kapitalizmin dualizmi

Kapitalist Toplumda Materyalizmin Hükümranlığı Ve Muhafazakâr aklın ‘İdealist’ ‘düalist’ yapısı

Çağın sancısı öyle bir derin öyle bir sarsıcı ki; bundan bir çocuk doğar mı? Bir insan dünyaya gelir mi bilemeyiz. Ama çok zaman geçti ki karnındaki şişliğe ve sancıya rağmen hala kusamıyor. Belki de şimdi, insanlık yaklaşık iki yüz yıl yediği haltı kusuyor ve kendi kusmuğuna bakmaya bile cesareti yok.

Açlığa terk edilen binlerce çocuk şu an ölümü bekliyor. Doğu Afrika’da milyonlarca insan yüzyılın en büyük kuraklığını yaşıyor. Daha doğrusu yaşatılıyor. Çünkü en önemli nedenlerden birisi batının sömürü çarkının içinde yıllarca Afrika’nın bulunuyor olması. Afrika’nın bütün zenginliğinin batı tarafından yağmalandığı artık bilinen bir gerçek. Gelişmiş ülkeler ve yaşlı Avrupa kendi yarattıkları krizleriyle uğraşırken her zaman ki bencilliği ve umursamazlığı takınıyor bu konuda.

Çünkü kapitalist toplumlarda gerçek bir materyalizm hüküm sürmektedir.

Bizim gibi Müslüman toplumlar, bazı sosyalist grupları örnek göstererek Marksizm’e lanet yağdırıp batının kapitalist modeline kendini yamamış olsa da tarihi bir yalanın arkasında yol aldıklarının farkında değiller.

Vaktinde batının bu bencilleşmesinin, fütursuzca büyümesinin karşısına dikilen, lanet yağdırdığınız Marx değil miydi?

Aslında Marx, Batının eski yunandan devraldığı ve Descartes ile anlam kazanan düalizmine karşı ‘tarihi materyalizmi’ ortaya koydu.

Çünkü; düalist düşünce ‘idealist materyalizm’ madde ile ruhu birbirinden ayırır. İki farklı güzergâha taşır onları. Bu idealist tarih anlayışına karşı organik bir tarih anlayışı ileri sürer

Marx.

Dünyayı sadece ideaların/düşüncelerin yönettiğine inanmak ancak düalist bir imana götürür insanı ki, günümüz muhafazakâr Müslüman tipi de aynen böyledir. Kitab-ı mukaddesçi anlayış…

Serveti bir kenarda, namazı diğer kenardadır. Bir tarafta haccı, öteki tarafta biriktirdikleri ve bunda bir çelişki görmeyişi…

Siyasi iktidar iken bir yanda yolları ve barajlarıyla övünür diğer yanda bozulan doğal dengeyi ve türlerin yok oluşunu görmez.

Günümüzdeki kapitalist büyüme sisteminin neden evrenselleştirilemediğini bizlere anlamamızı sağlayan, Marks’ın sermayenin büyümesi için sömürgeciliğin gerekli olduğunu kanıtlaması değil midir?

Böyle bir büyüme dünyanın küçük bir azınlığının büyük bir bölümünü sömürmesi anlamına gelir ki; muhafazakâr kesim bu tarihi gerçeği kendi izan kodlarından çoktan silmiş gibi görünüyor.

Garaudy; “ ‘İslam ve insanlığın geleceği’ isimli yapıtında ‘gelişme modeli veya çokuluslu şirketlere karşı mücadele gibi, bugünkü Müslümanlar için can alıcı nitelik taşıyan sorunları çözmede eski fıkıhçı anlayışların bir yararının olmayacağını ortaya koyarken, batıdan alınma bir hukuk ile Hicretin dördüncü yüzyılından itibaren donmuş bir “şeriat”ın ortaya çıkardığı bu şizofren hukuk anlayışına son vererek bu yüzyıla ait bir hukuk ortaya koyamazsak ne şimdi yaşamaya ne de geleceği kurmaya imkanımızın kalamayacağını” söyler.

“Komünizm aleyhtarlığının ve efsanevi bir Marksizm’e karşı lanetler yağdırmanın, gerçek anlamda İslami hiçbir yanı yoktur. Bunlar sadece, bunu söyleyen kimselerin kapitalist dünyayı benimsediklerini ve onun ideolojisini paylaştıklarını gösterir.”(*)

Söylememiz gereken siyasi doktrinler olarak tek bir bedende duran iki parçadan birine talip olmamız gerektiği değil, bilakis o tek bedene yeni bir ruh vermenin gerekli olduğunu kavramaktır.

Çağımızın temel sorunu batı tarafından geliştirilmiş olan büyüme modelidir. Bu büyüme modeli faydalı, faydasız, zararlı ve hatta öldürücü herhangi bir şeyi gitgide daha fazla ve gitgide daha çabuk üretmekten ve bu üretimi piyasaya sürmek için sahte ihtiyaçlar icat etmekten ibarettir. (*)

Daha fazla ihtiyaç üretmek yoksul ülkelerin çocuklarının temel ihtiyaçlarını ortadan kaldırmak anlamına gelirken bu durum daha fazla Afrikalı çocuğun ölmesiyle sonuçlanacaktır şimdilerde..

Ekonomi bilimi sonuçta insanlar arasındaki ilişkileri eşyalar arasındaki ilişkiler söz konusuymuş gibi ele alıp incelediğinden ne kapitalizm ne de insanın ilahi boyutunu inkâr eden sosyalizm insanın gerçekliğine dayanır. Aslında ortak inançları gerçekte itiraf edilmemiş insan anlayışına dayanır.

Kapitalizmin cepkeninde ise insan zaten henüz var olmamıştır. Sırf menfaatinden dolayı harekete geçen ve yalnızca üretici ve tüketici boyutuna indirgenen bir “homo economicus” vardır.

Daha “homo sapiens” aşmasında bile değildir. Yani “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan”, “farkında olan insan” değildir.

Günümüz Muhafazakâr insan topluluklarında olduğu gibi insanların bazıları ‘kendi kendine yetinen kibirli bir ihtirasa’ sahipse Allah karşısında bir bağımlılığı bulunduğu fikrinden de yoksun kalacaktır.

Bu durumda yüksek bir iradeye boyun eğmeniz gerektiğine inanmanız güçleşecek, hele kibirli ve ihtiraslı bir servet birikimine yelken açtıysa bu insan -evet gerçekte bir bilinmeyen tanrıya doğru yol almaktadır-

Bilinmeyen bir tanrıya, idea’ya inandığı için bununla da yüzleşemediğinden “düalist” bir evren parçasında kendi yerini bulacaktır.

Kapitalizmin nihai hedefi olan tüketim, doğal kaynakların tükenmesiyle son bulur mu bilinmez.

Ancak öncesinde insanın tabiatla olan ilişkisinin yeniden tanımlanması, her alanda sağlanacak insani (ilahi) birlik yani insanın insan tarafından her çeşit sömürüsüne ve milletler arasındaki her türlü rekabete(ulusalcılığa) karşı, bütünün birliğini savunup yüceltmek tek çıkış noktası olacaktır.

Bu durum Garaudy’nin söylediği gibi İslam’ın yaratıcı gücünün hakiki bir uyanışına bağlı bulunuyor.

Tabii ataların ocağındaki külleri muhafaza ederek değil, alevini çoğaltarak bu mümkün olacaktır.

Ama biraz acele lütfen daha adil ve eşit bir dünya için…

Çünkü milyonlarca insan açlıktan ölmek üzere

…………………………

(*) Roger Garaudy
ALINTIDIR-Ayhan Karaçam-adil medya

ademi merkeziyet

ADEMİ MERKEZİYET GERÇEKLEŞEBİLİRMİ?

Basit yazıyorum ,çünkü bunu bir zaruret olarak görüyorum…

Ülkemizde 4 ana eğilim var; milliyetçiler, islamcılar, sosyalistler ve liberaller..

Milliyetçiler; Orta Asya bozkırlarından, Avrupa içlerine tüm Türk tarihinin ilerleme sentezini yapan, üst yapı ilişkilerinin belirlediği, Türk-İslam Sentezine dayanan, töresel ahlak ve hukukun belirlediği bir anlayış…

Fransız Devrimiyle beraber gelişen milliyetçilik anlayışı ve kapitalist gelişim sürecinin asıl kavramlarını, töresel bakış açısı ile ilintirirdiken, iletişim ve düzen eksikliği göze çarpıyor..

Her ne kadar Türk tarihinin seyri ikili olsada, islami tarihsel miras ile batı mantalitesi arasında korelasyonda açmazlar bulunuyor..

Modern kapitalist sürecin kurumsal örgütlenme mantalitesi ile, töresel buluşmadaki izdivaç arasında istismarlar ortaya çıkıyor..

Marksist tecrübeyi kabullenmede zorlanan milliyetçiler, sınai kapitalizm ve töre hukukunun getirdiği yaşam alanları arasında pratik zorluk yaşıyorlar..

Türkiyede islamcılık, İran – Arap – Afrika tecrübesinden ziyade, kendi milli çizgilerinde sürüyor. İslami süreçten önceki Türk tarihini kabullenemeyen islamcılar, fıkıh konusunda Hanefi anlayışını takip ederken, modern kapitalizmin getirdiği sivil argumanlar parelelinde yürüyorlar…

Çelişki şurada; kapitalizmin her biriminin üretimleri kendine has bir yaşam modeli sunuyor..

Sosyalistler; Ademi Merkeziyet bağlamında en iddialı kesim..

Ancak islam tarihsel bütünlüğü, Afganistan, Çeçenistan, İran self determinasyonu konusunda içe dönme eğilimi gösteriyorlar..

Batı Marksizminin ürettiği ilerleme, gelişme, evrim v.s konularına motomot bağlı kalıyorlar..

Ülkemiz liberalleri; tarihsel-kültürel-ilmi miras konusunda batı gelişim sürecini kabullenirken populizme yenik düşüyorlar…

Sorun şu; batı süreci ile Anadolu tarihsel süreci arasındaki ilintide kavramsal boyut ve dil oluşturma güçlüğü yaşanıyor…

tarihselci İslamcılık, tarihselci milliyetçilik, batıcı liberalizm, batıcı marksizm.

Her ne kadar kendileri bunu kabul etmeselerde…
Bu baglamda ademi merkeziyetin neliği ve pratik bütünlüğünü oluşturabilmek için; insanbilim – evrensel konum ve varoluşsal durumun tanınması gerekiyor.

Anadolu insanının doğa, tarih ve toplum üçgeninde bilimle çıkarak sağlam bir benlik oluşturması gerekiyor..

Batını ürettiği kavramlarla, Anadolu tarihsel süreci arasında beyin ve dil açısından oluşan farklılaşma bünyeye değişik bir biçimde inhisar ederek, görünmeyen dertler peydah ediyor..

Kendi tarihsel – sınıfsal – kültürel konum ve durumumuzu, evrensel manada kurduğumuz zaman, ademi merkeziyet için esaslı bir yol başlatacağız demektir..

varlık – insan – tabiat – tarih – din

Ali Şeriatide varlık, insan ve tarih algısı

Ancak –bir- sayıdır

Ancak -bir sayı- dır
Yıldızların, evrenlerin, yerlerin, göklerin sayısı -Bir-
Önünde sonsuz sayıda sıfırlar,
-Birvardır-
-bir yoktur-

Allahtan başka hiç bir şey ve kimse yoktur (1)

Şu halde her şeyden önce insan olma ve insanlaşma sorunu çözülmelidir, her sorunun temeli budur, ister dini,ister dindışı, ister sosyalist,ister onun karşıtı,ister ilerici, ister gerici olalım bu sorun hepimiz için çözülmelidir. (2)

Her ideolojinin bir ideal insan arayışı vardır, faşizm; süpermeni, Nietzche; üstün insanı, marksizm ; tam insanı, budizm; kamil insanı arar.

Kuran Ademin yaratılış kıssasında,insanı; “Allahın ruhu+kokuşmuş balçık=insan” olarak tarif eder.

Doga, mutlak anlamda evrensel aklın iradesi altındadır. İnsan ise bir tanrımsıdır; yani Sartre’nin dediği gibi insan kendi haline bırakılmış, terkedilmiş bir varlıktır. İnsan denilen özgür irade bu yol ayrımında seçim yapmak durumundadır. İdeal insan aynı kanı taşıdığı Allaha yönelen insandır.(3)

Atinadan günümüze kadar 3 bin yıl içinde gelmiş-geçmiş insanın asaletine inanan bütün öğretiler (en meşhuru Sartre ve Heideggerin eksisyantalizmidir) bunlar islamın Adem kıssasında geçen manadan daha aşağı bir manaya inanıyorlar. (4)

Ali Şeriati’de varlığın kaynagı insan-doğa-Allah birliğine dayanmaktadır. Bu irade akıl,duygu ve hedefi olan bir şairin canlı bir beden ve genel bir varlık olarak vurgulamalarında gözlemlenebilir. Eş’ari’ nin tesadüfi ilişkisini redderek, Allahın dünyayla ilgili,yapmak istediği bir işle, Allah’ ın mutlak iradesini sınırlandıran doğa arasındaki neden-sonuç ilişkisinden bahseder.

Dünyanın temel gücünü; hem bilinmez, hem görünmez bir öz olarak görmektedir. Bu öz, madde ve enerjinin sentezinden meydana gelir. Madde ve enerji bu özün birbiri ardı-sıra oluşan görüngüleridir.
Fenomenolojik bilgi teorisi ve olguların bilinebilirliği bilgi felsefesini oluşturur. Tabiat; yani şehadet alemi, ayetler ve sünnetler toplulugundan ibarettir. İnsan kendi toplumsal hareketleriyle ilgili, özerkliğe sahiptir. (5)

Aristonun; insan konuşan hayvandır tanımlaması dogru bir tanımlamadır. Bitki ve hayvan; ben bilinci olmayan, doğanın tezgahında dokunmuş, doğanın oyuncagı varlıklardır. İnsan prometevari bir varlıktır. Özgür insan, iradesi ve isteklerinin menşeinin kendisi olduğu insandır. (6)

Müşrik dünya görüşünde insan; dört veya yüz istikamette koşan atlara baglanmış fayton gibidir. Bu esatiri tanrılar da tıpkı bunun gibi, her birisi kendi tarafına çekiyor. Bu çekişmeler insanın dağılıp yokolmasını gerektirir.

Camus gibi bir adam, her eserinde bu nedeniyle çelişkiye düşer ,kainat düzeninde her tarafta boğulan bir insan nasıl vücut bulabilir? Tanrıyı tabiattan kaldırdığımız zaman, tabiat ahmaklaşır, kendisine ve insanlara karşı şuursuz, irtibatsız, hissiz ve leş….

Sartrenin ifadesiyle; gökyüzünde kimsenin olmadığına ,bir haberin olmadığına, inandığında boş ve saçma bir dünya ortaya çıkar.

Tevhid; bu çekişmeyi ortadan kaldırır. Dünya ve tabiat, kendisine vahdet düzenin egemen oldugu tek bir vücuttur. Çekişen üç kutuplu insan, tabiat ve tanrı anlayışı, timsalleri ve tanrıları Tevhid te yok olur (7)
Ali Şeriati sonsuzluğa dogru bir evrimden bahsetmektedir. Allahı sonsuzluk olarak görmektedir, balçıksal benlikten tanrısal benliğe sürekli evrim…

İki insan kavramı vardır Şeriatiye göre; birisi biyolojinin konusu olan insan (beşer), diğeri filozofun, şairin, din adamının üzerinde durduğu insandır. Beşer bir imek, insan bir olmaktır ,beşer durağan insan ise dinamiktir.

İnsan olma; “bilme” ile gerçekleşmektedir. İnsan; üst varlık olarak insan, evren içinde kendi konumunu tanırsa kendini bilebilir. Adem ve insan tabiri, bireylerden oluşan bir varlık degil ,her bireyin kendisini ortadan kaldırarak oluşturduğu odur.

İnsan dört duvarla örülmüştür ,bu duvarları bilim yardımıyla; dördüncü zindan olan ego zindanını din ve aşk ile aşabilir. (8)

Her bir zikir ve hatırlatma Kuranın mesajı, risaleti, hatta peygamberin kendisini zikir olarak tanımlaması çok enteresandır.Yani sizin sorumluluğunuz, özünüzde ve fıtratınızın derinliklerinde gizlidir. Bütün cevherler, bilgiler, bilinçler, ihtiyaçlar içinizde yaşamaktadır. Siz peygamberin, hatta Allahın bile bunları size vermesini beklememelisiniz…

İnsanın ihtiyarı, yalnız tarihin kanunlarını keşfederek harekete geçmektir.Tarih; zaman ve doğa gibi Allah’ ın tayin ettiği istikamete akmaktadır. (9)

Humanizm ve insan kavramının her ideolojideki anlamlandırılmasına bakmak gereklidir. Kurana göre Allahın isimleri ögretmesi, bilimsel gerçekleri kavrama yeteneğidir.

Tanrıyla iblisi tabiatta birbiriyle savaşan iki güç olarak koyan diğer dinlerin yerine islam, dualizmi insanda görür. Şeytan Allaha değil insanın Allaha meyleden yönüne rakiptir..

İslamın peygamberi, toplumdaki bozguncu varlıklarla mücadele içinde olan, bu dünyada yeni bir toplum ve medeniyet kurulmasıyla ilgilenen bir şahsiyettir. (10) Francis Bacon şunu ilan etti; insana hayatta güç kazandıran bilim ve felsefe kabul edilebilir son üç asırda bunun peşine düşüldü günümüzde bilimin hedefi sanayidir. Bacon; “insan nasıl iyi olabilir” sorusunun peşine hiç düşmedi. Bilim sadece insana hizmet etmektedir. İnsanın iyi olması için hiç bir misyon üretmemektedir..

Sözü Abdulkerim Suruş’ un Ali Şeriati tespitleriyle bağlayalım;

Yeni bilgiler, yeni sorular,yeni beklentilerle kişi eski şeyleri yeni bir şekilde anlar. İşte yeniden kurmanın esası bu yeni anlayıştır.. Ali Şeriati buna; kültürel elemanların çıkarılıp arıtılması der..
İnsana ilişkin her tanımlama, şeriata ilişkin anlayışımızı doğrudan etkiler. Çünkü; peygamberler sonunda insana mesaj getirmişlerdir.

O halde antropoloji (insanbilim) peygamberin risaletini bile anlamlandırır (11).

Ali KAYA

[email protected]

KAYNAKLAR
1- BİR ÖNÜNDE SONSUZ SAYIDA SIFIRLAR / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
2- İNSANIN DÖRT ZİNDANI / ALİ ŞERİATİ / İŞARET YAY.
3- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
4- ALİ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
5- DÜNYADA ALİ ŞERİATİ / EKİN YAY.
6- İNSAN / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
7- TEVHİDİ ALTYAPI / ALİ ŞERİATİ / YZY
8- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
9- KURANA BAKIŞ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
10- İSLAM SOSYOLOJİSİ / ALİ ŞERİATİ / BİRLEŞİK YAY.
11- DİNİ DÜŞÜNCENİN YENİDEN KURULMASI VE ALİ ŞERİATİ / ABDULKERİM SURUŞ / KIYAM YAY.

insan ve varlık çözümlemeleri-2-

Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…

tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…

Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….

Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..

Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…

Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….

Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…

Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…

Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…

Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….

İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….

Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….

Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..

Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….

Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….

Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…

Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…

Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….

Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…

şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…

Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….

Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….

Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…

insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…

insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..

Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…

Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….

hoşgeldin komünalizm

YENİ DEVRİM ŞARKISI(HOŞGELDİN KOMUNALİZM)
kıyas yaptılar-eşitlediler
ve tamam dediler…
namus ve ahlak üzerine..
mani..mani…
platon ve aristo
hepsi bir degilmi
ümeyyeoğulları,manastır-keşiş
ve dahi marks
ipleyelim hepsini
kaşlarını çattılar
oturdular ve hınçla kalktılar..
eşitlik…
anlamsızlık kıskançlıklarda sorun…
güncel olanı yaşamaksa tarihsellik,
ki öyledir mazi ,gazi
evrim-devrim
düzen
efendiler 2 adım ileri
1 adım geriyi bize miras bırakmışlarsa
bize düşen faydayı
baz alıp
kıskançlıkları kaldırıp
dikizlemeyi silmek
bize düşen,
her ne halükarda olursa olsun
eşitliği vaazetmek
yıkılın putlar
hoşgeldin komünalizm,
kahraman ırkıma sızmış ihanet…
hoşgelişler ola m.k.paşa….
askerin ,milletin,bayrağınla çok yaşa..
allahuekber,allahuekber…
fazla söze ne hacet..
kime gider bu yazılar bilmemki…
bu yazıda anlam bozukluklarını gösterebilirmisiniz?
taraf tutup-öfkelenmeden…