Bilimkurgu benzeri gelişmeler

Dragonfly Projesi

Nasa’nın 2026 yılında başlayacağı Titan’la ilgili görev. Güneş sisteminin ikinci büyük ayı olan Titan, Satürn’ün uydusu ve şartları itibariyle dünyanın ilk zamanlarını andırıyor. Kalın bir buz tabakası ile kaplı olsa da metan ve etandan oluşan çok sayıda nehir,göl ve denizlere sahip.Buralarda henüz bilmediğimiz bir tür yaratık türemiş olabilir. Ya da belki ünlü Solaris, Titandır!

Bu arada seyahati dev bir dron yapacakmış.

*

Işığın yeni bir özelliği keşfedildi: ÖZ-tork

Işığın yeni keşfedilen, bir burguyla dönen tirbuşonu andıran andıran özelliği. self-torque. Bu yöntem kullanılarak tıpkı  iletişim cihazlarında frekansların modüle edildiği gibi, son derece ince malzemelerde yapısal değişim gerçekleştirilebileceği söyleniyor.

 

*

AY Yolculuklarında bilmediklerimiz

 

Devamını oku “Bilimkurgu benzeri gelişmeler” →

İskandinav Mitolojisi ve Kelt ritüelleri

İskandinav Mitolojisi, Neil Gaiman‘ın son kitabı. Bu hafta onu okudum. Gaiman’ın tipik tarzı olarak sade bir dille yazılmış, hiç sıkmadan okunacak bir dizi masallardan oluşuyor. Odin’e, Thor’un baltasına iyice aşina olduk. Bana Dede Korkut öykülerini anımsattı. İskandinav tanrılar dünyası da Yunan mitolojisindeki gibi insanlaştırılmış figürlerle dolu! Heyecanları, açgözlülükleri, nefret ve intikamları, aşk/meşkleri hep insansı. Buradan nne  çıkarsıyoruz? Cevabı her bir okuyup düşünene bırakıyorum.Manevi alanlara Yöneliş başlıklı yazıma da göz atmanızı önerebilirim.

*

Black Spot, Netflix dizisi

Dizinin ikinci sezonunu da bitirdim. Yoklukta iyi diziler arasında yer alır. Fransız yapımı, Kelt mitolojisine atıflar bulunan dizide iki konuda büyük şikayetim var:

  1. Bu kadar küçük bir  orman kasabasında her gün mü olay olur?, cinayet, doğa terörü gibi önemli olaylar, sarhoş kavgası değil!
  2. Dizi baştan sona karanlık çekilmiş. Biri artık bu yönetmenlere karanlık çekimle gizem oluşturma modasının geçtiğini söylesin lütfen!

Güzel yanı, muhteşem orman manzaraları ki karanlıktan pek seçilmiyor, orman yolları ve oldukça iyi kurgulanmış karakterler. Oyunculuklar iyi. Bence seyredilir. Üçüncü sezonu olacak mı onu anlayamadım, sonu mışırıklı bırakılmış.

*

Otherhood – film

Bu karanlık dizinden sonra şöyle hafif bir komedi izleyeyim derken karşıma çıktı. Baktım eski Medium dizisinden hayranlığım baki kalmış patricia arquette oynuyor, seyredeyim dedim. Gerçekten de sıkmadı, eğlenceli, hafif ve kısmen de eğitici bir film olmuş. Neresi eğitici derseniz, evlenme yaşına yaklaşmış oğulları olan orta yaş grubuna adım atmış kadınların arkadaşlıkları ve oğulları ile kuracakları ilişkideki belirsizlik ve kararsızlıklar ön planda, işte bu hususlarda iyi tavsiyeler bulabilirsiniz.

*

I Origin

Devamını oku “İskandinav Mitolojisi ve Kelt ritüelleri” →

Kurgulardan seçtiklerim

The Professor and the Madman (Deli ve Dahi)

2019 İrlanda yapımı dram/biyografi sınıfındaki bu filmin baş rolleri yıldız parlıyor! Yönetmen koltuğunda Farhad Safinia’nın oturduğu biyografik yapımın başrolleri Mel Gibson ve Sean Penn.

Oxford İngilizce Sözlüğü’nün yaradılışının gerçek hikayesini konu ediyor. Professor James Murray, gerçekleştirmek istediği proje için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Onun amacı, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün  ilk baskısını hayata geçirmektir. Çalışmalarını sürdürdüğü sırada Murray’in eline akıl hastanesinden büyük bir çalışma gelir. Tehlikeli hastaların konulduğu bir akıl hastanesinde yatmakta olan Dr. W.C. Minor, profesöre 10,000 kelimelik bir çalışma gönderir. Minor’un gönderdiği bu liste, ikilinin yollarının kesişmesine neden olur. Filmde bir aşk hikayesi de var ve paranoyanın sanırım iyi bir örneği de sergilenmiş. Olay binsekizyüzlü yılların sonunda geçiyor. İzlenmeye değer olduğunu rahatça söyleyebilirim. (sözlük deyip geçmemek lazım. Hele sözlüğe geçirilen, üzerinde güneş batmayan büyük Britanya’nın lisanı olunca siz düşünün artık)

karanlık sular, roman

Bu hafta okuduğum polisiye romanın anlatımı her ne kadar başarılı olsa da hikaye beklentimin altında kaldı. Bir polisiyeden çok aileler arası ilişkilerin anlatıldığı roman, karakterlerin bakış açısıyla anlatılmış. Ayrıca nerdeyse kitabın yarısına kadar kim kimdir akılda kalmıyor çünkü bazen tam isimleri bazen kısaltılmışlarını kullanıyor, üstelik bunlar birbiriyle bütünsel bir ilişki içinde değiller, her biri kendi kitabını yazmış gibi. Yazar çok övüldüğü için almıştım fakat benim gibi polisiyeci birinden ancak orta düzey not alır.
Bir gün ansızın Julia Abbott’un kapısı polisler tarafından çalınır. Julia tehlikeyi sezmiştir. Sevmediği ablası Daniela’nın ilgisini çekmek için başına belaya soktuğunu düşünür. Ancak polisler ablasının öldüğünü söyler. Bunun üzerine Julia Çocukluğunun geçtiği Değirmene gider. Ablası ardında bir kız çocuğu bırakmıştır. Kızını babasız büyütmüştür. Adı Lena’dır.

*

a kind of murder- film

İşte polisiye diye buna derim. Zaten beğendiğim yazar Patricia Highsmith’ın kitabından uyarlanmış. Müziği, gerilimi, geçtiği ortam da gayet uygun seçilmiş. Polisiyeyi şiddet ya da korku zannedenlere pek uymaz.
1960’ların New York şehrinde geçen hikaye, aydınlatılmamış bir cinayetin peşinden sürüklenen, bu sürüklenmede zaten sorunları olan evliliğine daha büyük darbeler alan, aslında mimar olup polisiye hikayeleri dergide yayınlanmış olan Walter’ın içine düştüğü olaylara ışık tutuyor. Filmin sorusu: “Birinin ölmesini istemekle bunun gerçekleşmesi için çalışmak arasındaki fark nedir?”
Öneririm

*

Ben, Robot-kitap

Dev yazar #asimov , “garip oyun arkadaşı”isimli öyküsünde robotun tekine şöyle diyordu: İstese de istemese de, sadık, sevecen, kibar biri. Makine sonuçta; öyle yapmışlar. #benrobot kitabı hem birbirinden ayrı hem de birbirini bütünler 11 öyküden oluşuyor. Başka yazarların kendi kabiliyetlerince değişik zamanlarda ve halen kaleme aldıkları öyküler romanlar filmler Asimovun ortaya koyduğu bu kaidenin üzerinde yer almadıkça okuyucu tarafından gerçekçi bulunmuyor😀bu sebeple #bilimkurgu ya ilgi gösterip başlayanların ilk okunası kitabı bu olmalı #robotbilim #pozitronik

Instagram’da Sibel Atasoy_ “Sayfaları kaydırın lütfen. Dev yazar #asimov , “garip oyun arkadaşı”isimli öyküsünde robotun tekine şöyle diyordu_ İstese de istemese de…”

Robotlar söz konusu olunca, insan rahatsızlıkları romantik analojilerden ibarettir. #asimov peki insanı #robot tan ayıran keskin bir çizgi var mı sizce?#bilim #bilimkurgu #hastalık #bilinemiyen #sorgulayan #irobot #benrobotokumadan #insanolmak konusunu irdeleyemezsiniz #mukayese ye ihtiyaç var#insanbilimi #robotbilim

Instagram’da Sibel Atasoy_ “Robotlar söz konusu olunca, insan rahatsızlıkları romantik analojilerden ibarettir. #asimov peki insanı #robot tan ayıran keskin bir çizgi…”

 

 

Milton H. Erickson ile Hipnozla Terapi Semineri

Ericksonian Hipnoz, Milton Erickson tarafından geliştirilen hipnozun adıdır. Geleneksel hipnozdan temel farkları şunlardır.

A.) Uyarlama : Erickson her danışanı için ayrı yöntemler kullanmaktadır. Her danışanın davranış yapısı, ruh hali, problemi, kişilik özellikleri, düşünce sistemi ve bilinçdışı uygulamalara yatkınlığını göz önüne alarak terapi sırasında kişiye özgü uygulama yapabilmektedir. Bu oldukça zor ama etkili bir yöntemdir.
Uyarlama (utilization) yöntemiyle danışanın bir direnci (örneğin olaylara kolayca boşverebilen biri olması) tedavide bir araç olarak kullanılabilmektedir. (Örneğin endişelerini boş verebilecek hale gelmesi)
Bu durum danışanın terapi ofisine getirdiği malzemenin (bu durumda alışkanlıklar) terapist tarafından kolayca kullanılabilmesini ve çok hızlı sonuç alınmasını sağlar.

B.) Milton Model (Hipnotik dil) : Her sözcük, cümle ve gramer yapısının nörolojiyle bağlantılı olduğunu keşfeden Erickson, kendine özgü ve bilinç dışına doğrudan hitap eden bir dil geliştirmiştir. Bu şekilde konuştuğunda kişiyle çok daha derin bir iletişim kurabilmekte ve çok daha hızlı sonuç alabilmektedir.
Kendine özgü yaklaşık 20 grammer yapısından oluşan bu dilde ustalaştığında sadece konuşarak bile insanları transa sokmak mümkündür.

C.) Dolaylı Telkinler : Geleneksel hipnoz danışana doğrudan telkin vermeye dayalıdır. (sigaradan nefret edeceksin…. Bir daha içmeyeceksin vb.) Telkine açık insanlarda (genel nüfüsün % 20 – 30’ u) bu etkili olabilmektedir. Ancak dürtülerin yüksek olduğu durumlarda ve telkine yatkın olmayan kişilerde etkili olmamaktadır.
Ericksonunun geliştirdiği dolaylı telkin kalıpları, özellikle hipnotik bir dille birlikte kullanıldığında çok daha etkili olabilmektedir.

D.) Diğer Farklar : Erickson hipnozla ilgili yüzlerce bilimsel araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar sonunda elde ettiği bilinç dışının yapısına ait bilgileri psikoterapi’ de kullanmaya başlamıştır. Bu stratejiler, hastayla iletişim kurma şekilleri, psikoterapi’ ye bakışı, terapist’ e bakışı zaman içinde ayrı bir psikoterapi dalına dönüşmüştür.  Ericksonistanbul’dan alıntı

Peki hastalarınızdan nasıl bilgi alırsınız? Onlarla sosyal olarak konuşursunuz. Gittiğiniz kolejden söz edersiniz; Ben wisconsin üniversitesine gittim. Böylece her biriniz kendi okulunuzu düşünmeye başlarsınız. Eğer Mississipi nehrinden söz edersem, buradaki alman arkadaşımız Rhine’ı düşünür.
Karşımızdaki kişinin dilini daima kendi dilimizle düşünme eğilimindeyizdir.

 

TAŞI ve ATEŞİ GROKLAMAK

Taşı Groklamak
Öğrencilerin bazıları bunu zor bulmuştur çünkü taş onlara katı gelmiştir. Oysa biz zaten onu groklarken enerji ya da ruh bedenimizi kullanıyoruz ve taşın enerjisel kalıbıyla birleşiyoruz. Her şey bağlantılıdır. Yeryüzünün doğası insan bu konuda bir ayrıcalık tanımaz. Değişim, insan duygularının enerjisinden gelir. İnsan duyguları pozitif veya negatif olsun, bu doğal fenomenin umurunda olmaz, yani kişinin duygu durumu, doğanın içindeki prosedürler için fark etmez. ama bu duygular bu prosedürü hızlandırır, arttırır, azaltır, iteler, bir şekilde etkiler.

Eğer insanlık etkilenirse, insanlık dahil olur. Bir şaman bir doğa olayını değiştirirse aynı zamanda insan duyguları da bunun içinde değişir. İnsanın duyguları değişirse doğa olayları da değişir. Karşılıklı bir etkileşim söz konusu, ikisi birbirine bağlı çalışır.

Yaradılış itibariyle bazıları dış dünyayı değiştirmeye çalışır, bazıları ise içsel olarak kendini değiştirmeye çalışır. Bazen de bunlardan biri, diğerini yargılar şekilde yaklaşır, sadece dışarıya bakıyor ya da sadece içeriyle uğraşıyor gibi. Bunlar iz sürücü olmamanın bir sonucudur. Hava grupları dışarıyı, su grupları içeriyi düzeltmeye çalışır gibi. Oysa hepimiz doğamıza göre en iyi yapmakta olduğumuz şekilde bir iyileştirme ve çaba içindeyiz.

Depremler de enteresan çalışmalardır. İnsanlık tarafından kaplanmış alanlar doğrudan sosyal basınçla ilişkilidir. Yeterli sosyal baskı olan yerler depreme eğilimlidir. Toplulukta oluşan ani bir baskı ya da olay depremi tetikleyebilir, bu değişiklik pozitif olsa bile. Şamanlar toprakların altındaki taşları nazikçe groklayarak o bölgenin hem deprem şiddetini ve sonraki şokunu azaltabilir. Volkanları da bu anlamda groklayabiliriz. Taş kapsamı içinde katı olarak addettiğimiz plastik, odun, ca , makine gibi malzemeleri de dahil edebiliriz. Taşları, katı şeyleri groklamak, KU’nuza onların sınırlarının mukavemetini ve istikrarın doğasını öğretir. Aynı zamanda coğrafya ve kristaller hakkında daha çok şey öğrenmenizi, hissetmenizi sağlar.

ATEŞİ GROKLAMAK

Doğanın ateşe sahip olmasının kendi sebepleri var. Toprağa küllerle birlikte besin elemanlarıyla doldurmak, tohumları filizlendirmek, eski bitkileri azaltarak yenilerine yer açmak, bazı hayvan nüfusunu azaltarak ihtiyacı olan hayvanları beslemek gibi işlevleri vardır. Ateş, insan yaşayan bölgeleri etkiler. İnsan duygularını, doğası gereği izler. Bu duygu bazen bir kızgınlıktır. Ateş, doğaya bir amaçla hizmet eder, insan da öyle. Her türlü hastalık, KU’nun, henüz LONO tarafından ele alınmamış bir konuyu bize sunma şeklidir. Malibu sahilinde bir bitki serasında 30 yıl öncesinde bir yangın olmuş. Hiçbir komşuya bulaşmayan bu yangın için mülk sahibinin röportajı şöyle: Senelerdir burayı satıp başka bir yere taşınmak istemiştim. İşe bakın ki şimdi sigorta parasıyla bunu yapabileceğim. Yani kişinin kendi iradesiyle yapmadığını sistem yapıyor. Hayatımızdaki her şey bu şekilde işliyor.

Devamını oku “TAŞI ve ATEŞİ GROKLAMAK” →