insanbilim soruşturması

Hakikatte ise, insana anlam veren, dış durumlar ve çevresel etkenlerdir: Köylü insan, çiftçi insan, işçi insan, feodal insan, burjuva insan, resmî insan, memur insan, teknokrat insan, aydın insan, sanatçı insan gibi… Fakat insanın, Heidegger’ in deyimiyle, bir de “zâtî ve hakikî vücûdu/varlığı”1 vardır. Bu ise insanın sosyal vaziyetinden, dış ilişkilerinden kaynaklanan ârızî renk, boya ve durumlann altında gizli bulunan varlıksal bir cevherden ibarettir. Maddî nedensellik zincirinden, sosyal determinizimden de çevresel ârızî sıfatlardan bağımsız bir asâlet ve sebep anlamında insan olmak, ondan kaynaklanıyor. İnsanın özelliği olan gerçek ben’in evi ondadır; yani zâtî ve hakikî varlığındadır. İnsan, her gün yaşadığı ve sadece çevresindeki olaylar karşısında tepki gösteridiği iklimsel, bölgesel, geleneksel, sosyal, sınıfsal ve meslekî gereklere binaen meydana gelen normal hallarde, yüce insânî özü/zâtı olan bu ben’den gafildir. Aşk, ölüm ve yenilgi, onu boğucu sudan kurtaran ve kendisine getiren üç güçlü darbedir. Bu darbeler altında insan, her zaman kendi kendi benliğinin dışına yönelttiği bakışlarını artık kendisine çeviri; kendini seyretmeye ve kendisini düşünmeye başlar. Bu değişimle, huzûrî (hakka yakınlaşma) ilmidir. Bu ilimde, ilim (bilgi), âlim (bilen) ve ma’lum (bilinen) birdir. Bu birlik tecrübesinin “bilinç/kendini bilme” , “öz/ftrî değişim” ve varlıksal devrimde esaslı bir rolü vardır. Yine bu yolla insan, içerisinde doğup yetiştiği her sosyal kalıp, sınıfsal çerçeve ve hatta geleneksel-kalıtsal özellikle kendisini kurtaracak, bambaşka yapacaktır. Böylece de başka bir sınıfsal yazgıyı ve ideolojik hareketingidişâtını seçecek derecede olağanüstü bir güce sahip olacaktır. İster burjuvaziye bağlı aydın ve isterse aristokrat bir asilzade olsun, her durumda varlıksal bir ihlas ve devrimci bir fedâkârlıkla kendisinin sınıfsal düşmanı olan işçi, köylü veya çiftçinin yanında yer alır. İsterse aristokrasi kültürü, üstün ,rk bilinci veya tekelci sınıf öğretimi ile yetişmiş bir İnsan olsun, fark etmez. Kısaca hangi çevreden olursa olsun, İnsan böyle bir yolla kitlesel bir görüş sahibi olabilir; gerçekten mahkûm soyun ve mahrum sınıfın özel eğilimlerini, dertlerini, yaralarını, duyarlılıklarını kendi rûhunda hissedebilir, onlarla varlıksal bir yakınlık, samimiyet ve zâtî bir birlik kurabilir. Bu aşama, sosyal sorumluluktan, yapay bir aydın tavrından veya solculuk sorumluluğu esasına dayanan bağ ve ilişkiden daha üstündür. Bu aşamada insan, halkın kendisi olur; halka karşı kendisini, kalemini ve işini bütün sorumluluğuyla ortaya koyar. Halkını düşünür ve aleyhinde olmaz. İşte İbâdet, ârızî renkleri ve boyaları temizlemek, dar sosyal kalıplan kırmak, gerçek varlığı bileyerek/parlatarak ortaya çıkarmak, varlıksal durumlarını harekete geçirerek gizli bilinç hazinelerini çıkarmak, büyük ruhların kültürümüzde eriştikleri “bilgi ve bilincin kalbi” noktasından daha üstün bir duruma gelmek ve bugün Batılı aydınların bu kelimeden anladıklarından daha derin, daha samimi, daha ileri ve daha doğru bir sorumluluğu, yani varlıksal sorumluluğu; Ali’nin dilindeki Kur’ânî deyimle, “Fıtrat Mîsâk” nı keşfetme yolunda çaba göstermektir.(Ali ŞERİATİ)
yukarıdaki sözler etüd edilerek insanbilime giriş yapılabilirmi?

AMAÇSALLIK

Tarihsel süreç belli bir güzergaha doğrumu akmaktadır, yoksa süreçte genel prensipler bulunmazmı?
Boşlugu kademe kademe dolduran varlıklar silsilesi kendiliğindenmi işlemektedir?
Ötesinde ne var?
Eğer hayat süreci tek yönlü, dünya gezegeniyle sınırlı, dar ve gözler önünde seyretseydi, sorulara daha kolay ve kestirmeden cevaplar verebilecektik….
Ancak sonsuz durum içinde yaşıyoruz….
Ortaya çıkan veriler ; doga – Allah ve insan arasındaki baglantı hakkında yoğunlaşmayı gerektiren sonuçlar sunuyor…

Salt doga, salt insan veya salt Tanrıdan yola çıkıp sonuçlara varmak; çoklu bölgelere ayırmak anlamsız alanlara neden oluyor…

Dogal sirkülasyon, tarihsel süreç ve insanın etkin tabiatı sisteme zorluyor, sistem ise yerel sonuçlar üretiyor…
Yerel bakış ve organizasyon insan toplumlarını mütemadiyen sarıyor….

Irki, sınıfsal, cografi, dinsel, cinsel bakış açıları yerel bakış açısının neticesi olarak insanları birbirinden ayırıyor….

Yerel bakış dediğimiz; ben merkezli, biz eksenli bakış değil….

Yerel bakışta olsa tüm oluşumlarda gizil bir amaçsallık gizli ….

Platon ve Hegel gibi düşünürler; evreni saran amacın akılda, bilgelikte, devlette, Marks komünist toplumda, Liberaller; hür teşebbüs ve organizasyonun dengelenmesinde vücut bulacağını savlıyorlar…

Evreni saran bilinçli yapı; maddenin bilincine, belli bilgelerin bilincine, ulusların bilincine atfedilerek eylem planları ortaya konuluyor…

Aslında her biri bireysel veya sosyal faşizm üretmekten başkaca sonuçlar üretmiyor….
Adalet ve insanlık birlikteliği gözardı ediliyor…
Ne sonuçlar üretildiğini görebilmek için; islam tarihine, Afrika tarihine, bakmak yeterlidir…

Evreni saran bilinç ve amaçsallıgı görmek; yaşamı bu minval üzerine sürdürmek; yerel ve gurup kimliğinin bagından kurtulup; hayatın orijinine ve sonsuz bilincin kendini açmasını tanımaya baglıdır…
Bilimle insan bu prangalardan kurtulabilir…
Ancak tarihsel süreçte ; insanları yönlendiren sebep bilime baglılıktan öte, bilimi istismar üzerine kurulmuştur…
Aşkın ve adaletin tarifini tıkayan nokta bilimin istismarıdır..

Bilimin verileriyle hareket edilse; insan, kendinin varlık içindeki yerini , sonsuz enerji akümülasyonunu tanıyarak, varoluş ahlakı ve hukukuna ulaşacaktı….
Maddeye dogru saltık bir yöneliş olmayacak, insan mavereya doğru kalbini ve zihnini açacaktı….
Kimliksizlik ve kişiliksizliğin önüne geçilecekti….
Kişilik ; ya dogayı taklit ederek strateji üzerine kurulur; yada öze inerek evrimsel süreçte insanın yerine dair çoklu bilinçle kazanılr…

Temas ettiğimiz; doganın yaratıcılıgı – panteizm yada evren Tanrı anlayışı değildir…
Maddi alemdeki; sonsuz belirlemenin bilinci ve yaratıcılıgıdır…

Sonsuz enerji maddeyi çeşitli kırılmalarla oluşturuyor..
Yani; biz burada Allahı maddi enerji düzeyine indirmiyoruz…
O salt ruh, salt – saf enerjidir..

“maddi düzeyde degil…”

Allah her şeyi çepeçevre sarmıştır….KURAN

Ali Şeriatinin; bir önünde sonsuz sıfırlarda dediği gibi; ondan başka hiç bir şey yoktur…

Tarihsel süreç ancak tanrılaştırma ve gerçek Allahın mücaddele alanıdır…

Dogal ve tarihsel sürecin etkileşimiyle; insanlar yerel tanrılar üretmiştir ve bu bölgesellik sosyal hayatlarınıda belirlemiştir…

Aslında bu bir bakıma hayatın orijinine bakışıda yansıtır, şuursal seviyeyi etkiler..

Kuranda insanlıgın Tanrısından bahsetmektedir… nas süresinde…
insan olabilenrin Tanrısı….

Şirkin tanrılaştırmaları ise; ırkçı – şehvetperest – bölgeci ve insan düşmanıdır…
islam tarihi bu baglamda gerçek insan üreten bir fabrika gibidir…

hayatta iki irademi var

Evren ve yeryüzündeki yaşam atılımlarını ,içkin sebep -sonuç ilişkileri harici ele almak hem tanrıya hem de hayata dair yanlış sonuçlar çıkarılmasına sebebiyet verir , çarpık bir toplum ve birey anlayışı doğar…

içkin neden;tüm kosmosu saran ruh yada enerjinin;her bir maddi süreç içindeki atılım ve durakları ile nihai oluşumunu belirleyen nedendir…. gezegenler;belirli bir yörüngede,belli ilişkiler içinde,konumlarını sarsmadan seyreder ,dönerler… bitkiler keza;her bir çeşit,nihayetinde son aşamasına kadar evre evre kendilerini gerçekleştirirler…. hayvanlar;en ilkelinden,muhakemesi gelişmişine kadar,kendi türlerinin içkin özelliklerini ortaya koyarlar..

okyanuslar,denizler,daglar,atmosfer olayları içkin özelliklerini sebep-sonuç ilişkileri neticesinde yaşam atılımları haline getirirler…. varlıgın ilk ortaya çıkış halinden ,günümüze gelene kadar tüm bulgular enerjinin bilincine ve tek kaynaktan çıktığına işaret etmektedir…. eger farklı enerji kaynakları olsaydı yaşamdan söz edilebilir miydi?

hayatı saran ve tutan enerji ;çeşitli enerji seviyelerinde maddi dünyayı ve özelliklerini oluşturdu…. Enerjiyi ruh olarak degerlendirmek mümkündür….

saf enerji,mutlak ruh ve yaratıcı olan Allah sınırlı enerji veya maddi enerji ile tavsif edilemez… İslam’ın Allah inancı hem yoktan yaratıcılığı ,hem de hayatı saran enerjinin kaynagını kendinde toplar… evrendeki aşamalı anlamlı evrim;nihayetinde evrenin amacı olan insanı çıkarmıştır… Allahın yaratma amacı ve maddenin bilinçli ilerleyişi insanı hedeflemiştir…

Doğanın daha önceki yazımızda işaret ettiğimiz gibi;insanın fiziki yönüyle baglı oldugu;insanı belirleyen temel kuvvet oldugunu belirtmiştik…

Doğadaki yayılan ve bulunan enerji evrenin bütünlüğünü ayakta tutan enerjidir…. sosyal dönüşümlerdeki olgu ve vakaları hayatı saran enerjiden ayırmak;akla ve bilime aykırı davranmak olur… mutlak enerji (maddi olmayan) insanı fizyolojik yapısını saran yönüyle,dogayla kuşatırken; aklıyla;doğanın sorumlulugunu alacak vaziyette ortaya çıkarmıştır… insan bir yanıyla hayvani-bitkisel-gezegensel enerji, diger yönüyle tanrısal enerjiyi taşır….

gerçi hayvanda bitkisel ve gezegensel enerji bulunmakla birlikte;bilincin aşamaları olmadığı için tanrısal zihin enerjisi bulunmaz… insan burada doğanın emanetini eline almıştır…. Ancak insan ancak aklını işlettiği ölçüde doğa karşısında bir konuma sahip olabilir… aklını geliştirmeyen;amacın kendi oldugunu bilemeyen birey ve insan toplumları;hayvansal güdülerinin etkisine akıllarını verirler…

gurup-toplum asabiyeti ve zihniyeti;insanı kurt-tilki-yırtıcı bir hayvan, yada koyun,eşek gibi magdur bir hayvan kişilik ve kimliğine indirger… akıl sahibi toplumlar;evrenin yaratılış amacındaki plan ve hikmeti tanıyarak evrenin orijinindeki amacı yakaldıkları zaman ilahi plan kendi akıllarında tahakkuk eder… doğa;liyakat sahibi yöneticilerini beklemektedir… oraya amaçlanmıştır….

Tanrıdaki-evrendeki-insandaki aşksal-amaçsal-bilimsel birlikteliği ve beraberliği görmek,enerjinin irade ve amacıyla aklını tanımakla ancak anlaşılabilir… yoksa her şey kör hayvani döngülerin esiri olabilir….

hayatta tek bir irade vardır;bu durum insan bilincinde ortaya çıkar… Akıl-aşk-bilim ve ahlak birlikteliği ile amaçlanan insan tahakkuk eder… kuşkusuz bu amaçlanmayı tanıma işi erdemli , üstün bir akıl ve ahlak çalışmasıdır…. tarihsel ana metinleri dikkatle incelemek gerekmektedir…

liberalizmi,anarşizmi,marksizmi,islamı,hıristiyanlıgı,budizmi v.s üstün körü okumakta bir kişilik zaafiyetidir…

derin araştırmalar insanın özgün karakter -evrim ve amaçsallaşmasını bütünlük halinde ortaya koyacaktır

değiniler


Kitap nasıl okunmalı ve hayata geçirilmeli?
Kitap nediri yanıtlamak lazım herşeyden önce…..
varlıgın ve sürecin öz ve etkinliginin insan zihin ve bünyesinde keşfedilerek kagıda dökülmesidir…
varlıgın-sürecin öz etkinligine dair saptamalar..
varlıgın her hangi kesitinden belirlemeler
aslolan kagıt degil;zihinin varlık içindeki yeri…
açıklamaları yapan zihnin…
eylemi yaratır zihin,soyut olarak degerlendirilmemeli…
partileşme ,anayasal reform hareketleri ,programı nedir sizce;
mevcut strüktürn öz zihnini okumak gerekir önce…
hangi bütünlük ve kesitlik içinde kavramlaştırma muvazenesinde…
m.h.p-ak.p-d.t.p-c.h.p birleştilermi kavramlarda sizce?
tespit ettikleri öz egrilermi kavlince?
ekonomi-siyasa-konuşlandırıldımı yerli yerince?
çözülmüşmü insan denilen bilmece
her şeyden önce…
farklımı milliyetçilik-sosyalizm-dini ve ladinice bildirge…
yoksa her şeymi eyyamice?
yamukmu bakıyoruz ne?
sanat nedir be kardeşler…
varlıgın etkileşiminin insan içinde -duygusunda dogması degilmi?
varlık akümülasyonun insan içinde tahakkuku ….
Topragın-cografyanın-üzerine bina edilen evrensellik…
yoksa mı acep karman -çorman benlik..
başı bir tarafta kıçı bir tarafta kimliksizlik?
siz hayat varlıgındanmı alıyorsunuz söylemlerinizi…
avrupa varlıgındanmı…
sivilciler,demokratlar,sosyalistler,dinciler,nasyonalistler…
söyleyin bakayım hangi kitap sizi varediyor?
hangi kitaba baglısınız?
hangi Kurana?
marks gerçekten onumu kastetti tersinden özgürlükçü hee…
yoksa siz hegelistmiydiniz?
Kabe nerde duruyor bilirmiydiniz?
üstat hacıbektaşmıydı piriniz?
yoksa selçuklu- osmanlı içinmi dövündüğünüz?
sovyetlermi acep endekslendiğiniz?
ebu-hanifemi gecelediginiz?
öfkelendiğiniz?
siz kimsiniz
söylermisiniz?
neymiş muvazene sizce..
aşırmadan öte…
varmı kendince olma-birleştirme….
hakkaten cografyanın tarifini yaparmısınız…
kendi dilinizce…
nedir kürt-türk-alevi-europa-america…
dans-halay-opera-pop-ilahi haddince….
gevezelikten öte….
neymiş efendim sosyalizm;
emek-sermaye çatışmaları ideolojisiymiş…gülmece…
yapın hele bunların açıklamalarını üstatlar dinice…
yapısalcılar-feministler,eksisyantalistler sözüm aynı zamanda size
strüktüalistler…
anlatın bakıyım hikayenizi…
nerden nereye….
biz kimiz ha…söylermisiniz…
yalnız bıraktıgınız aydınlardan öte…
zihin nereye kadar sürer
kesilirmi bölgece?
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….

insan olma zor zanaat

Hayat kavram ve gerçeği, tüm kosmosdaki canlılığı içine alan, bir asıl yapıdır…

Etrafımızda gördüğümüz, göremediğimiz her nesne ve hareket; canlılık bütünlüğü ve işleyiş içinde görevlerini ifa ederler…

İnsan hayatı söz konusu olduğunda; doğumdan- ölüme, eğitim, sağlık, dil, din, kültür, ekonomi, coğrafya başlı başına oluşum ve sebepler değil, tüm hayat unsurlarıyla beraber bir durum ve gelişim seyrindedirler…

Söz gelimi; eğitim kavram ve gerçeği, çok boyutlu, ulus ve ulus ötesi bağlantıları olan, ülkelerin konumu, dini, ekonomisi, velhasıl her alanıyla ilişkili, hayat bütünlüğünün bir parçasıdır…

Hiçbir hayatiyet ayrışmış bir mutlaklık içinde değil; ilişiklik, beraberlik ve bütünlük içindedirler…

Kosmosun diğer alanları da böyledir, gezegenler, bitkiler ve hayvanlar âlemi…

Bu durum hayat içindeki, BİRLİK-DAYANIŞMA RUHU VE ZARURETİNİN GÖRÜNÜMÜDÜR…Yaşamın tüm alanları bu ruh ve zaruretle kuşatılmıştır..

Ancak, ikinci bir görünüm ve gerçek vardır ki, aynı dozda fakat farklı bağlamda ilerleyen TAHRİBAT VE YOK ETME RUHU VE İŞLEYİŞİDİR…

Hem birlik ve dayanışma hem yıkım…

Hayat bu ikili tezat yasasıyla sürüp gitmektedir…

İLKÇAĞDA; Taoizm, Budizm, Zerdüştlük, Yunan-Roma dinleri ve diğerleri…

ORTAÇAĞDA; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet

YENİ VE YAKIN ÇAĞLARDA; humanizm, bilimcilik, liberalizm, demokrasi, milliyetçilik, sosyalizm-komünizm…

Sosyal ve fen bilimlerinin tüm sahasının alt yapısı bu ikili yapıdır…

Bu ikili çehre hayatın özüdür…

İnsan bu ikili yapının kontrolündedir…

Kendini bilen Rabbini bilir…

Konumuz o değil…

Realiteden bahsediyorum…

İnsanlar henüz öz yönetim ve katılımı yakalayamamışlardır…

Denetim ve yönetim zaruridir…

Aslolan, tam insanlaşma sonucu ortaya çıkacak âdemî yapılanmadır…

Ancak, insanlık bu yöne kanalize edilebilir… Aydın ve bilginlerin üzerinde ağır bir sorumluluk vardır… Zira onlar peygamberin varisidirler…