Ben…

Duyguların galerisi

O loş derin mağara

Belirsiz bir uğultu gibi

Derinlerden

Yalnızlık.

Vahşi duvarlarında

Şakırdıyor tülden etekleri

İnce keskin bir

Merhamet

Damlıyor kanamış yanağından.

Kekremsi tadı dilimin

Ucunda

Yalnızlık

Sonra birden siyah

Dumanlar sisler şeklinde

Dağılıyorlar üstlerine

Duvarların tepelerine.

Korkutmayan, hüzünlü

Uğultu, kulaklarımdan taşan

Ve iyice diplerinde

Mağaranın.

Yalnızlık galerisi.

Çelik gibi soğuk

İnce ince inceltilmiş

İç içe karışıyoruz

Uğultu, ilkel duvarlar

Esen yalnızlık

Ve ben.

Portakal rengi

Bir güneş düştü ortaya

Aniden

Duvarlar parladı

Sıcaklık dölledi boşluğu

Kucaklaştık:

çıngıraklı kahkahası uğultunun

minik ışık paketleri

patlıyor

ışığa dönüşmüş eski duvarlarda

Sonra yaldızlı beyaz küre

Sabun köpüğünün  saydam

Yumuşak baloncuğu

Ağırlıksız uçuşuyor

Aramızda.

Minik kahkahalar atıyoruz

Onu seyrederken sevinç

Patlamaları, mucize!

Bu mucize.

Üzerimizde beyaz

Masum keten elbiseler

Kuşaklarımız arkamızda

Uçuşuyor.

Kaynayan yıldızlar

Fışkırıyor etimizden

Derimiz tarifsizce ışıldıyor

O dalgalar gökkuşağı her biri

Hem yakında hem uzakta

Sayılara sığmayacak kadar

Raksediyorlar başımızda

Zerrelerimiz karışmış

Bir girdap gibi

Dönüyoruz.

Sevinç maytapları

Kaplamış her yeri

Göğü boyamış, sulara saçılmış

Burun deliklerimizden

İçeri doluşuyorlar yutuyoruz

Yutuyoruz onları.

Sütten daha duru demetler

İçimizde dışımızda

İpek kordonlarla sarmışlar

Arşa saçılmış mutluluğum

Ben.

sa

28.01.04

Kolye değil Quipu!

Kolye değil Quipu!
Quipu ya da khipu (veya bir diğer adıyla “konuşma düğümleri”) quechua dilinde « düğüm » ve « hesap » anlamına gelmekte olup, İnka İmparatorluğu’nda ve And Dağları bölgesindeki İnka-öncesi topluluklarda kullanılan bir kayıt ve hesap sistemidir.
 
Terim günümüzde İnka yönetiminin imparatorluk halkına ve ekonomosine ilişkin istatistiki verilerin sayımı için kullandığı araçları ifade etmek üzere de kullanılmaktadır. Yazıya sahip olmayan İnka yönetimi doğal sayıları çeşitli renklerdeki sicimler üzerine düğüm silsileleri oluşturma yoluyla temsil etmekteydi ki, bu işaretler bütününe quipu adı verilir. Quipu sistemiyle tarihi olaylar da kaydedilebilmekteydi.
*Sümer yazı sistemine batıdan bir alternatif 🙂
*

Paranın Kokusu

Aztekler, İspanyolların neden altına düşkün olduğunu anlayamıyordu! Yenilmezdi, içilmezdi, yeterince sert olmadığından alet yapılmazdı! Eh belki bir iki süs takısı olabilirdi! Aztekler bir şey satın aldıklarında ödemeyi kakao taneleri veya kumaş toplarıyla yapıyorlardı. Öyleyse bu yumuşak maden neden bu kadar önemliydi? İspanyol Fatihi Cortes bu soruyu şöyle cevapladı: “Çünkü ben ve arkadaşlarım ancak altınla giderilebilen bir kalp hastalığından muzdaribiz!”

Paranın icadı teknolojik bir dönüm noktası değil, zihinsel bir devrimdi. Bu devrim sadece insanların ortak hayal gücünde yaşayan yeni bir gerçekliğin yaratılmasında gizliydi. Üstelik para sadece metaller ve banknotlar demek değildir. 2006 yılı verileriyle; tüm paranın %90’ından fazlası sadece bilgisayarlarda mevcuttur!

İnsanlığın ekonomik tarihi narin bir danstır.

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

 

Kısa kısa şeyler ve Zeytin

Büyük iskenderin iltifatına karşılık; “Sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. Bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almazsınız.” demiş Diyojen
Platon’a “Diyojen nasıl biri?” diye sorulduğunda “Aklını kaçırmış bir Sokrat düşünün,” demiş.
Bunu düşünmeye çalışıyorum ama sadece kahkaha atabiliyorum.
Diyojen, Atina’da çok sayıda erdem sahibi kişi olmadığını göstermek için gündüz vakti elinde lamba ile dolaşan adam!
Hey gidi Atina,… zeus aşkına be yaw!
Dünyanın ilk demokrasisinin uygulandığı yerde bile muhalif olacaktır çünkü demokrasinin özünde var; Bir gün Diyojen, bir heykelden sadaka isterken görülmüş. “Neden heykelden dileniyorsun,” diye sormuşlar. “Reddedilme antrenmanı yapıyorum,” demiş.
*
Yunan mitolojisine göre, Zeus kendisine en değerli hediyeyi verene kentin koruyuculuğunu verecektir ve bunun için bir yarışma açar. Denizlerin tanrısı Poseidon, Zeus’a uzak diyarlara dahi uçarak gidebilen ve savaşta yenilmeyecek bir at armağan eder. Athena ise zeytin ağacını. Yarışma çetindir çünkü ikisi de Zeus’a dünyanın en güzel hediyesini vermek isterler. Kuşkusuz dünyanın en uzak diyarlarına gidebilecek ve yenilmez savaşçı bir at mükemmel bir hediyedir ancak zeytin ağacı daha mükemmeldir. Zeytin ağacının muazzamlığı karşısında başta Zeus olmak üzere tüm Tanrılar, Tanrıçalar büyülenmiş ve ağacın kustallığı karşısında donakalmışlardır. Tüm hırsına ve kazanma isteğine rağmen Poseidon bile zeytin ağacından o kadar etkilenmiştir ki, aralarındaki çekişmeye rağmen zeytin ağacının üstünlüğünü kabul eder. Bunun üzerine, Athena zeytin ağacından bir dal kırıp Poseidon’a verir ve öylece aralarındaki düşmanlık zeytin ağacının rakipsiz güzelliği karşısında yok olur. O günden sonra Athena’nın ismi Atina kentine verilir. “Düşmana zeytin dalı uzatmak” deyimi de neredeyse tüm dillere tam da bu mitten gelmiştir. Çünkü zeytin ağacı, düşmanınızın dahi kıyamayacağı güzellikte ve kutsallıktadır.
Benim evde duvarlar dahil her şeyi yıkıp değiştirmiştim de mutfak bordürüne kıyamamıştım. İlginçtir buna düşünceyle karar vermedim hatta zeytin dalı olduğunun bile bilincinde değildim sanırım fakat ağaç sevgim ya da genetik bir güdüyle onları evde muhafaza etmişim ☺️
Bu arada yukarıda alıntıladığım mitolojik hikayenin ufak farklı versiyonları da var ama ana fikri değiştirmiyor. Bazı versiyonlarda (yunanlı rehberin anlattığında da) Poseidon onlara göl armağan etmiş, o zamanlar kadınlar da oy veriyormuş ve oylama yapılmış tüm kadınlar zeytini istemiş ve böylece Athena şehrin koruyucusu seçilmiş. Fakat sonrasında erkekler bundan rahatsız olup kadınların oy hakkını ellerinden almış!
Bu arada benim Facebook’daki profil resmi de tamamen tesadüf! Ben onu yunanistan hatırası olsun gibisine eklerken birden face bana kenarlık önerdi ve ben de zeytin dalı sunan güvercini seçtim. Zeytin ağaçlarıyla ilgili bir konu gündemde değildi ya da ben haberli değildim.
*
Her bireyin birleşim noktası/algı noktasının şüpheye yer bırakmaksızın yeni bir noktaya sabitlenmesi gerekiyor, hayat bunu sağlamak için bir senaryo yazıyor ve rolleri dağıtıyor, sen ve ben zeytin ağaçları kesilmesin rolünü seçiyoruz, başka birileri de farklı rolleri seçiyor ve sonra sahneye çıkıp oyunumuzu oynuyoruz, sonuç ne olursa olsun gereken şifa ortaya çıkar. bazen ağrın bi dokunuşla, bazen minik bi ilaç kapsülüyle bazen de 15 saatlik bir operasyonla giderilir! Bazen de milyonlarca rol ölür!

Devamını oku “Kısa kısa şeyler ve Zeytin” →

Sapiens ve Bir Kadını Öldürmek

“Hayali düzen dışında bir yol mümkün değil. Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz.” diyor sapiens yazarı yuval Harari, bunları 2012 yılında yazmış.
Bunu daha detaylı biçimde OYUN (onun hayali düzen dediği) mekanizmasını 2004 yılında Bir Kadını Öldürmek kitabında anlatmıştım. İşte aşağıda sadece ufak bir alıntı:

Her şeyi birbirine bağlayan ağın her bir ince lifi bir insanın ilgisidir. İnsan ilgi duyduğu şeye anında bağlanır. Bunu internet bağlantısına benzetebiliriz belki. İlgi duyduğu nesne ile kendi arasında karşılıklı bir akış başlar. Fakat bu öylesine ilginç bir bağlanış ki, ilgilendiğiniz objenin ilgilendiklerine de bilmeden bağlanmış olursunuz. Bilmediğiniz bir alanda bir çok şeyle farkında olmaksızın BİRlikte olursunuz.
İlgi bağı, olumlu ya da olumsuz alanda kurulabilir. Yani negatif ya da pozitif bağlanmanın işlev konusunda hiç farkı yok.
İlginin yöneldiği nesnelerin de birbirinden pek farkı yok. Bir kitap, bir fikir, rüzgar, bir kız, ya da pembe bir ev aniden kişinin ilgisini çeker.
İnsan ilgisinin bulunduğu yerde oturur. Aynı dönemler içinde birden çok şey aynı insanın ilgi sahasına girebilir; ancak eğer “an” hesabı yapacak olursak; herhangi bir anda insan (yani onun algısı ya da duygu sinyalizasyonu) yalnızca tek nesne üzerindedir.
Ve bu durumda biz basitçe o insan, o anda, o nesnedir diyebiliriz.
İçinde bulunduğumuz hava bize dokunmak için kıvranan sayısız olta ile dolu, bilmem bunun farkında mısınız?
Size bilinmeyenlerden değil yalnızca bilinenlerden bile bahsetsem bunun korkutucu düzeyini anlayacaksınız.
Şu anda neredesiniz? Kapalı bir mekanda ya da bahçede, bu önemli değil. O küçük odada; Dünyada şu anda yayın yapan tüm
Televizyon yayınları
Radyo yayınları
Telsiz yayınları
Ve
Milyarlarca cep telefonu arama ve mesaj yayınları
Mevcutlar. Siz alıcısını açmadığınızda onların var olmadığını sanmamalısınız. Hepsi alıcı cihazınızı açmanızı bekleyerek trilyonlarca iştahlı dil gibi başınızın çevresinde dolanıyorlar.

Bütün bu tespitler yalnızca dünya seviyesi oyun için geçerlidir. Diğer oyun evrenlerinin sistematiği üzerine pek fikrimiz yok. Pek tabii bazı varsayımlarda bulunabiliriz. Ve bu tür öngörülerimiz, düşüncelerimiz olarak geleceğe gidip fikri bildiğimiz manada inşa etmeye başlar.
Birbirini kapsayan birçok oyun evreni vardır.
Hepsinin kuralları farklıdır.
Bütün oyunlar aynı yerde, aynı zamanda birbirlerini her an güncelleyerek sonsuzca sürüp giderler. Bu bildiğimiz evrim tanımlamasının daha gelişmişidir. Çünkü evrilen eskiyi geride bırakamaz, bir halden diğerine geçilirek ilerlemek söz konusu değil. Diğerini içeren haller halinde ilerlenir/gerilenir. Yön önemsizdir. Zaman yoktur.
Berbat ve mükemmel; dahiyane!
-Bir Kadını Öldürmek