık koyverin. Bundan sonra şu ana kadar yapılanların tersini uygulayarak tamamen hareketsiz kalana kadar devam edin.
Bu süre zarfında bedensel farkındalığınızı geliştirerek bedeninizdeki tüm kemiklere yöneltin, tamamen kemikten ibaretmişiniz gibi hissetmeye başlayın.
Bir maymun gibi eller ayakların arasından yere değer durumda çömelin. İskeletinizin farkındalığını derinleştirin. Bir iskelet olarak, dünyaya merak ve şaşkınlıkla bakan bilinmez bir varlıkmış gibi hissedin kendinizi. Bu arada derin nefesler alın, ve iskelet olduğunuz hissi berraklaşana kadar çömelmiş durumda kalın. Bundan sonra çok yavaş hareketlerle önce ayağa kalkın sonra harket etmeye başlayın, üç adım öne, üç adım arkaya. Dünyayı bir iskeletin göreceği şekilde görmeye çalışın, diğerlerini iskeletmiş gibi algılayın.

… devam edecek …

Aki

Bir başka gerçekliğe giriş – 2

Daha önce bahsedilen “benlik” (ego) tanımına göre, yeni bir gerçekliğe uyumlu olacak bir şekilde yeniden yapılandıracak alıştırmaların tekniklerini açıklamaya başlayabiliriz;

Ölümün Farkındalığı
Genelde tüm çağdaş toplumlarda bireysel benliğin ana “yapmalar” dan biri Ölümün yadsımasıdır. Genç yaşlarda ölüm bize unutturulur, her ne kadar bu unutma bilinmeyenden kaynaklanan korkuları yatıştırsa da yaşamın büyülü doğasını unutmak bunun bir yan etkisi olarak karşımıza gelir.
Bu “yapma” lar arasında, hayat sigortası satın alma, kendi cenaze masraflarını taksitlendirip ödeme gibilerini sayabiliriz. Yakın geçmişte hristiyan kilisesinin cennette arazi satışı gibi oldukça aşırı olayların da olmasına rağmen genelde her dinin amacı ardıllarının cennete gitmesi için gereken yolun tarif edilmesidir de diyebiliriz. Tabi bu yolda “ideal insan” olma dışında farklı algılanabilecek birçok uygulamanın da olduğu aşikardır. Kiliseye veya başka bir dinsel kuruluşa bağışta bulunmak cennette bir yer ayrılması için verilmiş en kaba anlamı ile bir rüşvettir. Reenkarnasyon da, “bu sefer olmasa da gelecek sefer cennete gidebilirim” düşüncesi için iyi bir nedendir.
Ölümden korkan “benlik” tir, çünki ölüm bilinmeyendir ve hiçliği temsil eder. Ölüm yaşamın yok sayılması değil, benliğin yok sayılmasıdır. Yaşam ise ölümle beslenir; bedenimiz hayvan ve bitkilerin ölümü ile beslenir, tıpkı bizim ölümümüzün onları besleyeceği gibi. Ölümün farkındalığı, bizi canlı olarak benliğin sınırlarının ötesine taşıyabilecek tek yoldur ve varlığın farkındalığına açılan kapıdır.
Ölümsüzlük sıradan insanın başlıca “yapma” larından biriyse, bunun karşıtı olan “yapma-ma” ölümün farkında olmaktır. Don Juan’ın kullandığı şekliyle “büyüklenme” kendini önemseme anlamındadır ve kendimizi ölümsüz olarak hissetiğimizde oluşur. Bilinçli ölümlüler, kısa ve geri dönülmez zamanlarını yıkıcı çoşkulara heba etmezler ve her edimlerini bir meydan okumaya dönüştürebilirler. Her edimleri onların yeryüzündeki son edimiymiş gibi erkleri yettiği ölçüde kusursuzlukla ve tadını çıkararak yaşamayı şeçerler.

Asla şunları yapmayı seçmezler;
• bugün yapılacak işleri belirsiz bir yarına erteleme,
• kendine ait olan imajı savunmak,
• kendini nefret, kin, gücenme ve bayağılık hislerine kaptırmak,
• depresyona girecek ve derin acı çekecek kadar hayıflanmak,
• sabırsız davranma, yakınma ve yenilmiş hissetmek,
• her şeyi “çirkin” olarak görmeyi öğrenmek,
• sevgiyi bastırma ve onu ifade etmeyi yadsımak,

Ölümüm farkındalığı zihinsel bir kavram değildir, o bir beden bilinçliliği olayıdır ve öteki özün farkındalığının özelliklerinden biridir, ona yalnızca “yapma-ma” uygulamaları ile ulaşabiliriz.

Bir Danışman Olarak Ölüm
Ölümü bir danışman olarak benimsemek gündelik yaşam konularında, sıradan bir insana oranla, daha ölçülü, etkili, ve gerçekçi bir yaklaşım imkanı verir. Yaşamın sizi yıprattığı ve parçaladığı bir anda ölümü hatırlayın, bu şekilde durumun gerçekliğini daha doğru değerlendirebilirsiniz. Büyüklenmenin herhangi bir çeşidine düştüğünüzde, zamana ve kişiliğiniz üzerinde egemen olmaya başladığınız anlarda bu daha da önem kazanır; çok değerli bir şeyi kaybetmekte olduğunuzu hissettiğinizde, bir şeye gücenip intikam hissi ile yanıp tutuştuğunuzda, kortuğunuzda ve eyleme geçmekten ürktüğünüzde; bu anlar ölüme bakıp onun öğüdünü almanın tam zamanıdır. Ölümün yanında gündelik sorunların tamamının, en ağırının bile, hiçbir değeri olmadığını göreceksiniz. Yaşamaktasınız; ve ölüm hangi köşede saklandığını bilmediğiniz halde, her an sizi beklemektedir. Önemli olan tek şey budur.

İskeletin Uyandırılması
Bu çalışma tek veya grupla açık havada ve gece yapılmalıdır. Herkes tamamen hareketsiz ve gevşemiş bir halde ayakta durarak başlanır. Başta fark edilemeyecek kadar yavaş hareket etmeye başlayın, mesela bir parmağınızı oynatarak başlayın, daha sonra diğer parmakları, kolları ve giderek tüm bedeni ağır çekimdeymişçesine harekete geçirin. Burdaki en önemli nokta her hareketin fiziksel olarak farkına varmaktır.
Ayağa kalkar gibi hareketlerle önce yavaş gittikçe hızlanarak hareket edin, hereketlere uygun ritimde nefes alın ve hızlanmayı 15 dakikada doruğa ulaşacak şekilde artırın, süre sonunda duygusal boşalım anını bekleyin. Buna ulaştığınızda bunu vurguluyan güçlü bir çığlık koyverin. Bundan sonra şu ana kadar yapılanların tersini uygulayarak tamamen hareketsiz kalana kadar devam edin.
Bu süre zarfında bedensel farkındalığınızı geliştirerek bedeninizdeki tüm kemiklere yöneltin, tamamen kemikten ibaretmişiniz gibi hissetmeye başlayın.
Bir maymun gibi eller ayakların arasından yere değer durumda çömelin. İskeletinizin farkındalığını derinleştirin. Bir iskelet olarak, dünyaya merak ve şaşkınlıkla bakan bilinmez bir varlıkmış gibi hissedin kendinizi. Bu arada derin nefesler alın, ve iskelet olduğunuz hissi berraklaşana kadar çömelmiş durumda kalın. Bundan sonra çok yavaş hareketlerle önce ayağa kalkın sonra harket etmeye başlayın, üç adım öne, üç adım arkaya. Dünyayı bir iskeletin göreceği şekilde görmeye çalışın, diğerlerini iskeletmiş gibi algılayın.

Aki

… devam edecek …

Bir başka Gerçekliğe giriş – 1

Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır;

  • Ölümü Danışman olarak kullanmak
  • Kendini önemsemeyi bırakmak
  • Kişisel tarihi silip atmak

Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır;

  • benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız,
  • benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz,
  • benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız,

Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra ona bağlı olarak bir duygu ortaya çıkar, bu duygunun olumlu veya olumsuz olduğuna bilişsel çerçevemiz karar verir. Bu nedenle benlik hem istikrarlı hem de değişken bir nitelik gösterir. Hem içsel bir boyut, anılar ve şemalar gibi, hem de dışsal bir boyut, diğer kişiler karşısında takınılan roller ve davranışları içerir.
Bireyi birey yapan, diğerlerinden ayıran duygu, tutum ve davranışların toplamı “benlik” denilen kavramın içindedir. Benlik, insanın kendi benliğini anlama ve kavrama biçimi olup kendine verdiği değerdir. Buna göre diğer insanlarla olan ilişkileri biçimlenir. Mistiklerin dışında, bilimadamları da “İdeal Benlik” diye bir kavram ortaya atmışlar ve tüm insanları buna göre uyarlamayı görev edinmişlerdir. İdeal benlik “birinin nasıl olması gerektiğidir”, ancak çok açıktır ki bu kavram, en azından, zamana ve cografi bölgeye göre çok büyük farklılıklar taşımaktadır, o halde “ideal” olan biri 10 sene sonra olmayabilir veya Avrupada “ideal” olan biri Afrikaya gittiğinde artık ideal olmayabilecektir. Bir kavramı evrenselleştirmedikten sonra, pek de bir anlam taşımayacak, kimin için ve/veya ne için “ideal” sorusu devamlı gündeme gelecektir. Aslında “İdeal İnsan” fikri nerdeyse 2500 yıl önce Platon tarafında da düşünülmüş ve bir başka gerçeklikle açıklanmıştır. Platonun o zamanlar anlattığı “Mağara Örneği” şu anki konumuz benlik ve dolayesi ile bilgi ile doğrudan alakalıdır. Platon’un bu örneği antik çağlarda olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini koruduğu için bir daha hatırlanmasında yarar var.

  • İnsanlar bir mağarada zincirlenmişlerdir. Yalnızca mağara duvarına vuran gölgeleri görür ve sesleri duydukları için bunları tek gerçeklik zanneder.
  • Aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır. Mağaranın dışına çıkıp diğer dünyayı görür, ışığa çıkış acı vericidir ve gördükleri anlaşılmaz şeylerdir.
  • Geri döndüğünde, bu sefer karanlığa giriş acı verici olur, hem ışıktan gözleri kamaşmış hem de bir başka gerçekliğin farkına vardığından sersemlemiştir, eskisinden daha da aptal bir durumdadır.
  • İçerdekiler, anlattıklarını hiç de hoş karşılamazlar, dillerinde bunları açıklıyacak kelimeler dahi yoktur, ve ne de olsa karanlık ve esaret rahatlıktır onlar için. Herhangi bir çaba gerektirmez. Işığa ve bir başka gerçekliğe bakmak ve onu kavramak ise cesaret ister.

Platon’a göre bilgi, duyuların algısı ile edinilmez. Bilgi “idealar” dünyasından derlenir.
İdeaları akıl yoluyla, akıl gözüyle görüp bilgilerini derliyebiliriz, bilgi almada duyusal algılarımızı karıştırdığımızda zorunlu olarak yorumlama mekanizması da devreye girer ki bu da saf bilgiye kendimizden birşeyler katmak anlamındadır. Bunun için de mağaradan kurtulmak ve dünyaya geniş bir açıdan bakmayı gerektirir. Platon’un bu görüşünün don Juan’ın duyusal verileri algılamanın, yorum katmadan yapılması gerektiği görüşü ile benzerliğine dikkat etmek gerekir.
İnsan, benlik tanımının içerdiği şey değil, ama, öyle olduğuna inanır, ve bu tanıma uygun davranır, yani benlik, sadece sözçüklerden oluşmuş sanki gerçekmiş gibi davrandığımız bir kavramlar/yorumlar yığınıdır. Benlik denilen tanımın içeriğinin aktif ifadesi, alışkanlıklardır ve sınırlarla tanımlanmış herşeydir. Biz, günlük yaşamın yapmalarıyız. Benliğin tek gerçekliğimiz olduğu ve sonsuza dek böyle kalacağına inandırıldık. Bir zamanlar biçimsiz/tanımsız olduğumuz unutturuldu.Yapma-mayı uygularken, bu tanımda yer almadığından, bunları olanaksız olarak düşünür ancak çalışma ile yapılabileceğini keşfederiz.
Gerçekliğin ve dolayesi ile benliğin yıkımı psikotik deliliktir. Burdaki “gerçeklik” olağan dünya görüşü anlamında öğretilmiş gerçekliktir. Sanrılanma, olmayan bir şeyi değil, olan bir şeyin algılanmasıdır, ancak olağandan farklı yorumlanması/düzenlenmesidir. Psikotik deliler normal insanların bilinçsizce zihinlerinden attıkları şeyleri algılarlar, bu durumda gerçeklik parçalanır ve benlik sürekliliğini kaybeder, sürekliliğini kaybeden benlik kesinlik duygusunu kaybeder ve kimlikle ilgili kuşkuya düşer. Benliğin özelliklerinin neler olduğundan emin değildir artık. Davranışın temeli benlik olduğundan ve bu da parçalandığından kişi düzensiz ve tutarsız görünür. Deli, savaşçı gibi ama denetimsiz bir şekilde yeniden yapılanma sürecine giren kişidir, alternatif bir varlık biçimi arayışı, normalliği red etmedir. Psikozlu delinin savaşçıdan farkı özgürlük hedefine varması için gereken erkin olmamasıdır.
Savaşçının özgürlük için benimsediği yol onu çıldırtabilir, ama bir savaşçı bunu kendini kaybetmeden gerçekleştirir. Don Juan’ın “denetimli delilik” dediği olgu budur. Burası açıktır ki psikozlular, deliliğe kendi seçimleri olmadan, denetleme güçlerinin ötesine dalarken, bir savaşçı benliğinin yeniden yapılandırma sürecinde uyumlu bir şekilde ilerler. Normalliğin azalması beraberinde enerji, denetim ve ölçülüğün artmasını getirir. Savaşçılar şasırtıcı ve giz dolu olan bu dünyayı gezinmek amacıyle kullanırlar.
Bir benlikle doğmadığımızı ancak bebekliğimizden beri bir benlik edinmeye zorlandığımızı anladığımızda bu sorunun büyük bir kısmını halletmışsiz demektir. Bu durumda benliği biçimlendiren biz olduğumuza göre onu silme ve/veya değiştirecek ve başka birini yaratacak olanağa da sahibiz demektir. Burdaki amaç yeni durumlara uyacak yeni bir varlık biçimi yaratabilmektir.
Bu tekniklerin hepsindeki amaç birleşim noktasını hareketi ve bu hareketin sağladığı özgürlüğün kabul edilmesidir. Ben dediğimiz şey “birleşim noktasının” belirli bir konumunur. Eğer birleşim noktasını hareket ettirebilirsek tanım değişecek ve dolayesi ile “ego” da farklı algılama seviyelerine uyum sağlıyacağı bir şekile bürünecektir. Gerçekte amaç “ego”nun kırılması veya yok edilmesi değil onun kemikleşmiş yapısının kırılarak farklı algılamaları kabul edebilecek düzeye getirmektir. DJ’nin benliği yok edip yeniden yapılandırma teknikleri mistiklerdeki gibi yok etme değil onu değiştirmedir. Mistik düşüncelerde ağırlıklı olmak üzere genelde felsefelerde “Benlik” (ego) kavramına pek de iyi bir gözle bakılmaz. Her zaman “Ego” ile alay edilir, onun varlığı küçültücüdür ve kırılması, mümkün olan en alt seviyeye indirilmesi gerekir, ancak bu şekilde mutlu sona ulaşılabileceği söylenir. Amaç birey olmamaktır, üst iradenin içinde erimek, yok olmaktır. Bu durumda özgür iradeye de karşı çıkılamadığı için aslında özgür iradenin sonucunun üst iradenin istediği olarak tanımlanır, kısaca benliği kırılmış mutlu insanın özgür iradesi mutlak iradenin aynısıdır. Burdan özgür iradenin olmadığı çıkarsamasının yapılmaması gerektiği de uzun uzun anlatılır, aksi takdirde özgür iradenin olmadığı bir durumda bireyin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı bilinir, ama sorumsuz bir varlık da istenmez nedense, hem sorumlu olunacak hem de serbest iradesi varmış gibi davranıp kendi iradesini kullanmayacak bir varlıktır istenen aslında, halbuki DJ bunun tam tersi varlığın tam anlamıyla özgürleşmesi için çalışmaktadır.

Aki

… devam edecek …

Bir başka gerçekliğe giriş – 1

Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır;

  • Ölümü Danışman olarak kullanmak
  • Kendini önemsemeyi bırakmak
  • Kişisel tarihi silip atmak

Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır;

  • benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız,
  • benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz,
  • benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız,

Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra ona bağlı olarak bir duygu ortaya çıkar, bu duygunun olumlu veya olumsuz olduğuna bilişsel çerçevemiz karar verir. Bu nedenle benlik hem istikrarlı hem de değişken bir nitelik gösterir. Hem içsel bir boyut, anılar ve şemalar gibi, hem de dışsal bir boyut, diğer kişiler karşısında takınılan roller ve davranışları içerir.
Bireyi birey yapan, diğerlerinden ayıran duygu, tutum ve davranışların toplamı “benlik” denilen kavramın içindedir. Benlik, insanın kendi benliğini anlama ve kavrama biçimi olup kendine verdiği değerdir. Buna göre diğer insanlarla olan ilişkileri biçimlenir. Mistiklerin dışında, bilimadamları da “İdeal Benlik” diye bir kavram ortaya atmışlar ve tüm insanları buna göre uyarlamayı görev edinmişlerdir. İdeal benlik “birinin nasıl olması gerektiğidir”, ancak çok açıktır ki bu kavram, en azından, zamana ve cografi bölgeye göre çok büyük farklılıklar taşımaktadır, o halde “ideal” olan biri 10 sene sonra olmayabilir veya Avrupada “ideal” olan biri Afrikaya gittiğinde artık ideal olmayabilecektir. Bir kavramı evrenselleştirmedikten sonra, pek de bir anlam taşımayacak, kimin için ve/veya ne için “ideal” sorusu devamlı gündeme gelecektir. Aslında “İdeal İnsan” fikri nerdeyse 2500 yıl önce Platon tarafında da düşünülmüş ve bir başka gerçeklikle açıklanmıştır. Platonun o zamanlar anlattığı “Mağara Örneği” şu anki konumuz benlik ve dolayesi ile bilgi ile doğrudan alakalıdır. Platon’un bu örneği antik çağlarda olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini koruduğu için bir daha hatırlanmasında yarar var.

  • İnsanlar bir mağarada zincirlenmişlerdir. Yalnızca mağara duvarına vuran gölgeleri görür ve sesleri duydukları için bunları tek gerçeklik zanneder.
  • Aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır. Mağaranın dışına çıkıp diğer dünyayı görür, ışığa çıkış acı vericidir ve gördükleri anlaşılmaz şeylerdir.
  • Geri döndüğünde, bu sefer karanlığa giriş acı verici olur, hem ışıktan gözleri kamaşmış hem de bir başka gerçekliğin farkına vardığından sersemlemiştir, eskisinden daha da aptal bir durumdadır.
  • İçerdekiler, anlattıklarını hiç de hoş karşılamazlar, dillerinde bunları açıklıyacak kelimeler dahi yoktur, ve ne de olsa karanlık ve esaret rahatlıktır onlar için. Herhangi bir çaba gerektirmez. Işığa ve bir başka gerçekliğe bakmak ve onu kavramak ise cesaret ister.

Platon’a göre bilgi, duyuların algısı ile edinilmez. Bilgi “idealar” dünyasından derlenir.
İdeaları akıl yoluyla, akıl gözüyle görüp bilgilerini derliyebiliriz, bilgi almada duyusal algılarımızı karıştırdığımızda zorunlu olarak yorumlama mekanizması da devreye girer ki bu da saf bilgiye kendimizden birşeyler katmak anlamındadır. Bunun için de mağaradan kurtulmak ve dünyaya geniş bir açıdan bakmayı gerektirir. Platon’un bu görüşünün don Juan’ın duyusal verileri algılamanın, yorum katmadan yapılması gerektiği görüşü ile benzerliğine dikkat etmek gerekir.
İnsan, benlik tanımının içerdiği şey değil, ama, öyle olduğuna inanır, ve bu tanıma uygun davranır, yani benlik, sadece sözçüklerden oluşmuş sanki gerçekmiş gibi davrandığımız bir kavramlar/yorumlar yığınıdır. Benlik denilen tanımın içeriğinin aktif ifadesi, alışkanlıklardır ve sınırlarla tanımlanmış herşeydir. Biz, günlük yaşamın yapmalarıyız. Benliğin tek gerçekliğimiz olduğu ve sonsuza dek böyle kalacağına inandırıldık. Bir zamanlar biçimsiz/tanımsız olduğumuz unutturuldu.Yapma-mayı uygularken, bu tanımda yer almadığından, bunları olanaksız olarak düşünür ancak çalışma ile yapılabileceğini keşfederiz.
Gerçekliğin ve dolayesi ile benliğin yıkımı psikotik deliliktir. Burdaki “gerçeklik” olağan dünya görüşü anlamında öğretilmiş gerçekliktir. Sanrılanma, olmayan bir şeyi değil, olan bir şeyin algılanmasıdır, ancak olağandan farklı yorumlanması/düzenlenmesidir. Psikotik deliler normal insanların bilinçsizce zihinlerinden attıkları şeyleri algılarlar, bu durumda gerçeklik parçalanır ve benlik sürekliliğini kaybeder, sürekliliğini kaybeden benlik kesinlik duygusunu kaybeder ve kimlikle ilgili kuşkuya düşer. Benliğin özelliklerinin neler olduğundan emin değildir artık. Davranışın temeli benlik olduğundan ve bu da parçalandığından kişi düzensiz ve tutarsız görünür. Deli, savaşçı gibi ama denetimsiz bir şekilde yeniden yapılanma sürecine giren kişidir, alternatif bir varlık biçimi arayışı, normalliği red etmedir. Psikozlu delinin savaşçıdan farkı özgürlük hedefine varması için gereken erkin olmamasıdır.
Savaşçının özgürlük için benimsediği yol onu çıldırtabilir, ama bir savaşçı bunu kendini kaybetmeden gerçekleştirir. Don Juan’ın “denetimli delilik” dediği olgu budur. Burası açıktır ki psikozlular, deliliğe kendi seçimleri olmadan, denetleme güçlerinin ötesine dalarken, bir savaşçı benliğinin yeniden yapılandırma sürecinde uyumlu bir şekilde ilerler. Normalliğin azalması beraberinde enerji, denetim ve ölçülüğün artmasını getirir. Savaşçılar şasırtıcı ve giz dolu olan bu dünyayı gezinmek amacıyle kullanırlar.
Bir benlikle doğmadığımızı ancak bebekliğimizden beri bir benlik edinmeye zorlandığımızı anladığımızda bu sorunun büyük bir kısmını halletmışsiz demektir. Bu durumda benliği biçimlendiren biz olduğumuza göre onu silme ve/veya değiştirecek ve başka birini yaratacak olanağa da sahibiz demektir. Burdaki amaç yeni durumlara uyacak yeni bir varlık biçimi yaratabilmektir.
Bu tekniklerin hepsindeki amaç birleşim noktasını hareketi ve bu hareketin sağladığı özgürlüğün kabul edilmesidir. Ben dediğimiz şey “birleşim noktasının” belirli bir konumunur. Eğer birleşim noktasını hareket ettirebilirsek tanım değişecek ve dolayesi ile “ego” da farklı algılama seviyelerine uyum sağlıyacağı bir şekile bürünecektir. Gerçekte amaç “ego”nun kırılması veya yok edilmesi değil onun kemikleşmiş yapısının kırılarak farklı algılamaları kabul edebilecek düzeye getirmektir. DJ’nin benliği yok edip yeniden yapılandırma teknikleri mistiklerdeki gibi yok etme değil onu değiştirmedir. Mistik düşüncelerde ağırlıklı olmak üzere genelde felsefelerde “Benlik” (ego) kavramına pek de iyi bir gözle bakılmaz. Her zaman “Ego” ile alay edilir, onun varlığı küçültücüdür ve kırılması, mümkün olan en alt seviyeye indirilmesi gerekir, ancak bu şekilde mutlu sona ulaşılabileceği söylenir. Amaç birey olmamaktır, üst iradenin içinde erimek, yok olmaktır. Bu durumda özgür iradeye de karşı çıkılamadığı için aslında özgür iradenin sonucunun üst iradenin istediği olarak tanımlanır, kısaca benliği kırılmış mutlu insanın özgür iradesi mutlak iradenin aynısıdır. Burdan özgür iradenin olmadığı çıkarsamasının yapılmaması gerektiği de uzun uzun anlatılır, aksi takdirde özgür iradenin olmadığı bir durumda bireyin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı bilinir, ama sorumsuz bir varlık da istenmez nedense, hem sorumlu olunacak hem de serbest iradesi varmış gibi davranıp kendi iradesini kullanmayacak bir varlıktır istenen aslında, halbuki DJ bunun tam tersi varlığın tam anlamıyla özgürleşmesi için çalışmaktadır.

Aki

… devam edecek …

Savaşçının Yolu – Günlükler 4/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu

Bölüm 4

Savaşçının yolundaki dördüncü öğe, ENERJİ BEDENİ’dir. Çok eski çağlardan beri, büyücüler, her insana ait fakat farklı bir yapılanmada olan özel bir enerjiye, enerji bedeni adını verdiler, diye anlattı don Juan. Bu yapılanma, düş bedeni, çift veya diğeri olarak da adlandırıldı. Onun tercihi, büyücülerin üstünde anlaştıkları ve soyut şeyleri ifade ederken kullanmayı tercih ettikleri, enerji bedeni demekti. Fakat bir de enerji bedeni için söylenen komik bir isimden de bahsetti, bir lakap, anlaşılmaz bir şeye arkadaşça bir laf: que ni te jodan, İngilizce anlamı, “sana yük olmayan enerji bedeni, veya başka birşey.”
Don Juan, enerji bedenini, doğrudan enerji olarak görülen insan bedeninin, enerji alanlarının yansıması olan, enerji alanları kümesi olarak açıkladı. Don Juan, büyücüler için, fizik bedenin ve enerji bedeninin tek bir birim olduğunu söyledi.Büyücüler, fizik bedenin, bildiğimiz anlamda beden ile zihini gerektirdiğini, ve insanlık diyarında, fizik beden ile enerji bedeninin dengelenmiş enerji yapılanması olduğuna inandıklarını ilave etti. Bunun beden ile zihin arasındaki bir dualizm olmadığını, tek olası dualizmin fizik ile enerji bedenleri arasında var olduğunu açıkladı.
Büyücülerin iddiası, sezginin duyusal verileri yorumlayan bir işlem oluşudur, fakat, her insanda yorumlama işlemine gerek duymadan enerjiyi doğrudan algılama kapasitesi de vardır. Eğer insanlar bahsedilen bu durumdaysalar, o zaman parlak bir küre şeklinde algılanırlar. Büyücüler, bu ışıklı kürenin, gizemli bir bağlayıcı güç tarafından bir arada tutulan enerji alanları kümesi olduğunu iddia etmektedir.
İlk olarak bunu bana anlattığında “Enerji alanları kümesi, ile neyi ifade etmek istiyorsun, don Juan?” diye sordum.
“ Enerji alanları bilinmez bir kümeleşme gücü ile sıkıştırılıyor,” diye yanıtladı. “Savaşçıların bir diğer sanatı da, eşi olan fizik bedenden çok uzakta bulunan enerji bedenine işaret etmektir, onu yakına getirir, böylece fizik bedenin yaptığı her şeyi enerjik olarak o yönetmeye başlar.
“Eğer kesin olmak istiyorsan,” don Juan devam etti, “enerji ile fizik bedenin çok yakın olduğu zaman, büyücü, nerdeyse birbirleri üstüne bindirilmiş iki parlak küre görür. Enerji ikizimizin yakın olması, doğal durumumuzdandır, yoksa, doğum anında bir şeyin enerji bedenimizi fizik bedenden uzaklaştırmak için ittiğinden değil.”
Do Juanın silsilesindeki büyücüler, enerji bedenini fizik bedene yaklaştırmak için gereken disipline müthiş bir vurgu yapmışlardır. Don Juan, her bir insanda farklı olmasına rağmen, enerji bedenin uygun bir yakınlıkta olduğunda, bu yakınlığın büyücülere enerji bedenlerini, diğer veya çifti: başka bir varlık, katı ve üç boyutlu, tamamen kendilerinin aynısı olana dünüştürme imkanı verdiğini açıkladı.
Aynı uygulamayı yaparak, büyücüler katı, üç boyutlu fizik bedenlerinin, tamamen kopyası olan, bir enerji bedenine dönüştürebilirler: yani, normal bir gözle görülebilecek saf enerji alanları kümesi olan; duvardan geçebilecek bir eterik enerji bedenine.
Bu ifadeyi duyduğumda hayrete düşmüş ve şaşkın bir halde, “Bedeni bu kapsamda değiştirmek mümkün mü, don Juan? Yoksa sadece sadece uydurma bir şeyi mi tanımlıyorsun?” diye sordum.
“Büyücüler hakkında uydurma olan bir şey yok,” diye cevapladı. “Büyücüler gerçek varlıklardı, ve tanımladıkları her zaman ciddi ve mantıklı şeylerdir. Bizim açmazımız, doğrusallıktan sapmaya isteksiz olmamızdır. Bu bizi birinin düşleyebileceği en lanet şeye inanmak için kendini öldüren inançsızlar yapar.”
“Bu şekilde konuştuğunda, don Juan, ne demek istiyorsun” dedim, “neye inanmak için kendimi öldürüyorum?”
“Örneğin, antropolojinin anlamlı ve var olan birşey olduğuna inanmak için öldürüyorsun kendini. Dindar bir kimsenin, Tanrının cennette yaşayan, Şeytanın kötülük yapan ve cehennemde yaşıyan biri olduğuna inanmak için, kendini öldürmesi gibi.”
Benim için iğneleyici fakat hayret verici kesinlikte laflar söylemek don Juan’ın stiliydi. Söyledikleri ne kadar çok iğneleyici ise benim üzerimdeki etkisi o kadar güçlü oluyordu. Onun diğer bir eğitim yöntemi, büyücüler hakkında maksada uygun bilgiler vermekti, bu bilgiler hafif, fakat beni ikna eden çok kritik doğrusal açıklamalardı. Enerji bedenini tartışırken, dolambaçlı bir soru sordum:
“Büyücüler, hangi süreçlerle eterik enerji bedenlerini katı ve üç boyutlu bedene veya fizik bedenlerini duvardan geçebilecek eterik enerjiye dönüştürebiliyorlar?”
Don Juan profesyonel bir ciddilik takınarak, parmağını uzatıp dedi ki: “Hepsi bizim irademizde var olan – ancak her zaman bilinçli ve kullanılmaya hazır olmayan – yeteneklerimizdeki, iki enerji alanı kümesi gibi olan fiziksel ve enerji bedenlerini birbirine bağlayan, güçü kullanır.
Açıklamalarıi iğneleyici olmakla beraber, gizli enerji kaynaklarımızca sürekli başarılan, fakat doğrusal zihnimiz tarafından inanılmaz olan, son derece doğru olaybilimsel süreçlerin tariflerdir. Büyücüler, fizik ve enerji bedenler arasındaki bağlantının, farkına dahi varmadan kullandığımız, gizemli bir kümeleşme güçü olduğunu ileri sürüyor.
Büyücülerin, bedeni kümelenmiş bir ışıklı enerji alanı olarak tanımladıklarıda, iki elin yanlamasına ve yukarıya doğru uzatılması ile oluşan bir küre boyutunda olduğunu algıladılar. Aynı zamanda kürede birleşim noktası denilen bir şeyin varlığını da algıladılar; sırttaki kürek kemiğinin yüksekliğinde, fakat bir el boyu uzakta ve bir tenis topu büyüklüğünde olan daha parlak bir nokta. Büyücüler, birleşim noktasını, doğrudan akan enerjinin duyusal veri olarak çevrildiği, ve günlük hayat için yorumlandığı, bir bölge olduğuna karar verdiler. Don Juan, birleşim noktasının, bu işlevinin dışında aynı zamanda çok önemli bir ikinci görevi olduğunu: fizik ile enerji bedenler arasındaki bağlantıyı sağladığını söyledi. Bu bağlantıyı, niyetin gücü ile etkilenen, her biri tenis topu büyüklüğündeki, iki manyetik dairenin birbirine paralel bağlantısı, olarak tanımladı.
Ayrıca, fizik ile enerji bedenlerin birbirlerine yapışık olmadıkları zamanlarda, aralarındaki bağlantının eterik bir iplikçik olduğunu ve bazen bu iplikçiğin varlığının bile belli olmayacak kadar ince olduğunu, söyledi. Don Juan, enerji bedenin yaşlandıkça daha da uzağa doğru itildiğini, ve ölümün bu ince bağlantının kopması sonucunda olduğunu açıkladı.

… Çevirimin sonu …